Pazartesi, Aralık 28, 2009

Ultraviolet (2006)



şimdi Milla Jovovich in hastasıyız. ondaki göz + bakış -ki ikisini bi arada bulmak zordur- kimsede yok. Resident Evil daki Alice rolü ona o kadar çok yakıştıki kanaatimce ve yapımcılarda bunun farkındaki benzer rolleri sunmuşlar o da kabul etmiş. bilim kurgunun kraliçesi. milla hala çok güssel, hala tablo gibi maşallah. ama film berbat, hatta iğrenç, hemde herşeyiyle. sırf milla nın makyaj notlarını almak için katlanıp izledim diyebilirim. çocuğu oynayan Cameron Bright berbat, Gart ı oynayan William Fichtner resmen gey. Milla gereksiz duygusal. en son Demi Moore u izlemiştim Charlie's Angels da saçma salak gözyaşı döküyodu , "ağlayan cazip kadını ne güssel oynarım gerekince" tadında.. milla da ona kasmış ama hiççç olmamış güsselim ol-ma-mış.

tür: bilim kurgu, aksiyon
yönetmen: Kurt Wimmer
senaryo: Kurt Wimmer
yapim: 2006, amerika, 88 dk
oyuncular: Milla Jovovich(Violet), Cameron Bright(Six), Nick Chinlund(Daxus), William Fichtner(Garth)

Sin City - Uğruna Öldürülecek Hatun



hahahahh ismini her okuduğumda gülmekten ölüyorum yahuuu. kıymetli iş arkadaşlarımdan birisinin önermesi ile okudum. başladım ve bitti zaten. ahh frank nasıl bir dünyada yaşıyosun? ve o dünyaya tek yön bir bilet lütfenn.. ( derdim avatar öncesi ama bu ara sadece pandorada navi olmak istiyorum;))

sin city filminin zaten müptelasıyız ve arada toplanıp yad ederiz. ama çizgi romanlarının daha bir sürükleyici olduğunu, filminin ise gerçekten romanıyla aynı tadda olduğundan ayrıca harika olduğunu ifade edebilirim artık.

sin city çizgi romanları benim bulabildiğim 7 cildi var. dahası da var diyenler bana bilgi verirse çok sevindirik olurum.

1-buruk veda
2-uğruna öldürülecek hatun
3-yağlı av
4-sarı piç
5-aile değerleri
6-işçi hatun ve kurşun(puuhahaaaaaa)
7-cehenneme gidiş dönüş

My Girl



Kazama Masamune lisedeyken üniversiteye giden Yuka-ya aşık olur. aşkına karşılık bulur ve tatlı tatlı yaşarlarken, Yuka-nın amerikaya gideceği tutar. Masamune-nin ne kadar sürerse sürsün beklerim! demesine aldırmaz gider. Masamune paso mektup gönderir ama hiç birine cevap alamaz. üzüntüsü ile yoğrulur büyür. bir gün bir telefon alır. arayan Yuka-nın annesidir. koşa koşa gider ve acı gerçeği öğrenir. Yuka ölmüştür. yetmez gibi amerikaya hiç gitmemiştir. Yuka bu yalanı bebeğini, daha liseye giden Masamune-nin hayatını mahvetmeden tek başına büyütmek için uydurmuştur. Koharu 5 yaşında ve dünya tatlısıdır. baba ile kız tanışır.

Aiba Masaki-ini ilk izlediğim draması. Arashi-nin Aiba-sı bende hep saflık derecesinde iyi kalpli, eğlenceli, duygusal bir imaj yaratmıştı ve bu drama ile bu düşüncelerim daha da kesinleşti. drama çok drama cidden. her bölümde illa bi kaç göz yaşı döküyor(d)um. ama gına geldi artık yani.. ;))

ps: masamune nin patronu Hayashi Hirokazu karakterini çok sevdim. ses perfect. tarzda.. Yuka-yı canlandıran Tsukamoto Yoko- ı da cok sevdim harika gülümsüyor. minik Koharu-chan a gelince; coook tatlı bir bayan;)

bölüm: 10
hikaye/manga: Sahara Mizu - my girl
senaryo: Oshima Satomi, Arai Shuko, Takahashi Maki
yönetmen: Takahashi Nobuyuki, Aso Manabu, Kajiyama Takahiro
müzik: Sawano Hiroyuki, Wada Takashi
oyuncular: Aiba Masaki(Kazama Masamune), Yuka(Tsukamoto Yoko), Ishii Momoka(Kazama Koharu), Kitamura Yukiya(Hayashi Hirokazu)

