Pazar, Temmuz 15, 2018

Ben-Hur (2016)

Üvey kardeşi ile yarışırken yaralanan Judah, iyileştikten sonra sevdiği kız Esther ile evlenir. Kızın kardeşi isyancıdır ve Judah, isyancıların getirdikleri yaralı bir çocuğu iyileşene kadar konakta tutar. İyileşen çocuk romalıların yürüyüş yaptığı bir gün onlara ok atar ve bu yüzden askerler konağı basar. Judah kürek mahkumu olurken annesi ve kardeşi esir alınır. Esther kaçar. Esther'in babası Simonides ise öldürülür. 5 yıl sonra Judah, savaş sırasında batan gemiden sağ kurtulur ve kendisini bulan Ilderim liderliğinde atlar konusunda çalışmaya başlar. Karısına kavuşan adam, romalıların iftiharı üvey erkek kardeşini yarışlarda yenmeye, böylece romalıları aşağılamaya karar verir. Dediğini yapar da. Lakin o dönem yakalanan ve çarmıha gerilen, buna rağmen halka karşı en ufak bir öfke hisetmeyen Jesus'tan çok etkilenir. Yarış sırasında sakat kalan kardeşini bulur ve ona sarılır. Ailecek hayatlarında yeni bir sayfa açarlar.

_ Jack Huston yakışıklı adammış. Gözlerine bayıldım.
_ Toby Kebbell ı daha önce de Prince of Persia de kardeş rolünde izlemiştim. Beğeniyorum kendisini.
_ Nazanin Boniadi'yi türk sandım. İranlıymış.
_ Judah attan düşüp yaralanınca kardeşi onu eve kadar sırtında taşıyor. Uyuz anne oğlu için endişelenirken Messala ya çok kötü davranıyor. Bu durumda çocuk evi terk edip orduya katılıyor ve Romanın, atlar konusunda becerisiyle ün yapmış bir askeri haline geliyor. Adam ülkeye geri geldiğinde Judah dan eğer biliyorsa isyancıların isimlerini istiyor. Lakin bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasıncı takılan Judah, ona isim vermediği gibi, isyancılardan da taraf olmuyor. Messala, konak halkının yakalanıp esir edilmesini komuta ediyor ve kendisine yardımcı olmayarak bunlara neden oldığu için Judah ı suçluyor.
_ Esir düşen anne ile kızı cüzzam gibi bir hastalığa tutulmuşlardı. Jesus ölünce yağan yağmur suyuna dokundular ve iyileştiler. Rahmet yağdı resmen yani.
_ Judah'ın kazandığı at yarışları brutaldi. Beğendim. Ama ölen yaralanan atlara üzüldüm.
_ İyi niyetli fikirlerini yayan Jesus'ı tehtit olarak gören romalılar onu yakalayıp çarmıha geriyorlar. Romalılara ok atan çocukta onun yandaşıymış. Odnu a çarmıha geriliyor.

İzlerken sıkılmadım. Konu işleniş ve oyunculuk iyiydi. Haluk Bilginer çok kısa bir süre göründü. Özel bir oyunculuk gerektirmeyen bir rolde idi. Ilderim yarışı kazanınca romalılara gidip biz kazandık diyor. Romalı sevinçten çıldıran halka bakıp "emin misin, bak, kan için çıldırıyolar. artık onlarda romalı oldular" diyor. süpper dialog! Ek olarak ilk "Love Actually (2003)" de ilgimi çeken Rodrigo Santoro 10 numara 5 yıldız Jesus olmuş. Kin, intikam gibi gereksiz hislerle zaman harcamamayı salık veren öğütlerin hastasıyım. Özetle süpper film değil ama sevdim.

Director: Timur Bekmambetov
Cast: Jack Huston(Judah Ben-Hur); Toby Kebbell(Messala Severus); Rodrigo Santoro(Jesus); Morgan Freeman(Ilderim); Nazanin Boniadi(Esther); Haluk Bilginer(Simonides);
Country: USA
Runtime: 123 min.
imdb detail



Pazar, Temmuz 08, 2018

The Mountain Between Us (2017)

Yakşalan fırtına nedeniyle uçaklar iptal edilir. Ertesi gün için, ameliyatı olan bir doktor ile düğününe yetişmeye çalışan bir kız tanışıp özel uçak kiralamaya karar verirler. Pilot yolda -sanırım- kalp krizinden gidince dağın başında karlar arasına çakılırlar. Serin kanlı, risk almayı pek sevmeyen adam bir bacağı sakatlanan kıza çok yardımcı olur. Kız ise burada beklemeyelim hemen aşağı inmenin yollarına bakalım modundadır. Tartışma sonrası kız, pilotun köpeğini alıp inişe geçer. Tek başına uçakta beklemenin sıkıcılığını yaşayan adam, yola çıkıp kıza yetişir. Kızın kırılan buzlar arasından suya düşmesi ve adamın onu kurtarmasından sonra bir kulübede soluklanırlar ve birlikte olurlar. Kurtulurlar. Kadın evlenemez. Adam evlendi sandığı kadını arkadaş olarak görmeye dayanamayacağı için telefonlarını açmaz. Ama nihayet tekrar buluşurlar.

_ Korkulu rüyam. Adam etrafa bakmak için gittiği vakit, bacağı sakat kız uçakta yatarken kaplan geldi. Kız işaret fişeği ile vurdu onu. Ayyyy, Allah korusun!
_ Kız fotoğraf makinesinin lensini kullanarak uzaktaki o kulübenin camından yansıyan ışığı görüyor. Şanslılar. _ Kızın adamın telefonunda, eski karısının bıraktığı notu sinsi sinsi dinlemesi hoşuma gitmedi. Neymiş, adamı tanımak içinmiş, güvenmek içinmiş. Yerinden kalkamıyosun diye adam senin çişini alıp atıyo yahu. Bence çok büyük saygısızlık ve ruhsal sağlığın yerinde olmadığının göstergesi.
_ Dakka başı ortadan kaybolan dünya tatlısı bir köpeğimiz var bide. Kaplan gelince köpek kızı korumak için hamle yapıp yaralanmıştı. Ondan tatlı diyorum. Kız adamı arasıra hadi köpeği bul diye gönderiyor. Ne güssel adam. Ne dense yapıyor. Ay bu sırada bacağı ayı kapanına da sıkıştı. Neyseki insan görmelerine ramak kalmıştı. 
_ Kız çektiği fotoğrafları yıkayıp adama gönderiyor. O zaman adam kızı arıyor. Yemek yerken kızın evlenmediğini öğreniyor ve muc muc muc.

