Çarşamba, Mart 07, 2012

izledim ve sevmedim

Happy Feet Two (2011) imdb detail

Mumble dans edemeyen oğlu Erik i istemeden kırınca, çocuk kendisine uçabilen penguen The Mighty Sven ı örnek alıyor. bu arada küresel ısınma ndeniyle klanları bir çukurda sıkışıyor ve kutup hayvanları birbirlerine destek olaraktan zor durumun üstesinden geliniyor.

sevmedim. çünkü gerçekten çocuklar için yapılmış. görsel olarak mükemmel olabilir, ama bana yeterli değil. hele hele şarkı söyledikleri yerlerde cidden bayıldım. bitsede gitsek oldum yani. bi tane değil, iki tane değil. anime resmen müzikaldi yahu! filmde karides Will ile Bill in görseli, hele hele o bacakların kıpırtısı beni koparttı. ilerde sırf karidesler üzerine çalışırlarsa, -tabiki büyükleri de tatmin edecek dialoglarla- süpper birşey olabilir.


The Double (2011) imdb detail

senatörün birisi ölü bulununca emekli bir CIA ajanı olan Paul, öldürme şekline bakarak bunun Cassius denilen bir seri katilin işi olduğunu söylüyor ve ve genç ajan Ben ile birlikte adamı yakalamakla görevlendiriliyor. meğerse işler çok başkaymış, ve amaç intikammış filan falan.

sevmedim. Richard Gere in oyunculuğunu beğenmiyorum, bu filmde de beni şaşırtmadı zaten. konu banel, çekimler banel, film durduk yere Ben Geary in -ay takip mi ediliyorum- paranoyası ve dibinde Paul Shepherdson ın bitmesi gibi dandik sahneler le dopdolu. kendime şunu fark ediyorum. eski oyuncular + eski tarz filmleri beğenmiyorum artık, oyunculuk iyi olsun olmasın. görsel yanında sürükleyici konu veya başarılı aksiyon olmalı. ek olarak karakterler gelişimi mantıklı olmalı. özetle bu filmde çok sıkıldım. sürprizzz! denilen yerler de ise hiç şaşırmadım!


Tinker Tailor Soldier Spy (2011) imdb detail

ingiliz istihbarat servisi içinden birisi sovyetlere bilgi sızdırınca George Smiley olayı araştırmaya başlıyor. araştırdığı 4 adam da köstebek olabilecek nitelikte olduğundan George Smiley in temkinli olması gerekiyor.

sevmedim. sıkıntıdan patladım hatta. soğuk buz gibi ve yavan bir filmdi. arada türkiyeden sahneler görünce, aaa oldum bi tek. tek heyecan o oldu yani.. konu yavaş tempolu, bana uygun değil. içinde espiri yok, hayranlık uyandırıcı karakter yok. görsellik sıfır! kadro ise süper: 1997 yapımı The Fifth Element ile hastası olduğum Gary Oldman, rome da Gaius Julius Caesar ı canlandıran sexi Ciaran Hinds, Colin Firth ve soğuk karizmasını beğendiğim Mark Strong... bu kadar hoş adamın olduğu bu kadar sıkıcı bir film anca olabilirdi, yönetmeni bunun için tebrik etmek lazım, evet!


The Girl with the Dragon Tattoo (2011) imdb detail

gazeteci Mikael Blomkvist ekonomik açıdan bunalımdayken karşısına çıkan Henrik Vanger, 40 yıl önce öldürülen yeğeninin katilinin bulunması kaşılığında maddi destek sağlayacağını söylüyor Mikael çalışmalara başlıyor. diğer tarafta ise şiddete mağruz kala kala şiddet bağımlısına dönüşmüş herhalde dedirten, kendisinden sorumlu devlet görevlisinin tacizine uğrayan, bir yerleri hack leyerek bilgi toplayan ve para kazanan Lisbeth Salander var. bunların yolları kesişir ve olayı birlikte çözerler.

sevmedim. bir kere ciddi ciddi Mikael Blomkvist oynayan Daniel Craig ın oyunculuğunu beğenmiyorum. hiç bir filminde de beğenmedim. bana james bond demeyin, o filmde ben bond olsam bilgisayar oyunları sayesinde benim de hastam olurdunuz. Lisbeth Salander karakterini gerçek olamayacak kadar dengesiz buldum. filmin uyarlandığı kitabı okumuş değilim, ya kitapta öyle, yada senaryo öyle yazılmış, bilemicem. hiç bir kadın uğradığı öylesine bir saldırıdan sonra normal hayatına sadece bir duş alıp devam edemez. iki, o tiple paldır kültür biryerlere girebiliyo, giriyo olmasını da cool cool kasarak reklam ediyo olması saçmaydı. hele hele Mikael ile sevişme sahneleri! hadi kadın manyak, adam da geri zekalı mı, kızın dildosu olmuş?! yönetmen:David Fincher! hastası olduğum filmlerin adamı! neyse diyor, bir sonraki filminden ümitli olduğumu ekliyorums. ps: 84.oscar da en iyi kurgu ödülünü aldı bi de. pöh!