Arashi - My Girl

Ryusei no Kizuna



Ariake Yukihiro harika köri yapan ama kumarada bayılan bir adamdır. karısı Ariake Toko da aynen. Yukihiro-nun iki oğlu, Toko-nun bir kızı varken evlenmişler, kardeşler birbirlerini çook sevmişlerdir. bir gün ailenin izin vermemesine aldırmadan gece gece kayan yıldızları izlemeye kaçarlar. döndüklerinde her yer kan içindedir. anne ve baba öbür dünyaya gitmiştir. çocuklar büyümüş ve ortanca kardeşin gördüğü, katil olduğunu düşündükleri adamı bulmak bir numaralı amaçları olmuştur. bi taraftan da köri yapıp, hak ettiklerini düşündükleri kişileri dolandırıp para sızdırmaktadırlar. bir gün ortanca kardeş adamı görür, adamı tanır.

güssel bir dramaydı. daha iyilerini de izlemiştim elbet ama oyuncular en sevdiklerimden olduğu için bayılarak izledim. öncelikle ojiisan Terajima Susumu - yu cok severim ciddi rollerde oynasa bile kahkahalarla izlerim. Ryo ise güsselliğini takdir ettiğim bi bayan. Ninomiya Kazunari zaten biricik tatlim benimm. News-den Nishikido Ryo-u ise ilk defa bir jdramada izledim. güssel gülümsüyor. Toda Erika iyi ama ısınamıyorum. zamanında biricik L imi oldüren yagami light-a aşık olan Misa Amane-i oynadığı için olabilir mi?;) ve Kaname Jun.. ilk izlediğim jdrama: Himitsu no Hanazono da, ilk hastası olduğum kişiydi. artık kaname sempai-i de , matsumoto jun - u da tanıyan ben için: TANRIIIMMMM NE GÜSSEL BİR İSİMMMM!!! ;)

ps: bu arada beni tipiyle gülmekten öldüren diğer bi karakter Takayama Hisanobu-u Kiritani Kenta canladırıyomuş ve gerçek hayatta bi içim suymuş..
ps-II: Nakashima Mika çok güssel ama karizmasını çizen bu rolü olmamış. yani oynamasa daha iyimiş. ama biz nana-yı her daim severiss;)

bölüm: 10
yayın: 2008
hikaye: Higashino Keigo
senaryo: Kudo Kankuro
yönetmen: Kaneko Fuminori, Ishii Yasuharu
müzik: Kono Shin
oyuncular: Ninomiya Kazunari(Ariake Koichi), Nishikido Ryo(Ariake Taisuke), Toda Erika(Ariake Shizuna), Kaname Jun(Togami Yukinari), Ryo(Ariake Toko), Terajima Susumu(Ariake Yukihiro), Kiritani Kenta(Takayama Hisanobu), Nakashima Mika(Sagi)

Arashi - Beautiful Days
Nakashima Mika - Orion

Pazar, Aralık 27, 2009

...

güçsüzleri, duygunun ipini tuttuğu egoyla aşağılamak hatadır. buna insan dilinde acıma denir. acınarak müsama gösterilenler sayıca artınca zekaca üstünün mahvına neden olur.

ps: shinobi movie izledikten sonraki fikriyatım...

Perşembe, Aralık 24, 2009

sona kalan balad

01 Şubat 2008 17:54
konuşmaz, ellerini cebinden pek çıkarmazdı. bir gün yürürken; yokuş aşağı inerken; işte! eller ceplerde olmamalıydı...

adem oğlu çıkışlar(ın)da sabırlıdır görmek için çıkabildiğin mevkiyi, ve kıyaslamak için kendini. ama iniş(in)de sabırsızdır! sen kaymamaya, yuvarlanmamaya çalışırken, o sana ahı gitmiş vahı kalmış gözüyle bakar, iter ansızın! anlıyor musun? hazır sırtı(n) dönükken, sen. suçlama "o"nu. genin doğasında var. değil mi richard?

çoğu zaman; teknolojinin gelişmesindeki alt nedenin, insanın diğer insana daha kaliteli kalleşlik yapabilme dürtüsü olduğunu düşünüyorum.

ve çoğu zaman; ölme hakkım olmasaydı delirecek, yada ciddi kıyım olayına girişecektim, inanıyorum...


illet-işim

05 Şubat 2008 17:14
Uzun süredir muhatap almıyorum, kuş parmağı havada elimin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki lezizlerim harici kişileri. Çünkü iletişimin gerekliliğine inanmıyorum. Çünkü Robinson Crusoe- ya özenme nedenim temelinde, cumanın zenci oluşu değil, lak-lak yerine kafa dinliyor oluşu yatıyor. Çünkü zerdüştün dağdan döne-döne inmesine anlam veremediğim gibi, itiraf edeyim içerledim.