Çok beğendiğim iki oyuncu. Fiziksel yapısı ve sesi ile tam bir erkek izlenimi veren Idris Elba ve yine fiziksel yapısı, endamı ve güsselliği ile tam bir kadın Kate Winslet. Mükemmel çift. Filmin konusu klişe aslında. İşleniş ise normal. Hikayenin acayip ballı olduğunu düşünüyorum. Uçak düşünce sapasağlim yanımda olmasını isteyeceğim tek şey iri yarı deneyimli bir doktor olurdu. Ayrıca mağra ve dağ evini bulmaları. Dedim ya; ballılar. Kızın adamın telefonunu karıştırması sinir bozucuydu. Ama sonra kalbini dinlemesi, adam açmasa da aramaya devam etmesi. Aşkı konusunda ısrarcı olması hoşuma gitti. Kızın nişanlısı ile tanışan, evlendiklerini düşündüğü için aşkını kalbine gömen ve işine dönen adam da hoşuma gitti. Özetle standart film, harika iki oyuncu.

Director: Hany Abu-Assad
Cast: Idris Elba(Ben Bass); Kate Winslet(Alex Martin);
Country: USA
Runtime: 112 min.
imdb detail



Perşembe, Temmuz 05, 2018

Gaziantep

Gidiş Tarihi: 05 Temmuz 2018
Gaziantep'te neler gördüm?
Camiiler:
Ağa Camii
Alaüddevle Camii
Ali Nacar Camii
Boyacı Camii: 4.camiim.
Eyüpoğlu Camii
Hacı Hasır Camii
Hacı Veli Camii
Karagöz Camii
Karatarla Camii: 3. camiim
Kozluca Camii
Kurtuluş Camii
Nuri Mehmet Paşa Camii: favori minareli camiim. bayıldım. otur kaşısına izle.
Ömeriye Camii
Şirvani Camii: 2. camiim.
Tahtani Camii
Ulu Camii

Çarşılar:
Almacı Pazarı:
Bakırcılar Çarşısı: burası birbirinden güssel ve kaliteli yemeniler yapıp satan Serkan Usta'nın bulunduğu yer. Gezmesi eğlenceli.
Zincirli Bedesten: takılar, süs eşyaları, hediyelikler, baharatlar, rengarenk kurutulmuş sebzeler. gezmeci eğlenceli bir yerdi. kedigözü taşından yapılma yüzük aldım. Ek olarak yukata ile giyebileceğim saç tokaları aldım.

Diğer:
Gaziantep Hayvanat Bahçesi: Belirli saatlerde geçen B10 numaralı otobüs ile gidiliyor. İçerisi oldukça büyük. Tabelalar iyi. Bileti verirken kitapçık istemeyi unutmayın. Kitapçıkta pek başarılı sayılmasa da bir harita var. Bahçeyi yayan olarak gezebileceğiniz gibi bedava olan hayvan figürlü otobslerle de gezebiliyosunuz. Ben yayan tercih ettim. Parkın bir bölümünde de otobüs ile safari var. Büyük bir alanda servert bırakılmış otçulları izleye izleye geziyosunuz. Yine Japonyada alasını gördüğüm için otobüsteki diğerleri gibi ayılıp bayılmadım. Ama ülkem için gurur duyulacak birşey. Bahçede bir çok hayvanın Albino olanlarını gördüm. Yılandan keçiye, deveye kadar. Birtek hastası olduğum Mandarin Ördeğini kaçırdığıma yanarım. En iyisi gezmeden önce kitapçığa bakarak mutlaka ziyaret edeceğiniz pointleri seçin. Kuşların bulunduğu bölümde Hint Bülbülleri beni benden aldı. Seslerini duymadım ama küçüçük, rengarenk oluşları ile çok tatlılardı. ps: Oldukça büyük bir kafes içinde volta atan bir ayı gördüm. abim veteriner. Volta atan hayvanların psikolojileri bozulduğu için volta attıklarını söylemişti. Gaziantep Zoo dünyanın 4. büyük bahçesi imiş. Peki hayvanlara yeteri kadar özen gösteriliyor mu?! Valla yurt zoo ziyaret etmeyi seven biri olarak ilk izlenimim: Pek değil! O, unutmadan parkta "Çocukları hayvanlardan uzak tutunuz!" şeklinde tabelalar vardı. Koptum gülmekten. Yeni nesil dışarda enerjisini atamadığı için çocuk değil yaratık. Sadece hayvanlara değil normal insanlara da yaklaştırmamak lazım bence.
Gaziantep Kalesi: İçinde Panaroma Müzesini de bulunduran kale görülmeli elbette. Ama değişik birşey içermiyor. Standart yıkık dökük duvarlar filan. Ama içindeki müze iyi. Detaylarından aşağıda bahsedicem. Bu arada gişelere daha gelmeden, kale dışında Panaroma Müzesi Hediyelik Eşya Satış Mağazası var. Oradaki arkadaş bana çok yardımcı oldu, hatta güzel bir harita verdi. Mutlaka görmem gereken yerleri anlattı filan. Hediyelik birşey almasanız bile bir merhaba demek için uğrayın bence.
Kaleoğlu Mağarası (Yenihan içinde): İçi soğuk ve kokulu geldi bana. Zaten klimalar yüzünden hasta oldum olucam modda dolaştığımdan içerde değil sıcacık bahçede oturmayı terchi ettim.
Kendirli Gazi Kultur Merkezi: içini gezmedim.
Kozluca Kasteli: eski dönemden kalma wc sistemini ücretsiz görebileceğiniz bir yer. incelemek eğlenceliydi.
Pişirici Mescidi ve Kasteli: Güvenlik görevlisi arkadaş girişi ücretsiz olan yerin tarihini çok güssel anlattı. Ağzına sağlık. Aslında eskiden mescid ile kastel girişleri farklı imiş, ama bir nedenden dolayı birleştirilmiş.
Şehit Kadınlar Anıtı:
Tüfekçi Yusuf Bulvarı:
Yuşa Aleyhisselam ve Pir Sefa Türbesi: kapısında dua okudum. içine girmedim.