Perşembe, Mart 01, 2012

çakma sushi! ;)


malzeme: nori, pirinç, içine canın ne isterse!
ben salam, kızartılmış havuç ve kavrulmuş pırasa ile mantar koydum mesela... pirinç yanına ne yakıştırıyosan onu koy derims. mesela bi dahakine tavuk parçaları koyucam. nori ile nassı olur emin değilim gerçi, ama denemekten ne zarar gelir;)

önce yağsız tuzsuz pilavını yap! (ben 150 gr yıkanmış pirinci 400 gr kaynayan suya salıyorum. iyi bi kaynattıktan sonra, kapağını kapatıp altını kısıyorum. camlı kapaktan göz göz olduğunu görünce, pilav havlusunu kapakla tencere arasına yerleştirip, ocağı kapatıp, 10 dk bekliyorum.)

noriyi kuru kesme tahtasına koy. üstüne spatula ile pilavı yay. sonra sigara böreği yapar gibi içine bi sıra hazırladığın içten koy ve noriyi sar. sonra bıçakla kes! soy sauce a batıra batıra ye!

afiyet olsun!


ızgara mantar ve keçi peyniri;)


kültür mantarları yıkayın, ortalarındaki sapı küt diye çıkarın. sonra iser tevlon tavada yağsız, kısık ateşte, kapağı kapalı olarak pişirin, ister ızgarada deneyin! ps: tavada önce su salıcak sonra suyu toplucak, o zaman mantarların tersini çevirin! terside kızarsın!

sonra tabağa alın, yanına keçi peyniri dayayın ve afiyetle mideye indirin!

Elif Şakaf ın Aşk ını okurken dikkatimi çekmişti! Mevlana ve sarhoş Süleyman laflarken ızgara mantar ve keçi peyniri yemişlerdi! denedim, oldu:) harikaymış tavsiye ederim.


IRIS

7 yaşından öncesini hatırlamayan "Kim Hyun Joon", sonrasında yetimhanede büyümüş ve askeri eğitim almaya başlamıştır. eğitim sırasında "Jin Sa Woo" ile tanışıp kanki olur. bir gün ikisi NSS isimli bir organizasyona ajan olarak seçilirler ve takım lideri "Choi Seung Hee" e aşık olurlar. "Choi Seung Hee" nin gönlü "Kim Hyun Joon" u seçince "Jin Sa Woo" nun davranışları değişir. zamanla kim dost kim düşman, kim sadık kim casus ve dönek birbirine karışır.

"Kim Hyun Joon" ile "Choi Seung Hee": aralarındaki aşkı, psikolojisi bozuk iki tipin kaçan kovalanır oyunu oynamasına çevirmedikleri için beğendim. çocuk netti, kız netti. ilişkileri dürüsttü. harika! ps: diziyi uzatmak için sonlara doğru biraz saçmaladılar, kızın geçmişini devreye sokmaya kastılar. olmadı. ama çokta dert değil! ps: "Kim Hyun Joon" iyi vücut yapmış ek olarak özellikle saçları uzunken süpper görünüyor;

"Kim Hyun Joon" ile "Jin Sa Woo": nefret ediyorum görev bilincinin arkasına saklanıp dostuna sırtını dönen, zarar vermeye çalışan pisliklerden. bakınız Code Geass da Lelouch umu ihanet eden suzaku pisliği! Jin Sa Woo da emir demiri keser modunda dostuna, dahası ülkesine ihanet eden, yaptıklarının vijdani sorumluluğunu almaktan aciz, üstlerini suçlamayı seçen karaktersiz, şerefsiz herifin tekidir. görüldüğü üzere nefretimi kazanmıştır.

"Kim Hyun Joon" ve "Kim Sun Hwa": "Kim Sun Hwa" öldürmekle görevli olduğu "Kim Hyun Joon" a aşık olur. sonrasında kara kedi gibi sevenlerin kavuşmasına mani olur. vijdansız, bencil kadın! üzgünüm ama ben böyle insalara karşı anlayışlı olamam. doğru tektir. egosal veya duygusal nedenlerle saptırmaya çalışmak yanlıştır ve hafifletici nedeni olamaz! ps: ayrıca bu kadının mesut yılmazın konuşması gibi ağır aksak yürüdüğü sahneler beni sinir etti ya!

dizinin konusu aşktan ziyade güney kore ve kuzey kore arasında savaş başlatmak isteyen terör örgütü ve onu engellemek isteyenlerler arasında geçmektedir. teröristler IRIS ismi verilen çok köklü bir organizasyondan emir almaktadırlar. bu örgütte, devletin en içlerine kadar girmiş kişiler bile vardır. kime güvenileceği belli değildir!

dizide IRIS in tetikçisini oynayan Big Bang grup üyesi T.O.P. u çok beğendim. ps: böyle de çok komik oldu yaws;) özellikle kızın boynunu kırdığı sahne perfect ti. olması gerekendi. lakin diziyi bitirmek zorunda olduklarından çabuk harcadılar derims.

özetle her biri 1 saatin üstünde 20 bölümlük bir drama dır. orta karar aksiyon, orta karar aşk, başarılı oyunculuk, güssel işlenmiş konu nedeni ile tavsiye ederim!