Üniversite-nin ilk yıllarında selam almadığım, hazır almamışken vermediğimden de olsa gerek adım dilsize çıkmış idi. Ta ki yanaşmaya çalışan bir yanaşmaya olan güçümle cırlayana kadar. Sonra aşık akabinde ozan oldum.. Ama bu başka bir yazımın hazin(e) konusu olsun… Yakın geçmişte kelimeler yine kifayetsiz gelmeye başladı. Ve gözlerimi kapayıp, İstanbul’u dinleyemiyorum topbaş baştayken. Ciddi konular orta malı olmuş, düşünmeden modelleyenlerce itiştirilip, kakıştırılmakta, haliyle hasbıhal edecek muhatap pek bulunmamakta. TV de ise aslanların geyikleri parçalamasını ve bir makak maymununa annelik yapan leoparı daha üzerinde düşünülür buluyorum. Kimseye ilişmiyorum, iliştirmiyorum derken; Saçma salak konuşmaları ile aynı ortamda bulunma zorunluluğum olan biri, çileden çıkarttı sonunda beni… Suratına bir yumruk indirip dağıtmayı düşündüm, ama yüzü zaten darma dumandı ve yumruk atmamın poktan yaşamına kötü bir etkisi olmayacaktı.

Sonuç olarak iletişim konusunu masaya yatırmaya, neşter ile biçip kadavralarını ayırmaya karar verim. İletişim gereklimiydi sahi? Gerekli ise kime ilişmeli, kimi ignore etmeli? Ya kimin gırtlağını sıkmışım tramvayda? bla bla…

-----
Sarmal modda hareket eden evren bütünü içindeki parçalar (yani bizlerin ve diğer ne varsa-lar), elenMEmek için “onunla” birlikte uyumlu bir şekilde hareket ederler. Başarılı bir uyum; değişimi anlamayı(algı akabinde şuurlu imajinasyon), başarıyla uygulamayı ve tatmin olmayı kapsar. (pozitif Ch-i yi arttırma metodu da budur örneğin)…

Ana rahminden yeni fırlamış bir veledin evren ile uyumlu ilerlemesi ve evrenin işaretlerini algılayıp onunla anlaşabilmesi(varlığını sürdürebilmesi yani) için, nesilden nesle aktarılarak evrimleşmiş kültür ara yüzüne ihtiyacı vardır. Çünkü kültür ara yüzü, şuurlu imajinasyon (evrendeki değişimini anlama, başarı ile uygulama ve haliyle tatmin olma) sağlayabilmemiz için gerekli olan yorumları oluşturmamızda etkilidir. (ps: imajinasyon ve algı yazımı da oku!!)

“Kültür” insanların, aklı kullanarak deneme-yanılma ile öğrendiklerini biriktirmeleri ile oluşur.. “Birikimli seçilim” yoluyla sağlıklı türlerin evrimleşip ilerlemesini Richard Dawkins-den öğrenebilirsiniz... İşte, kültür de aynı metotla evrilir... (ilgili kitap: Richard Dawkins: “cennetten akan ırmak”)

İletişim, kültürün oluşumu için insan evladının bilgiyi biriktirmesi aşamasında devreye girer. Bu aşamada tecrübeler paylaşılır, doğa karşındaki acizlikler “bir elinde nesi var iki elin sesi var” veya imece mentalitesiyle kapatılır. Edinilen edinimler nesilden nesle yine iletişim ile aktarılır, sonuçta kültür yaratılır. Ayrıca kültürün oluşmasına ve evrilmesine yardımcı iletişimin de, evrenle uyumlu, değişen – gelişen ( özetle kaizen;) ) bir yapıda bulunması icap eder..

İletişim, varlığın ispatı için değil varlığın devamlılığı için gereklidir. Aldığım karara gelince;

İletişim kurmak zorundayım! Çünkü evren ile uyumlu hareket etmek için evrilmem, benden önceki nesillerin bilgi birikiminden faydalanmam, zaman yitirmeden birikime yenilerini eklemem, türün devamlılığına (ki objektivist düşüncede aynı zamanda benim devamlılığım oluyor.. bakınız. Ayn Rand-objektivizm) faydalı olmam gerek.

İletişim kurmak zorundayım! Çünkü kurguladığım “ben”-in tasvirini sıklıkla dile getirip, inancımı pekiştirip( akson, dentrit bağlantılarını sağlamlaştırıp) kurgumu gerçekleştirmem gerek.

Ayrıca I; alıcı ve verici arasında yaşanan bilgi transfer süreci olan iletişim kapsamında, sinsilerin ve enayilerin kincilere karşı popülasyonda kaybettiğini bildiğimden kinci olmalı, bana bir harf öğretenin hastası olurken, alıcı veya verici rolünden sadece birine soyunan dünya bibloları ile iletişimimi kesmeliyim. Neden? Çünkü gerenk yok…

Ayrıca II; tavırlarla, ihtiyaçlarla, beklentilerle belirlenen algılamalar kişiye özel, özneldir. Bu durumda, tartışmalar pestenkerani, kavgalar ise iletişim haricidir.

Ayrıca III; beden ölür ruh sonsuzdur diyorsam ve inanıyorsam, ölümümden sonrası beni ilgilendirmez gibi sığ fikirler ile yıkamamalıyım beynimi. Temizlemek yerine çamura bulamak olur “onu” bu değil mi??

-----

BİTDİİ…