Hanlar:
Gümrük Hanı
Millet Hanı: içerisi çok güssel. tam kafa dinlemelik. lakin gelen kahvenin sapı deli ısındığı için kahveyi döktüm. yani ya uyarmaları lazım yada başka bir method ile servis etmeleri. böyle olmamış.
Yenihan: oturup zahter ve kahve içmekten en keyif aldığım han burası oldu. mağaza içinden mağaraya da gidilip oturulabiliyor ama ben mağara havasını rutubetli buldum. dışarda oturdum. gayet iyiydi. ek olarak mağazadan sabun ve yüz maskesi satın aldım.
Bayazhan: aslında bubrası han değil bir müze. Uygun bir ücretle ziyaret edilen yerde Gaziantep yöresel sanatlarını görebiliyorsunuz. Gezmek eğlenceliydi.

Müzeler:
Gaziantep Arkeoloji Müzesi: Müze kartın geçtiği yer eğlenceliydi. Etrafta pek kişi olmadığı için rahat rahat photolar çektim.
Medusa Arkeolojik Cam Eserler Müzesi: uygun bir ücret vererek ziyaret ettiğim müzeyi kısır buldum. gezmesem de olurmuş diye düşünüyorum.
Panorama Müzesi (Gaziantep Kalesi içinde): Kurtuluş Savaşı zamanında Gaziantep halkının işgal kuvvetlerine karşı nasıl karşı koyduğunu sesli video eşliğinde anlatan kısa bir müze idi. Kurtuluş Savaşı beni her zaman etkilemiştir. Oturup ara sıra gözlerimi silerek izledim, dinledim. Uğramanızı tavsiye ederim.
Zeugma Mozaik Müzesi: Bu ikinci gezişim oldu. İkişer katlı iki binadan oluşan müzeyi gezmek çok eğlenceli.

Parklar:
100.Yıl Atatürk Kültür Parkı: Demokrasi meydanının ordan başlayıp Maanoğlu parkına kadar uzanan, Ulu Camii yi içine alan bir park. Güneşten kaçarak yürümek isteyen ben gibiler için şahane biryerdi. Koku ve sinek yoktu. Gayet temiz bir park. Bir pankta oturup müzik dinledim ve dinlendim. Çok keyifliydi.
Gaziantep Botanik Bahçesi:  1 TL vererek girdiğim park güsseldi. Çok az insanın bulunduğu parkı gül bahçesi, bilmemne bahçesi diye bölümlemişler ve her yeri güssel bir konsept ile tutumuşlar. Japon bahçesi ve Zen bahçesi de vardı. Çakma ve küçük ama hoşuma gitti. Oturdum. Müzik dinledim. Süpper eğlenceliydi. Ek olarak çok güssel çiçek fotoğrafları çektim bu yerde. Tavsiye ederim.
Maanoğlu Parkı: Uzay parka kadar devam ediyor.
Uzay Parkı: Botanik Bahçesine gitmek için içinden yürüdüm. Konsept aynı diğer parklar gibi. Başarılı.

Neler yedim?
İmam Çağdaş: Lahmacun için yediğim en iyi lahmacun diyebilirim. Eti kokusuz ve boldu. Karışık Kebab içinde adana, kuşbaşı ve patlıcan kebabı vardı. Kuşbaşı olan harika diğer ikisi iyiydi. En iyi patlıcan kebabı benim için hala Urfa'da. Adana için ise Tarsus'daki Bedii Usta birinci oldu. İmam Çağdaşın ünlü Ali Nazik yemeğini kuşbaşılı olarak denedim. Sevmedim. Güsel değildi demek istemiyorum. Yemek benim tarzım değil. Yoğurt içinde etler filan. Tatlı olarak özel kare baklava söyledim. Tanesi 6 tl kadar olan baklava standart idi.
Çulçuoğlu Et Lokantası: Adana Kebab söyledim. Normaldi. Lakin kebab öncesi masaya dünya kadar meze ve çorba geldi. Çorba gerçek biber salçası ile yapılmış gibiydi ve hafif acıydı. Hayatımda içtiğim en güssel mercimek çorbasıydı diyebilirim. Birde az miktar Firik Pilavı getirdiler. Aman Tanrım! Bu da hayatımda yediğim en şahane pilav oldu. Hafif acı, biber salçalı. Bayıldım. Mini lahmacun sarımsaklıydı. Bir de sarımsaklı yoğurtlu bir meze getirdiler. Fiyat hizmet ikilisi şahaneydi diyebilirim. Birtek şanssızlık olarak ikram çayı zehir gibi acıydı. O lezzetli yemek üstüne hiç yakışmadı. Neyse, her güsselin bir kusuru vardır.
Katmerci Zekeriya Usta: Kibar insanların elinden çıkma 10 numara 5 yıldız katmer yedim. Cidden söylendiği kadar varmış. Eh şimdi katmerin en iyisini yedim, canım isteyince İstanbulda ne halt edicem bakalım?! Bu arada düğün gecesinin sabahında gelin ile damat katmer yermiş buralarda. Katmer kahvaltı yani. Mekanı işleten Mehmet Nuri Özsimitçi bey masalara, -Gaziantep tarihi ve kültür yolu- içerikli bir harita bırakıyor. Kültür yolunu keşfederken çok işime yaradı.
Metanet: Gaziantep deyince Beyran, Beyran deyince Metanet geliyor akla. Gaziantepe ilk geldiğimde rastlantı olarak burada beyran içmiş ve beğeniştim. Bu sefer gayet bilinçli gittim ve gene bayıldım. Kredi kartı geçmeyen lokantayı tavsiye ediyorums.
Koçak Baklava: Yaprak şöbiyet, özel kare baklava, özel şöbiyet ve dolamadan oluşan bir tabak yedim. Üç tanesi normaldi. Ama yeşil renkteki özel şöbiyete resmen aşık oldum. Yok böyle bir lezzet. Cidden başka hiç bir yerde ikamesi olmayabilir. Şahaneydi.
Recep Usta: Gaziantepte nohut dürüm diye bir yemek var. Eşek kadar kocaman bir dürüm bu. Midesine güvenen ben zar zor bitirdim. Mutlaka deneyin ama yarım isteyim derim. Bu arada deli ucuz. 6,5 tl. Resep Usta ise bunu en iyi yapan yer olarak ün salmış.
Aşina Gaziantep Mutfağı: Masalarda priz bulunması ile gönlümü alan bu lokantaya ilk gelişimde gene rastlantı gelip Adana Kebab yemiştim. Lezzetliydi diye hatırlıyorum. Ek olarak ilk katmerimi burada yedim. O da iyiydi. (ps: Ama artık Zekeriya Usta var.) Bu gelişimde Yuvarlama denedim. Damak tadıma hitap etmedi. Ek olarak Kuru biber ve patlıcan dolması yedim. Normaldi.
Tahmis Kahvesi: Buraya ilk gelişimde sevmemiştim. Çünkü çalgıcı bir grup insan gelip kavamı şişirmişler kahve keyfimin içine etmişlerdi. Bu arada menengiç kahvesi söylemiştim. Bitiremedim. Bu kahvenin tadı ile uyuşmadık. Bu sefer şanslıydım. Orada düzenli çalgı çalan o grup yorulmuş ara vermişlerdi. Türka kahvesi söyledim. Ve yanında gelen kuş yemine benzer tatsız bir çerez ile keyif yapmaya çalıştım. Normal Türk kahvesi iyiydi. Ama bir daha -hele o gürültünün orada sürekli olduğu gördükten sonra- gitmem.
Papirüs Cafe: İlk gelişimde Zahter içip ortamıda hasta olduğum cafeye yine uğradım. Yine zahter içim. Ortamı yine sevdim. Tam keyif yapılacak yeşillikli küçük ama tatlı bir bahçe. Her gidişimde uğramak dileğimle.
Urmudut şerbeti: Gaziantep sokaklarında satılan bu şerbetten aldım ve içtim. Dudaklarım süper ötesi güssel bir renk aldı. Koyu vişne rengi. Şekerli olduğu için bana hitap etmese de sevdim. Her gelişimde biraz alıp deneyebilirim.