Gakusen 2


idealist Yamaguchi Kumiko yeni bir okulda, yine belalı bir sınıf olan 3-D nin homeroom teacher ı olarak işe başlar. bir önceki müdür Sawatari Goro bu okulda da görev yapmakta, mimikleri ile beni güldürmektedir. Yankumi nin tayfasında bu sefer, Kat-Tun elemanlarından Kamenashi Kazuya ve Akanishi Jin var. özellikle Jin çok tatlı;) bir önceki sezondan Kuma, bu dizide Yankumi nin eski öğrencisi şimdinin yeni ramen cisi olarak boy göstermekte. onun dışında konular değişmemiş, gene okullar arası kavga, gene serserilikler veya kız dövüşleri! yankumi gelir iki dandik yumrukla milleti yere serer filan falan!

gokusen 1 i çok beğenmiştim. bunda sadece matsumoto jun etkili değil elbette;)! Yankumi nin idealist tavırları, öğrencilere olan dürüst, korumacı, dost tavırları eğlenceliydi. çocukların başta direnip sonra erdem sahibi olmaları güsseldi. gokusen 2 hiç farklı değil. hatta yankumi gelse de bizi kurtarsa modunda takılan çocuklar la dolu! sevmedim. daha farklı, daha güncel konular bulabilirlerdi. japon gençlerinin daha farklı sorunlarına el atabilirlerdi. sona doğru iş bulma gibi durumları işlemişler ama gene yetersiz olmuş. birincideki aile problemlerine ise çok az yer verilmiş.

drama da bi tek yankumi nin aşık olunca girdiği o hayalci tatlı modu çok beğenerek izledim. onun dışında en baş müdürün birden kıllaşan tavırlarına anlam veremedim. orası çok boş bırakılmış.

özetle gokusen fanı olarak elbette izlediğime üzülmüyorum, ama hayal kırıklığım büyük. gokusen 3 ü indirip izlicem, lakin canım da hiç çekmiyo yani, o derece


movie day

My Week with Marilyn (2011) imdb detail

Colin Clark kafaya koyduğunu yapar ve "The Prince and the Showgirl" filminde reji asistanı olmayı başarır. sonrasında yolları Marilyn Monroe ile kesişir ve kadın ona sarar. bizimki aşık olur. bu arada Marilyn Monroe nun ruh halleri gözümüzün önünden film şeridi gibi geçer, bazen hayran kalır bazen şaşırırız!

Marilyn Monroe hayran kaldığım kadınlardan biridir. çünkü kadındır, dişidir! ek olarak çocuktur, kırılgandır, kendisini koruyamaz fikrimce ve bu nedenle ölür. ne kadarı doğru bilmiyorum, ama filmde Marilyn Monroe yu, kaprisli, cocuk gibi şımarık, derdini iyi ifade edemeyip ayılıp bayılan, çapkın, ordan oraya zıplayıp nedensiz histerik kahkahalar atan, ilgi çekmek için soyunmaktan çekinmeyen, kendisine dokunamayacağını bildği erkeğe eziyet etmekten keyif alan bir kadın olarak gördüm. ek olarak, isteyince role kendisini veren, zeki cevapları ile basın çalışanlarını eğlendiren, sexi ve reddi red olan bir kadın da gördüm. Monroe yu canlandıran Michelle Williams tam bir Monroe imiş cidden. mükemmel performasn! filmi bir kaç kez daha izleyip sindirmek istediğimden silmiyorums, sadece Monroe hayranlarına değil, karakter analizi ile ilgilenenlere de tavsiye ediyorums

ek olarak filmde Harry Potter ın Hermionesi Emma Watson ı öpüşürken görüp, -ay ne zaman büyüdün sen- dedim yani;)! başarılı bir oyuncu, daha da iyi yerlere gelicek kuşkusuz!



Tower Heist (2011) imdb detail

sadık Josh Kovacs işvereninin dolandırıcı olduğunu öğrenince, onu soymaya ve madur olan çalışanlara, emektarlara çaldığını dağıtmaya karar verir. ekibi toplar harekete geçer!

adam sandler ne kadar komedi işini beceremiyosa, Ben Stiller o kadar harika işler çıkarıyor. filmi çok sevdim ve eğlendim. ek olarak Eddie Murphy sadece isim olarak kalmış, oyunculuk gene yok. beğenemedim ben bu adamı zaten hiç. filmde mahkeme gününün değiştirilmesi ve ajanlar dahil herkesin bunu yutması gibi saçmalıklar var! amacınız sadece eğlenmekse, gülmekse, veya adam sandler filminden çıkıp kendisine gelmek istiyosanız izleyin derims. yanına çerez hazırlamayı unutmayın:)


Tucker and Dale vs Evil(2010) imdb detail

Tucker ile Dale in tek derdi balık tutarak sakin bir vacation geçirmektir. kampa gelen bir grup genç ise görünüşe aldanıp resmen kendi kuyularını kazarlar!

hahaha çok sevdim! özellikle tahta kıyma makinesine atlayan çocuk ve Tucker ın arılardan kaçtığını farkeden, ama -geç- fark eden çocuk beni gülmekten yerlere yatırdı. kanlı sahnelerden ürkmeyen ve gülmek isteyenlere şiddetle tavsiye ederim. ps: esas kız Katrina Bowden cidden güsselmiş. özellikle fiziki bomba! ps2: Tucker ı oynayan Alan Tudyk ı ayrıca beğendiğimi eklemek isterims!


movie day

Zookeeper (2011) imdb detail

Zookeper Griffin Keyes, eski sevgilisini geri kazanmak için seçtiği yaşamı yadırgamaya ve değiştirmeye çalışır, ama sonuçta gerçek mutluluğu bulur filan!