Genel olarak:
Mersin merkez otogardan Gaziantep otogarına vardıktan sonra hemen çıkıştaki büfeden 3 biniş hakkı bulunan bir bilet aldım ve sarı renkli otobüse binerek demokrasi meydanında indim. Çünkü otelim oraya yakın. Gaziantep'te otobüs ve minibüs şöförleri camı açıp sigara içebiliyorlar. Koca bir Dislike! Mersin'den Gaziantep'e Seç tur ile gittim. Çok ilgili harika bir turdu. Şimdiye kadar bu kadar yardımsever otobüs firması ile şehirler arası seyahat etmemiştim desem yalan olmaz. Teşekkürler. Yolculuk 08:45-13:00 arası sürdü. Kaldığım otelde duş suyu soğuktu. Az daha hasta oluyordum. Beğenmediğim için adını yazmıyorum. Dikkatimi çeken diğer şeyler ise merkez harika, ama Zeugma müze tarafında geçtiğinizde kendisiniz birden varoşlarda buluyorsunuz. Gündüz vakti tiplerden korktum cidden. Hazır Zeugmaya gelmişken yakında bulunan Küşlemesi ile ünlü Kebapçı Halil Usta ya gideyim dedim ama Pazar günleri kapalıymış. Giderken havalimanı ikinci kattaki restorantta lezzetli bir patates kızartması ve kahve molası verdim. Masalarda priz olduğu için keyifle uçağı bekledim. Mersinden sonra Gaziantep bana cennet gibi geldi. İnsanlarının turist görmeye alışık olduğu bu yer gayet temiz ve rahat. İnsan kalabalığı hatta trafik bile var. Ama rahatsız edici boyutta değil. Bir tek Zeugma taraflarına referans olamıcam. Özetle lezzet turu, minare turu ve yemeni turu için ideal bir şehir Gaziantep. Allah 3. kez gelmeyi de nasip eder  inşallah.



Pazar, Temmuz 01, 2018

Mersin

Gidiş Tarihi: 01 Temmuz 2018
Tarsus'ta neler gördüm?
Eski Tarsus Evleri: Foçada gördüğüm renkli evlere benzeyen bir kaç tane ev. Sokaklarda yürürken fotoğraflarını çekebiliyorsunuz.
St. Paul Kuyusu: Minik bir bahçe ve kuyu. Müze kartı geçiyor.
St. Paul Anıt Müzesi: Bahçe içinde minik bir kilise. Ek olarak burada turizm ofisi var. Çalışanları gayet güleryüzlü ve yardımsever. Bu arada kilise kubbesinde illuminati eye resmi vardı. I seeeeee youuuuuu! der gibi. Müze kartı geçiyor.
Kleopatra Kapısı: Yıkık dökük bir duvar.
Kırkkaşık Bedesteni: Hediyelik eşyalar satan dükkanların bulunduğu minik bir bedesten. İçinden geçtim ama birşey almadım.
Tarsus Ulu Camii: Normal bir cami. İçine girmedim ama avlusunda dolaştım.
Makam-i Danyal Camii: Kazı çalışmaları yapılan bir yer izlenimi veren bir camii. İçine girmedim ama isteyen girebiliyor.
Kubat Paşa Medresesi: Kapısı kapalı olduğu için içine giremedim. Dışardan normal bir yapı.
Bilal-i Habeşi Mescidi: Dışardan gördüğüm, normal, minik bir yapı.
Tarsus Roma Hamamı Kazısı: Tarsus'ta “Alttan Geçme” olarak da bilinen Roma Hamamı'na ait kalıntılarmış. Yıkık bir kaç tane duvar.
Eski Camii: Normal bir cami. İçine girmedim.
Tarsus Şahmeran Hamamı: Hala aktif olan hamamın dışarıdan görünümü normal. İçine girmedim.
Siptilli Çarşısı: Minik dükkanların sıralandığı toz toprak dolu bir kaç sokak. Hiç bir özelliği yok.
Tarsus Şelalesi: Eski Camii önünden bindiğim minibüs ile 5 dakika ulaştım. Kısa ama renkleri güssel 3,4 adet şelale görebiliyorsunuz. Oturup izlemek, kenarında Tarsusi içmek güsseldi. Tarsusi, Hatay'daki Süvari'nin buradaki adı. Bir de pek ünlü limonlu dondurmasından sipariş verdim. Bildiğin limonatayı buzlukta dondurup getirmişler, berbat birşey olmuş. :-)
Eshab-ı Kehf Mağarası: Sadece belirli saatlerde kalkan bir otobüs ile 25 dakika yolculuk ile gidilen mağara küçücük bir yer. 10 dakikada işiniz biter yani. Çevresinde ise köy ürünlerini deli ucuza satan tatlış insanlar var. Çok ucuza üzüm aldım (kilosu 2 tl) ve keyifle yedim. Otobüs, Tarsus Kültür Parkına çok yakın bir yerden geçiyor. Sormanızı öneririm. Dönüş saatlerine de dikkat edin. ps: Eshab-ı Kehf Mağarasına 1 km uzaklıktaki  Taşkuyu Mağarasını da görmek istedim. Ama yol toz toprak ve çoraktı. O sıcakta bir miktar yürüdüm. Sonra cadde yanından inen bu çirkin yolu sevmeyip geri döndüm.
Tarsus Kültür Parkı: Antakya'daki park kadar güssel değil ama güssel bir park. Oturup Tarsusi içtim. Keyfime baktım. İyiydi.
Arkeoloji Müzesi: Ücretsiz gezilen müze minik ama eğlenceli. Müze içine harekete duyarlı ışık koymuşlar. Böylece sen yaklaşıkça yanan ışıklar eşliğinde geziyosunuz. Akıllıca.

Neler yedim? 
Tavuklu Tantuni: Araca kapatılmış yolda bir büfede yedim. Hizmet hızlı ve iyiydi. Küçücük büfede masalarda telefon şarz etmek için priz olmasına 100 üzerinden 200 veriyorum. Yoğurtlu ve normal olmak üzere 2 dürüm tavuk tantuni yedim. Lezzet normal. Bir daha yememe gerek yok.
Kubbe Cafe Restaurant: Kırkkaşık Bedestenin hemen yanında bir yer. Sabah kahvaltı yaptım. Çevrede kahvehane olmasına rağmen sakin, yeşillikli, güssel bir yerdi. Serviste iyiydi. Yolum düşerse burada bir daha kahvaltı yaparım.
Bedii Usta: Adana kebab ve mini lahmacun denedim. Lahmacunlarda et kokusu vardı. Pek sevmedim. Ama adana hem büyük hem de çok lezeetliydi. Yediğim en iyi adanalardan diyebilirim. Yolum düşese bir daha adana denerim.
Ziya Efendi Cafe: Menengiç kahvem, yanında çok lezzetli bir cezerye ile geldi. Hizmet süpper. Masalarda priz bulunması, ortamında şıklığı... Özetle bir daha yolum düşerse kesin uğrarım. Ps: ve kesinlikle o lezzetli cezeryelerinden alırım. Ama menengiç içmem. Sevemedim ben bu kahvenin aromasını. Normal Türk kahvesine devam.

Genel olarak:
Temmuz başı olmasına rağmen Adana havası çok güsseldi. Sabah erken saate bilet almak ile çok iyi yapmışım. Tarsus'a Adana havalimanından kalkan havabus ile ulaşabiliyorsunuz. Otobüs şehir merkezine yürüme mesafesineki Kleopatra Kapısında indiriyor. Pazar sabahı vardığım için etraf tenha idi. Temmuz başında ziyaret ettiğim kent sıcak ve çöp kokuluydu. Sonrasında gittiğim Gaziantep te sıcaktı ama çöp kokusu yoktu mesela. Tarsus sokaklarında çok fazla çöp gördüm. İlk izlenimim Tarsus pis bir ilçe oldu yani. İkinci olarak erkekleri kibarlık kisvesi altında asılıyor. Yani şöyle, soru soruyorsun. Adam bilmiyor ama yardımcı oluyormuş gibi seni oyalıyor, seninle zaman geçirmeye, muhabbet etmeye çalışıyor. Poh! Cadde ortalarında palmiyeler var. Ama yine de bir çok ilimize göre yeşili az bir ilçe. Gezerken gayet modern bir bina gördüm Amerikan kolejiymiş. Buraya da el atmışlar. Kaldığım otel bir konaktı. Sevmediğim için adını yazmıcam. İlçenin turistik yerlerini gösteren tabela sistemi başarılıydı. Bu arada hava deli sıcak ve nemli. Et yemekleri hele hele tavuk yemek bence çok sakat buralarda. Bana birşey olmadı ama yine de tedirginlik hissettim. Bi de şelale dönüşü minibüse eski camiden geçiyormusun diye sordum. İstanbullu üçkağıtçılar gibi biraz yürürsün dedi ve eşek gibi uzakta indirdi beni. Tarsusu genel olarak sevmedim. Çakma İstanbul olmuş. Poh! Bir daha "mutlaka gelirim, illaki yine daha görmek isterim" diyeceğim bir yer yok. Ama herzamanki gibi iyiki geldim, iyiki gördüm.