çok eğlendim! Griffin in sevgilisine evlenme teklif ettiği sahneden başlayarak bir çok yerde gülmekten öldüm. komedi adına filmi iğrençleştirmedikleri için (kaka yemek, kusmak gibi amerikan iğrençlikleri) ayrıca sevindim. "The King of Queens" in komik çocuğu Kevin James in Hitch filminden beri hastasıyım. adam sandler ile oynamadığı filmleri harika! Rosario Dawson ise sert imajlı bir kadın olmasına rağmen, komedi filmine yakışmış. hatta çokta tatlı olmuş. yine eski sevgili rolündeki Leslie Bibb başarılıydı. filmde bi tek yeni erkek arkadaş Gale (Joe Rogan) i sevmedim. film sonunda şarkı söyleyen hayvanları es geçmeyin derims. ek olarak new kids on the block hayranları donnie wahlberg i görünce sevinebilir.. ehehe;)


The Adventures of Tintin (2011) imdb detail

ilkokul çağlarında ders çalışmayıp tenten okuduğu için cezalandırılan, bu nedenle gizli gizli yatak altlarında zulolar yapıp çizgi roman okuyan tayfadanım bende... bu nedenle Steven Spielberg in tenten ini umutla bekliyordum ve aradığımı buldum. bütün karakterler süper işlenmiş, konu standart tenten konusu. efektler süper. çok başarılıydı ve gözüme de gönlüme de hitap etti. bi tek harika köpek Fındık ın biraz daha kamera önünde olmasını isterdim. tenten cilere şiddetle tavsiye ederim


Fair Game (2010) imdb detail

diplomat Joe Wilson bir gazetede, amerikanın ırak ile savaşma nedeni olan kitlesel imha silahlarının gerçekte olmadığını yazar. saddam nijeryadan uranyum almamıştır yani! oysa bush yönetimi bu balon haberle savaşa girmelerini legal göstermeye kasmıştır. bu yazı üzerine abd başkan yardımcısı dick cheney-nin sağ kolu scooter libby, Joe Wilson un cıa ajanı eşi Valerie Plame ın kimliğini açık eder. Valerie nin ortadoğudaki 5 istihbaratının hayatı böylece tehlikeye girer. kendi de tehtid ve hakaret telefonları alır. doğru olan ile yapılması gereken birbirine girince evlilikleri de tehlikeye girer. pes etmezler, hatta hükümete dava açar ve kazanırlar. ps: filmin sonunda gerçek Valerie Plame ın basın açıklamasına da yer vermişler, süper olmuş!

film 2003 yılındaki Valerie Plame skandalı ile ilgili gerçek bir politik gerilim! harikaydı. konunun işleyiş sırası az, öz ve politikadan pek haz etmeyen benim gibileri sıkmayacak şekildeydi. kesin yaşlanıyorum çünkü Sean Penn i de çok sexi buldum:) oyunculuk süperdi. bu adamdaki tutku ekrandan taşıyor yahu! 2001 "Mulholland Dr." dan beri hastası olduğum Naomi Watts yine süper oynamış. konu gerçek ve güssel! işleyiş çok başarılı! oyunculuk harika! izlemenizi tavsiye ederim. bu arada filmin aslında amerikayı yani beyaz sarayı yermediğine, aksine yanıltıldıklarına, saf olduklarına gönderme yapıldığına dair yazılar okudum. Sean Penn ın bush yönetimine olan tavrını ve savaş karşıtı yanını bildiğim için ben öyle düşünmüyorum! gayet giydirici bir movie olmuş. aklına fikrine sağlık Sean diyorum!


izledim ve sevmedim

Underworld: Awakening (2012) imdb detail

çok üzülerek belirtiyorum ki sevmedim! bu filmi bir süredir bekliyordum, ve umutla bekliyordum. lakin şimdi Fatih Erkoç tan ellerim boşbom, yüreğimde bir sızı modunda oturmaktayım! film bir öncekinin devamı şeklinde başlıyor. güssel! Selene ile Michael tam buluşacakken yakalanıyorlar ve üzerlerinde deneyler yapılıyor. bunlardan biride kızlarının üretilmesi! Selena 12 yıl sonra uyanıyor ve kızının peşine düşüyor. soyu tükenmekte olan vampire lara da dövüşmeyi öğretmesi isteniyor. ek olarak michael i de kurtarması lazım filan!

sevgili Kate Beckinsale! Kick-Ass deki minik Hit-Girl(Chloë Grace Moretz) ın dövüş style ını gördükten sonra, sadece sexi vücudunu deri ile kaplaman yetmiyor! arada cidden şık combolar ile ağzımın suyunu akıtman gerekiyor! işte sevmememin ana nedeni bu! ek olarak filmde çok fazla boş sahne vardı.


Jack and Jill (2011) imdb detail

anlatılmaz yaşanır berbatlığındaki bir Adam Sandler filmi daha! Jack ve Jill ikizdir. ikisini de dahi adam?!x?!, Adam Sandler oynamaktadır. Jill uyuzun önce gideni, patavatsız, jar-jar-jar konuşup asabımı bozan yaşlı bir karıdır. bu kadar!

filmin tek çekici yanı Al Pacino idi. sanırım yaşlanmışım, çünkü Al Pacino yu hala sexi buluyorum:) filmden sonra, neyseki elimde bir Ben Stiller filmi vardı ki bozulan keyfim yerine geldi. tekrarlıyorum: Adam Sandler zehirse, Ben Stiller onun antidote udur.


The Rum Diary (2011) imdb detail

Paul Kemp, Porto Riko'da ki yerel bir gazetede işe başlar, iş arkadaşı Bob Sala ile ev arkadaşı olur, birlikte içerler, zıçarlar, çekerler filan filan! Paul dan yazması istenenler basit konulardır lakin o adayı parsellemeye gelen zenginler ile yöre halkı arasındaki uçurumu gözünden kaçırmaz. kaçırmaz da ne olur? hiçbirşey!