Mersin'de neler gördüm?
Kızkalesi: Otelim Mersin merkezde olduğu için otobüsle gittim. Sahilde inip tekneye biniyor 2 dakka içinde kaleye ulaşıyorsunuz. İçerde müzekart geçiyor. Kale içinden o güssel renkteki suyu izlemek iyiydi. Bu arada kalenin karşısında, ana karada da Korykos isimli bir başka büyük kale var. İçini gezmedim. Ama içinden kızkalesinin fotosu iyi çekiliyo sanırıms. ps: minibüs ile inip sahile geçince kızkalesine giden tekneler nereden kalkıyor diye sordum. Bilmiyorum diyemeyen pisluk herifin teki, beni tam ters istikamete gönderdi. O sıcakta bir o tarafa bir bu tarafa yürüdüm.
Cennet Cehennem: Mekana giden 3,4 kilometrelik yolun başında otobüsten indim. Valla gidip kendimi aynada öpücem çünkü o sıcakta yokuş yolu yürüdüm ve Cennet Cehennem'e ulaştım. İçi deli kaygan ve dışarsının aksine soğuk olan mağaranın ziyaret edilebilen yeri kısa ama foto için iyiydi. Dahada ileri gidilebiliyormuş. Ama ışık filan yok. Millet cep telefon ışıkları ile yol bulmaya çalışıyor, hem de o kaygan yollarda. Durum kesinlikle çok tehlikeli! Özetle şansımı zorlamadım ve gün ışığı varan yere kadar yürüyüp geri döndüm. Bu kafa önemli. Durduk yere karpuz gibi yarmanın alemi yok.
Astım Mağarası: Cennet Cehenneme yakın yer Mersin de bir kere daha görmeğe değer diyebileceğim tek yer. Yükseklik korkum olduğu için özellikle çıkarken zorlandığım demir merdivenlerle inilen mağara, 200 m yi bulan ve gayet iyi ışıklandırılmış bir yol ile geziliyor. Sarkıtlar dikitler şahane. Bu arada genel ulaşım olmadığı için gitmemin engellendiği Aynalıgöl, 555 m boyunca ilerliyormuş. Japonyada hayranlıkla gezdiğim Akiyoshido Cave ise totalde 9 kilometrelik alanı kapsıyor. Geziye ise 1 kilometresi açık. Yani kendi ülkemdeki mağarayı gezmem engelli ama hiç sorun değil. Yurtdışında çok daha güsselini çatı çatır gezdim çünkü.
Zeus Tapınağı ve Kilise: Yine Cennet Cehenneme yakın bir kaç yıkık dökük duvar kalıntısı.
Kushimoto Sokağı: Mersin merkez civarında bir sokak. İçinde çakma japon style bir parkı bulunan sokak girişi ve ışıklandırmaları Japonyayı anımsatıyor. Ama sadece kullanılan renklerden dolayı. Dizayn adına birşey yok yani.

Neler yedim?
Cennet Cehennem girişindeki kafe: Kaşar peynirli sıkma ve ıspanaklı gözleme yedim. İkiside lezzetliydi.
Kimyon tantuni: Kushimoto sokağındaki bu yerde tantuni lezzetliydi. çok acıktığım için abartıp başka şeyler de yedim. çıkışta hesapladığımdan çok daha yüksek miktarda para aldılar. tartışarak keyfimi bozmak istemedim. ama bu tür işletmelere gıcık oluyorum. bir daha gitmem.

Genel olarak:
Astım mağarısını gezmek keyifliydi. Yolum buralara düşerse bir kere daha gezmek istedim. Kaldığım otelin adı Yalçın Park ve eski otogara çok yakın. Gerek temizlik gerek hizmet anlaşıyı olsun şahaneydi. Böyle yardımseverlik 5 yıldızlı otellerde bile yok. Fiyat ise acayi uygundu. Özetle bayıldım. Bir daha gidersem yine bu otelde konaklıyor olacağım. Ama genel olarak Mersin'i sevmedim. Mesela Kushimoto sokağında yemek yerken gene kazıklandım. Minibüs şöförü yabancı olduğumu anlayınca beni kazıklamaya kalktı. Yani böyle olaylar aynı gün içinde birden fazla kez olunca şehir imajı kafanızda kazıkçı olarak kalıyor. Silifkeye gidip kaleyi ve Aya Tekla'yı  görmek istedim. Bindiğim otobüs şöförü ok dedi. Ama 3 saat yolculuk sonunda beni otogarda indirip oralara toplu taşıma yok, yürüyerek de gidemezsin, taksiye binmen şart dedi. Taksi mi?! Minibüs şöförleri bunları yapıyosa taksici bana neler yapmaz, bütün mal varlığıma çöker valla diyerek gerisin geriye otele öndüm. Pardon da alın kalenizi başınıza çalın! Poh! Bu gözlerim Allaha bin şükür neler gördü hali hazırda. Kızkalesi ziyaretim sırasında ise denizin o maldivsel rengine hasta olup suyu sevmeyen biri olmama rağmen denize girmek için acayip istek hissettim. Mersin'in yazlık beldeleri çok daha temiz ayrıca. Yani buraya bir daha gelirsem deniz için olacak. ps: Mersin Merkezden Silifkeye 10 dakkada bir otobüs kalkıyor. Yolculuk 2,5 veya 3 saat gibi sürüyor.



Stronger (2017)

Eski sevgilisi Erin ile barışmaya kasan Jeff, yarışçılardan biri olan kızı desteklemek için olimpiyatlara gelir. O sırada bomba patlar ve çocuk iki bacağını kaybeder. Hastanede gözünü açar açmaz ilk yaptığı şey şüphelendiği teröristi FBI a tarif etmek olduğundan ulusal kahraman gibi birşey olur . Erin, biraz sevdiğinden biraz suçlu gibi hissettiğinden Jeff ile barışır hatta onunla birlikte yaşamaya başlar. Yetmez gibi hamile de kalır. Lakin Jeff çocuk gibi davranmakta, olmayan ayakları üzerinde durabilmek için çaba sarfetmemektedir.

_ Küçük kasabada geniş bir aile içinde büyüyen Jeff in anne ve babası boşanmış. Jeff alkolik annesi ile birlikte yaşıyor.
_ Jeff başlarda olayı gülerek karşılıyor. Kafası karışık gibi. Durumu bir şaka gibi algılıyor sanki. Yapay bacak takma girişimlerine olumlu tepki vermiyor, yaşama tutunmak için çaba sarfetmiyor. Zavallı Erin hem Jeff in kaprisleri ile hem de alkolik annesinin vıdıvıdıları ile uğraşmaya başlıyor. Ve nihayet kız yeter diyor. İşte Jeff i fişekleyen ve adam olmaya yönelten bu oluyor.
_ Film sonunda adamın biri gelip kardeşimi savaşta kaybettim. Bu teröristler istediklerini yapsınlar USA e zarar veremicekler gibi gereksiz uzunlukta bir konuşma yapıyor. Ve böylece zaten sıkıcı olan filmi iyice sıkıcı hale getiriyor.

PÖH! Jake Gyllenhaal ı beğenmeme rağmen filmi zerre sevmedim. Konu normal, işleniş sıkıcı, oyunculuk standart, verilen mesajlar gıcık gıcık. Özetle PÖH!

Director: David Gordon Green
Cast: Jake Gyllenhaal(Jeff Bauman); Tatiana Maslany(Erin Hurley);
Country: USA
Runtime: 119 min.
imdb detail



Cumartesi, Haziran 30, 2018

Dropped Anime List (Winter 2018)

Hakumei to Mikochi (Winter 2018)
Ormanda yaşayan minik Hakumei ile Mikochi, yolculuk yapıp bir kuşu görmeye giderler sonrasında da şehre inerler.
Uğurböceği kadar küçük insanların yaşamlarına değinen seriyi ve çizimlerini hiç sevmedim. Sanırım çok küçük çocuklar için. İzlerken deli sıkıldım. Özetle 12 bölümlük serinin sadece 1 bölümünü izleyip kestim.



Karakai Jouzu no Takagi-san (Winter 2018)
Nishikata, sürekli kendisi ile dalga geçen ve sınıfta zor durumda bırakan Takagi ye, aynı şekilde cevap vermek istemekte, ama akıllı kızı bir türlü alt edemeyip yine kendi zor durumda kalmaktadır. Bu arada sanki Nishikata Takagi den, Takagi de Nishikata dan hoşlanmaktadır.
Sanırım tatlı, komik, biraz romantizm kokan bir anime serisi yapmak istenmiş. Lakin ben hiç gülmedim ve izlerken sıkıldım. Karakterleri ve aralarındaki ilişkiyi sevmedim. Birbirine değer veren insanların birbirlerini zor durumda bırakmaktan keyif alıyor olmalarına inanamam. Poh! Özetle 12 bölümlük serinin sadece 1 bölümünü izleyip kestim.



Gakuen Babysitters (Winter 2018)

Chairwoman, uçak kazasında kaybettiği oğlu ve gelini için cenazeye gittiğinde, kendisi gibi ağlamayan iki kardeş dikkatini çeker ve aynı kazada anne babasını kaybetmiş, başka kimsesi olmayan bu kardeşleri, himayesi altına alır. Ryuuichi, chairwoman ın yönettiği lise, Morinomiya Academy de okumaya, boş zamanlarında da öğretmen çocuklarının bulunduğu kreşte çalışmaya başlar. Zaten kardeşi tatlı Kotarou de aynı kreştedir.

_ Ryuuichi'nin ailesi gezmeyi seviyor. Uzakta oldukları bir gün, çocuk onları kardeşim ateşlendi diye arıyor. Bu nedenle geri dönmek isteyen ailenin uçağı düşüyor.
_ Uşak rolündeki "Saikawa, Keigo" ın sesi ve karakteri çok iyiydi. Poker face sahibi adamın arada yapmaya çalıştığı esprilere koptum. Komikti.
_ Kardeşinin kafasına vurup duran "Kamitani, Hayato" da pek karizma karakterdi. Kardeşi ise acayip uyuzdu. Sürekli o karga sesiyle bağırıp bencil bencil yaramazlıklar yapan biri. Bir bölümde benimle oynamadı diye abisinin değer verdiği bir bezbol topunu boyadı. Özür dilemek konusunda da direnç gösterdi. Chairwoman çocuğun değer verdiği kılıcı alıp kıracak gibi yapınca, empati kurmayı öğrendi. Ay süpper seri. Buradaki ailelere ders niteliğinde izletilmeli bence.
_ "Kashima, Kotarou" çok tatlı bir bebek. Diğerleri gibi ağlamak yerine duygularını dokunarak belli eden, başarılı empatiler kurabilen, çok şeker, sessiz bir bebek. Abisi hasta olduğunda limon sıkmaya kastığı bir bölüm var. Bayıldımmmm. Bir diğerinde de abisine unuttuğu lunchbox ını götürüyordu. Okuldaki diğer öğrenciler ona yardım etmek için yolundan çekildiler ve onu kolladılar. Çocuk böylece görevini yerine getirdi ve başarı hissini yaşadı. Türkiye de olsa, -ver elindekini, sen yapamazsın- denirdi. 
_ Tsundere karakterli "Inomata, Maria" yı hiç sevmedim. Gıcık oluyorum tek işi ona buna bağırmak olan gıcık tiplere. Bana zerre tatlı gelmiyor bu kızlar. Ay bide bu hadsiz kız, "Kashima, Ryuuichi" dan hoşlanıyor.
_ "Ushimaru, Yuki" isimli kız da sınıf arkadaşı "Kashima, Ryuuichi" dan hoşlanıyor. Keşke bu kız ile aralarında romantik birşeyler olsaydı.

Seri çocuklar, anne babaları ve Ryuuichi arasında geçen günlük olayları eğlenceli ve tatlı bir şekilde anlatıyor. İzlemesi çok keyifliydi. Tatlı bebiş karakterlere özellikle Kotaro ya bayıldım. Sevdim ve devamı olursa izlerim.