Johnny Depp in oyunculuğuna diyecek yok! sonuçta saykodelik rollere yatkınlığını "Fear and Loathing in Las Vegas" da fıstık gibi kanıtladı. Bob rolündeki "Michael Rispoli", elbetteki bir "Benicio Del Toro" olamaz. ama yine de iyiydi derims. filmi sevmedim. neden seviyim ki? içen, horoz dövüştüren, aylak tipler! yöre halk ile sömürgeci beyaz durumu yeni bir konu değil! şımarık, kaşar kız ile ona aşık olan sersem gazeteci çekici değil! ne vardı ki filmde seveyim?!


Hugo (2011) imdb detail

babası ölünce Hugo, sarhoş amcasıyla bir tren istasyonundaki koca saatte yaşamaya ve çalışmaya başlar. ek olarak bulduğu her parçayı toplamakta, babası ile bulduğu robotumsu şeyi tek başına tamir etmeye çalışmaktadır. bir gün robot çalışır ve Hugo yu, sihirbazken sinemanın büyüsü ile o tarafa kayan, varını yoğunu veren, başarılı olan ve savaş zamanı herşeyini kaybeden, şimdi aynı tren istasyonun mini oyuncaklar filan satan Georges Méliès a yönlendirir. birlikte sinemanın ilk zamanlarına giderler, Hugo yeni bir yuva bulur, Georges ise üne kavuşur.

konu beni çekmedi. Hugo yu oynayan Asa Butterfield e, Merlin-Mordred rolü nedeni ile kılım zaten;) anime izleyen ve Miyazaki yi bilen biri olarak Martin Scorsese dünyası bana -oh my gosh- dedirtmiyor, hatta banel geliyor, sıkıyor. yapıcak birşey yok! Chloë Grace Moretz, Kick-Ass bilmindeki Hit-Girl ile kalbime oturmuş bir kız. ama bu filmde rol icabı sıradandı. Ben Kingsley a gelince; hastasıyım! ne güssel de veriyor yaşlı bir adamın hissettiklerini! filmde esas izlenmesi gereken bu adamdı derim. konu bana hitap etmediğinden, paris in ışıkları beni cezbetmediğinden sevmedim!


Gattaca (1997) imdb detail

zayıf yapılı doğan Vincent Freeman, Naruto daki Lee vari şekilde azimle çalışıp aradaki açığı kapatmaya, uzaya gitme şansı olan mükemmel insan sınıfına çıkmaya çalışlır. lakin çabası yeterli gelmez ve hilelere başvurur.

sevmedim. çok sıkıldım. filmi 1997 yılında izlesem sever miydim? emin değilim! "Interview with the Vampire: The Vampire Chronicles" 1994 filmi ve hala hastasıyım, mesela. Jude Law ın oyunculuğu süper. diğerlerinin ki sıradan. rolü asker gibi görev bilinciyle, iyi oynamak yetmiyor bence, içine duygu da katmak gerekiyor ve Ethan Hawke bunu başaramıyor. konu sarmadı, fikir vermedi, filmde dövüş yok, hastası olacağım karakter yok, eh gülmedim de. bu durumda sevmedim!


Melancholia (2011) imdb detail

film Melancholia isimli gezegenin dünyaya çarpmadan önce iki manyak kardeşin yaşadığı psikolojik gerilimi anlatıyor.

izlediğim en berbat filmlerdendi. sıkıldım, bunaldım, saçma bilgi ve kareleri bir umutla bağlamaya çalıştım. olmadı. film -aman da ne ilginçmiş, pöhpöhpöh! diyerek izlediğim saçmalık kümesinden başka birşey değildi.


Immortals (2011) imdb detail

zeus dünyaya iner ve Theseus u çocukluktan itibaren yetiştirip gelecekteki savaşa hazırlar. isterki insanlar sorunlarını aralarında, tanrıları karıştırmadan halletsin. ama öyle olmaz. tanrılar zeus un sözünü dinlemez, iyikide dinlemez, çünkü yetiştirdiği çocuk tanrılar olmadan bir halt beceremez!

izlediğim en berbat filmlerden biriydi herhalde. oyunculuk berbat, Mickey Rourke ın çabaları yalnız kalmış. mitolojik konu altı boş eylemlerin bir araya getirilmesi şeklinde işlenmiş. birsürü gerekli sahne yok ve birsürü gereksiz sahne içiçe. başroldeki çocuk iğrenç, kahin daha da beter. tencere kapak olmuşlar vesselam. hele hele titanları görünce içim acıdı resmen.. dövüş sahnelerine gelince, gey görünümlü bir tanrının kafaları patlattığı sahne iyiydi, ama erkek adam izlicem diyosanız 300 spartalıyı bi kere daha izlemek sizi daha çok tatmin eder. ps: Stephen Dorff cuğum ne hale gelmiş, yazık. boydan kaybetti bu çocuk. yoksa bildiğim en iyi vampire lerdendir!


sevmedim!

Puella Magi Madoka Magica, Mahou Shoujo Madoka Magika, Magical Girl Madoka Magica
Episodes: 12
Season: Winter 2011
Producers: Aniplex, Shaft, Nitroplus, Aniplex of AmericaL
Genres: girls team, witch, simple creatures, silly girls


Kaname Madoka ailesi ve arkadaşları ile tatlı tatlı yaşarken, rüyasına kedivari bir yaratık girer ve onunla kontrat yapmasını, cadılar ile savaşan girls team e katılmasını ister. o sırada Madoka nın sınıfına transfer olan Akemi Homura ya cadıdır, yada kontrat olayına karşıdır. özetle girls team in karşısındadır.

sevmedim.. kızlar salak yada çığırtkan! konu etkileyici değil! dövüşler dövüş bile değil! 3 bölüm izledim ve dropped. ilgilenenler myanimelist den check edebilir.


Çarşamba, Şubat 29, 2012

Carnage (2011)


kendinize bir iyilik yapın! bu sene istanbul devlet tiyatrolarında oynayan VAHŞET TANRISI isimli oyunu izleyiN! ve evet, abartmıyorum!

Yasmina Reza nın yazdığı oyunu Roman Polanski yönetince ve başrollerde sevdiğim iki kadın; Jodie Foster ve Kate Winslet oynayınca, harika bir film çıkıyor karşımıza. keza tiyatro oyununda muhteşem kadın Ülkü Duru ve yine harika oyuncu Zerrin Tekindor rol almış, gözlerim yılın en iyi performansları karşısında gülmekten yaşlara bulanmıştı.

ps: özellikle Zafer Algöz ün ve akabinde İşdar Gökseven ın süper oyunculuklarını da es geçemicem. mesela Michael Longstreet canlandıran Zafer Algöz, filmdeki John C. Reilly den kat be kat mükemmeldi. ps içinde ps:) oyun hakkında

çocukları kavga eden iki aile, soruna yapıcı çözümler bulmak adına bir araya gelir. lakin kibar başlayan konuşmalar zamanla tondan ve konudan sapar, kişilerin maskeleri çıkar...

tabiki bayıldım... anlatılmaz yaşanır olduğu için kısa kesiyor, izlemenizi tavsiye ediyorum...


...

tarihle ilgili birşeyler okuyorum da; göçebe bi toplummuşuz. hala öyle!

zamanında öldüğümüz kadın veya erkek cazibesini kaybedince anında diğerine sarıyoruz.

iş yerinde müdürle anlaşamayınca yada az biraz zor işler olunca başka işler bakınıyoruz.

hayalim dediğimiz çaba isteyince hayali değiştiriyoruz.

arkadaşımız canımızı sıkınca siliyoruz, görüşmüyoruz.

göçebe bi toplumuz! yerleşik hayata geçmek için gerekli cesaretten, çabadan, sabırdan, özveriden yoksunuz!


seviyorum hayat okulunu!;)

sırtım tutulduğu için 2 hafta pc başına oturamadım.. ah ne özlemişim!!! değil;)))
içinde bulunduğum duruma yine perfect uyum sağladım ve 30 un üzerinde film, anime, dizi, show vb izledim.. pek yakında isimlerini ve hissettirdiklerini paylaşıcams:)

ama ilk önce bu dönemde öğrendiklerimi paylaşmak istiyorum.

bilgisayar başı çalıştığım için önceden de boynumun tutulduğu olmuştu, zaten meslek rahatsızlığı olarak ciddi bir boyun düzleşmesi problemim var. ama hayatımda ilk defa sırtım tutuluyo.

- Allah kimsenin başına vermesin. çok kötü bi ağrısı varmış, hele hele ilk üç gün ölüyorum sandımdı!
- yoga veya benzeri streching movements ları deneyip canı sıkılan biriydim. haftada iki gün kardiyo çalışıp yeterli sanıyodum. yetmiyomuş. ilerde iki büklüm kalmak istemiyosanız benden size tavsiye, hayatınıza streching sokun!
- sağlıklı beslenen biriyim ama düzenli beslenen biri değilim. bazen yerim bazen yemem, yada bazen az yerim bazen abartırım. yediğinin sağlıklı olması yanında nelerle birlikte tükettiğin, hangi saatlerde tükettiğin, ve ne kadar tükettiğin de önemliymiş. hep deriz ama yapmayız, biliyorum! yapmanın vakti gelmiş dostum.
- artık 30 lu yaşlardayım. görünürde her ne kadar çıtır olsam da;) kemikler ve kaslar 30 diye anırıyor. artık sadece dikkat etmek yetmiyor, extrta sağlığım için çaba göstermeliyim..
- en önemlisi, en klişesi;): kafaya tokadan başka birşey cidden takmamak gerekiyor. sağlık, gerisi yalan. ben pozitif biriyimdir ve kafama derdi tasayı 2 saatten fazla takmam ama benimde iş ve program takıntım var. işler geri kalınca, plana birşeyler uymayınca çok stres yapıyorum. maksimum performans sonrası bazen, olursa olur olmassa sonunda ölüm yokya deyip sırıtmayı öğrenmeliyim.
- insanın evi bir başka dostum! ister senin olsun ister kirada, en azından bir odasını bakınca seni mutluluğa boğacak modda döşemelisin derim. hasta olunca duvarlarına bakınca gülümsemelisin.
- hastayken bir çok arkadaşım aradı! panik atak geçirenler, doktor kesinlenler, espiri yapmaya çalışanlar, fırça atanlar neler neler;))) itiraf ediyim dost, o halimle önce bozuldum. espiri yapana umursamıyo diye kızdım, ölücekmişim gibi panikleyene abartıyo diye kızdım. ama şu bir gerçekki, herkesin kalbi ve niyeti pırlantadan bir demet. artık büyüdüm -yaşlandımın pozitifçesi bu- ve şekilci olamayacak kadar 30 um!;) (ps: bi önceki ciddi bi cümle biliyo musun?!) neyin nasıl olması gerektiğinden daha çok niyetin önemli olduğu devredeyim. bilmiyorum hislerimi tercüme etmekte ne kadar iyiyim?! lakin; yüklem ve özlenin yerinden daha önemli ondaki öz! ve kimse isteğim cümleleri kurmakla yükümlü astım değil! bir çok insanı eleştiriyorum, otorite gibi davranıyor, onunla aynı rengi sevmeyeni taşlıyor diye. ama ben de öyleymişim gerçekte. hiç bir zaman değişmek için geç değil elbet! değil mi sevgili sırtım? hadi kalk ayağa bakıyiimm!;)))


Perşembe, Şubat 23, 2012

ık!

hatrı sayılır uzunluktaki yalnız yaşamımda, bir çok şeyi tek başına yapabilirim. su çiçeği geçirebilir, hırsız yoklaması nedeni ile insomnia ya yaklaşan uyuyamama durumumu fix edebilirim. ama benimde kendimi her ne kadar telkin etmeye çalışsamda korkudan göz yaşı döktüğüm, birisi yanımda olsun diye dil döktüğüm durumlar var. kan aldırmak!

yarın kan aldırmam gerekiyor ve bilerek aileyi aramıyorum. korkunun ecele faydası yok isimli oyunda başroldeyim. kendime şimdiden başarılar diler, bayılmamayı umut ederim!

ps: bayılmadım. hatta hiç acımadı. gerçi bunda sırtımın tutulmasından dolayı sol kolumdaki hissizliğin de payı var. ama olsun, süpper geçti. aferin kızım kereviz diyor ilaçlarımı alıp yatıyorums;)


Pazartesi, Şubat 20, 2012

movie day

Mushishi (2006) imdb detail

Ginko çocukluğunu hatırlamayan bir mushishi dir. yani birçok insanın göremediği mushi isimli yaşam formlarının hasta ettiği insanları iyileştiren bir doktordur. gezgin yaşamında insanlara yardım eden Ginko yu hatırlamadığı geçmişi takip etmektedir.

mushishi isimli animenin live action ı olan movie yi aslında sevmedim. animesinin yanından bile geçemiyor, yazık. malum, böyle doğa üstü güçlerle ilgili film çekilecekse ona göre bütçe yapılmalı. düşük bütçeyle anca bu kadar olmuş. yani olmamış! öbür taraftan animeden farklı olarak Ginko nun geçmişiyle fazla ilgilenilmiş ki; animede ilgilenilmemiş olması benim özellikle hoşuma gitmişti. mushishi animesini izleyenlere beklentilerini minime edip izlemelerini tavsiye ederim...
ps: anime için buraya bak kudasai
ps: Ginko yu Joe Odagiri canlandırıyo. kendisi Basilisk in live action u Shinobi: Heart Under Blade de Gennesuke olarak izlemiştim..
ps: Tanyu yu canlandıran Yuu Aoi, hayatımın bir numaralı filmi, animesi, herşeyi TekkonKinkuriito da Shiro yu seslendiren kızmış. ah ah, şimdi sevdim filmi işte!;)


The Future (2011) imdb detail

4 yıldır çıkan Sophie ve Jason yaralı bir kediyi sahiplenmeye karar verirler. kedi 30 gün sonra iyileşek ve evlerine, ilişkilerine dahil olacaktır. yaşamları istedikleri gibi olmayan, oldurmak için gerekli sorumluluktan yoksun çift, bu 30 günü hayatlarının son 30 günü gibi yaşamaya, hayatlarının sorumluluğunu alarak kedinin sorumluluğunu alacak hale gelmeye karar verirler.

ilginçti! çiftin sakin, sessiz, asosyal ritmi, evcil olduğumdan olsa gerek hoşuma gitti. çocuk öncesi çiftlerin "yahu yaşamak istediğim herşeyi yaşadım mı ki?" gibi, kararlarını irdelemeleri ve aslında yapmak istediklerinin çok farklı olduğunu keşfedip 35 yaşında harekete geçmeleri hoş! ps:ve bu çalışmayı 35 den önce yaptığımdan rahatlatıcı;) Hamish Linklater ve filmi yöneten, yazan, oynayan Miranda July in hem şekilsel hem düşünsel uyumu, filmin sakin yapısına çok uymuş, öyleki hiçbirşeyi yadırgamadan hayatlarına dahil olabiliyosunuz!

filmde anlatıcının kedi olmasına bayıldım. arada fantastik öğelerin kullanılmasını ise gereksiz, saçma ve filmin örgüsünü bozucu buldum. çünkü karakterler ne kadar şaka gibi ise, konu o derece ciddi. kedinin kollarını birleştirmesi, ayın konuşması, zamanın durdurması bla bla bu durumda olmamış ve konunun ciddiyet seviyesini düşürmüş!

özetle sakin filmlerden sıkılmayacaklar, ilginç konuları sevenler, ve özellikle 30 larını aşıp hala ben ne yapıyorum dememişler izlemeli derims;)


Drive (2011) imdb detail

kendine ait düzeni olan Driver, komşusu Irene ve oğluna, gerçekte onlarla bir aile olmaya özenir. dener, ama eline yüzüne bulaştırır!

film, soygundan kaçan Driver ın neden hızlanıp polisin dikkatini çektiği, helikopterin neden ısrarla o aracı takip ettiği sorularını cevapsız bırakarak başladı ve canımı sıktı.. adamın iyi şöför olduğunu ilerleyen zamanda da anlayabilirdik oysa. Irene in kocası varken ve Driver a hissettikleri kabak gibiyken takındığı tavrı saflığına vurabilirdim, şayet saf olma halinin IQ ya değil karaktere has olduğuna inansaydım. kız kasiyer, bu durumda IQ sü en az: normal! bu durumda saf değil, kaşar!!! asansördeki adamın, Driver hazır arkası dönükkenki zamanı değerlendirememesine şaşırdım ve oh canıma deysin dedim yanı;) durum göz önüne alınınca ilk yok edilmesi gereken kız ve evladının ikamet bile değiştirmemesi ayrı bir muamma!

Driver ın ilginç bir karakteri var, ve ben ona bayıldım) konuşmayı pek sevmediğimden bana hitap etti, hatta idolüm oldu! bu nedenle konuya bayılmasam da, hatalar bulsam da filmi sindirene kadar silmicems;) ek olarak Ryan Gosling ın hastasıyım! gördüğüm en kayıtsız suratlı adam! ki driver a çok iyi oturmuş... sakin, soğukkanlı, ne duygulu ne duygusuz. süpper!;) ikinci ek ise Ron Perlman! Hellboy bir numaralı çizgi karakterim olduğundan dolayı Ron Perlman u sevmeye programlıyım. her hali gözümde güssel!-lerden;

özetle karakter analizi sevenler, az buçuk aksiyon, az buçuk vahşet ile yetinecekler izleyebilir derims...


Mushishi


Episodes: 26
Season: Fall 2005
Producers: Artland, Marvelous Entertainment, FUNimation EntertainmentL
Genres: supernatural, a little drama


japoncada böcek anlamına da gelen mushi, ender insanların görebildiği yaşam formlarıdır. çocukluğunu ve bir gözünü nasıl kaybettiğini hatırlamayan Ginko, mushishi olarak gezmekte, mushi nedeniyle hasta olan insanları iyi etmeye çalışmaktadır.

mushishi nin her bölümünde gezgin Ginko nun bir başka macerasına konuk oluyor ve hiç sıkılmıyorsunuz. öykülerin bazıları iyi bitsede geneli hüzünlü. ama Ginko karakterini o kadar başarılı ele almışlarki; o hüzün içinde bunalmıyor, Ginko nun seviyeli soğukkanlılığına da içerlemiyorsunuz. gerçekten izlediğim en iyi işlenmiş karakterlerden.

- ikinci bölümde Ginko nun olmayan gözünü nasıl verdiğine şaşırdım ama o artifical eye mış!

- Ginko nun hatırlamadığı geçmişine bir bölüm ayırmaları ve uzatmayıp main patterne dönmelerini sevdim..

- animede sakin ve doğal ortamları izlerken, pek uygun dinlendirici müzikleri dinliyor ek olarak hafif ürkünç hikayelere tanık oluyosunuz. tam gece mum ışığında battaniyeye sarılıp izlemelik derims..

ben sevdim. doğaüstü konuları, başarılı işlenmiş bir karakter eşliğinde, dozunda hüzünle, sakince izlemeyi seviyosanız kaçırmayın derim.


roket takımındaki kedi nin de dediği gibi: ÇOKK DOĞRU!



Perşembe, Şubat 16, 2012

Yaki-Chicken Ramen


mutluluktan yorumdum... sonra yazıcam tarifini;)
ps: bugün aldığım nori yi açtım.. AH! buram buram japonya kokuyor, gözlerim doldu yine... o kadar özledimki hacmi küçük kütlesi ömrümce anılarımı... gitmek yine nasip olur inşallah!

ee artık yazalım:)

MALZEMELER: 1 parça tavuk, 3,4 adet pırasanın yeşil yaprağı, 3,4 dilim ginger, 1 yumurta, 4,5 yaprak ıspanak, 1 pırasanın beyaz kısmının 3 te 1i, 75 gr noddle, 1 çay kaşık tavuk bulyon, 4 tatlı kaşık soy sauce, 1 tane kesme şeker, 1 dilim salam

- tavuk parçasını bıçakla bir kaç yerden delip, küçük tencerede, üstünü kapatacak kadar suda, pırasanın yeşil yaprakları ve ginger dilimini de ekleyerek kaynatın, sonra altını kısarak pişmeye bırakın. arada üstü köpük olursa kaşıkla alın.

- başka bir yerde yumurtayı haşlayın. (isterseniz verdiğim linktekli gibi yumurtayı geceden soya sosa yatırabilirsiniz. ben yaptım. renk hariç tatta bi değişiklik olmadı. ondan dolayı bir daha o zahmete girmicem. bu nedenle buraya sadece haşladığımı yazıyorums.) yumurtayı pişirdikten sonra soğuk veya buzlu su içine alınca, güssel ve kolay soyuluyo. öyle soyup ikiye kesin.

- teflon bir tencerede ıspanakları kapağı kapalı kısık ateşye pişirin. kendi suyunda pişecektir. 6-7 dk sonra ateşten alın.

- pırasanın beyaz kısmına boyuna bi çizik atın ve iki üç katmanı çıkarıp, onları ince ince boyuna kesin. soğuk suda 1 dakika bekletip suyunu sıkın.

- nodle i pişirin, suyunu dökmeden nodle ı süzgeçe alın. suyuna tavuk bulyon koyup kısık ateşte pişirmeye devam edin. bu arada tavuku tavaya alıp iki tarafını kahverengileştirin. tavukun suyundan ginger ve pırasa yapraklarını da alıp soya souce ve kesmeşekeri koyun. kaynayınca, ramen tabağına 1 fincan soya soslu sudan, 2 fincan noddle ın suyundan koyun. sonra noddle ı ekleyin. üstüne tavuku, ıspanakı, beyaz pırasayı, yumurtayı, 2 ye kesilmiş 1 dilim salamı ve kenarına nori yi ekleyin.

- afiyet olsun.

ps: zor gibi görünüyo ama el alışınca çok kolay. ben sık sık yapıyorum ve keyifle yiyorum;)
ps: I used this recipe and I love it! cookingwithdog tsukatte kudasai!;)