Tag: School Babysitters
Type: TV
Episodes: 12
Duration: 23 min.
Cast: Kashima, Ryuuichi(Nishiyama, Koutarou); Kamitani, Hayato(Umehara, Yuuichirou); Saikawa, Keigo(Ono, Daisuke);
myanimelist.net detail



Yuru Camp△ (Winter 2018)

Solo camp yapmayı seven "Shima, Rin", rastlantı sonucu "Kagamihara, Nadeshiko" isimli tatlış bir kız ile tanışır. Nadeshiko, Rin sayesinde camp yapmanın keyfine varıp transfer olduğu okulun ourdoor klübüne üye olur. Üç kişilik klüp aktivitelerini sürdürürken Rin ile Nadeshiko'nun arkadaşlığı ve camp maceraları artmaya başlar. Solo takılmayı gerçekten seven Rin, arkadaşlarla da camp yapmanın ayrı bir güssel olduğunu keşfeder.

_ Klüp odası çok dar olduğundan sevinirken birbirlerini döven kızlara koptum. Çok komikti.
_ Buz gibi havada camp. Evet bende camp yapamak istiyorum ama kışın cık! Eğri oturup doğru konuşalım; soğuku hiç sevmem.
_ Rin'in tek başına motoruna atlayarak camp yerleri keşfetmesine bayıldım ve özendim.
_ Camp yaptıkları yerlerden biribirleriyle photo paylaşmaları, o şehirlerin ışıltılı harika gece view ları beni çok etkiledi ah ah, aitai, ikitai, nihon e...
_ Gezinin birinde rastladıkları alkolik kadın daha sonra okullarında öğretmen olarak işe başlıyor. Hatta klübün adviser ı oluyor.
_ Alkolik öğretmenin erkek sandıkları kız kardeşi bunlara yardım etmişti. Aslında erkek çıksaydı ve Rin onun o akıllı tavırlarına vurulsaydı. Azıcı ama azıcık anime içinde romantizm olsaydı. çok daha ii olurdu dicem ama anime nin konusu insanlara kamp yapmayı sevdirmek, onun için şansımı fazla zorlamıyayım.

Tatlı hikayelerle, Fuji-San ın o muhteşem görüntüleriyle, doğa ile, solo takılmanın verdiği huzur ile dolu anime beni benden aldı; çünkü ben de sola camp yapmasam da çantayı alıp solo solo travel etmeye bayılan, biri seninle gelicem der se, lahmacununa dokunulmuş şahika gibi tepki veren biriyim. İçimde deli bir çadır kurma, camp yapma isteği uyandıran animeyi sevdim. Her ne kadar Türkiyede tek başına ve kız başına camp yapamayacağımı bilsem de bir gün güvenilir bir yerde neden olmasın diyorum. Belki vefalı ve mecarayı seven bir arkadaşımla, evet neden olmasın, be inşallah olsun!!!

Tag: Laid-Back Camp, Yurukyan
Type: TV
Episodes: 12
Duration: 23 min.
myanimelist.net detail



Hakata Tonkotsu Ramens (Winter 2018)

Parasızlık nedeniyle zorda kalan ailesine yardımcı olmak isteyen "Lin, Xianming", kendisini satar ve alıcıları tarafından sıkı bir eğitimden geçer. Eğitim sonunda yakın arkadaşı haline gelen oda arkadaşını öldürmesi istenir. İki çocuk kafese konulur ve Lin, güvendiği arkadaşı tarafından ihanete uğrar. Yine de dövüşü kazanır ve Japonya-Hakata ya gelip bir çete için hitman lik yapmaya başlar. Bir gün patronu ile para yüzünden anlaşamaz ve yeni hedefini  öldürmek yerine korumaya, kendi yerine tutulan hitman ları gebertmeye karar verir. Patronu da boş durmaz, kadınları öldüren bir adama Lin'in kızkardeşini verir ve kızın ölmesine neden olur. Bunun üzerine hitman, koruduğu "Banba, Zenji" nin ekibine katılır. Ekip, kızın katilini bulup, çetenin de icabına bakar. Bu arada şehre Lin'in öldürdüm sandığı eski oda arkadaşı Feilang gelir. Çocuk, Banba ile Lin i yakalayıp bir kafese koyar ve birbirinizi öldürün der. Banba adam gibi adam çıkar ve arkadaşını satmaz. Sonuç, Lin bu sefer Feilang in gerçekten öldüğüne emin olur ve yeni arkadaş grubu ile mutlu mutlu bezbol oynar.

_ "Lin, Xianming", hobi olduğu için kız gibi giyiniyor.
_ Bamba, ortamda adı ve şanı bulunan maskeli bilmemne samurai imiş meğer.
_ Hakata şehrine "Saruwatari, Shunsuke" isimli başka bir hitman daha geliyor. Adam arasıra bizimkilerle dövüşse de sonrasında kanki gibi birşey oluyorlar. Seriyi uzatmak için eklenmiş ek karakter gibi geldi bana. Serideki iki ana konuda herhangi bir aktifliği bulunmadı.

Bungou Stray Dogs un çakması izlenimi veren seriyi sevmedim. Bungou Stray Dogs animesinde Dazai ile Nakajima arasında bulunan tatlı duygusal ilişkiyi Lin ile Banba arasında denemişler. Daha iyisini izlediğim için etkilenmedim. Seri kendisini sıkmadan izletti. Ama devamı olursa bakmam. Çünkü gerenk yok.

Type: TV
Episodes: 12
Duration: 23 min.
Cast: Banba, Zenji(Ono, Daisuke); Lin, Xianming(Kaji, Yuki); Enokida(Ono, Kensho); Feilang(Shimazaki, Nobunaga); Saruwatari, Shunsuke(Nakamura, Yuuichi);
myanimelist.net detail



Pazar, Haziran 24, 2018

The Snowman (2017)

Yol kenarlarında veya park köşelerinde içip içip sızan polis, arasıra boşandığı karısını, oğlunu ve karısının yeni erkek arkadaşını ziyaret etmektedir. Büroya yeni bir kız başlar ve elindeki dava adamın, Harry'nin ilgisini çeker. Seri katil hamile kadınları öldürmekte, arkasında tipsiz bir kardan adam bırakmaktadır.

_ Ayyyy, sokak kenarında sızmış polisin derdi ne ki bu kadar rezil bir halde anlayamadım. Karısı ve oğlu hayatta, sağlığı yerinde, işi gücü var. Biri pilavına kaşık mı atmış acaba. poh!
_ Eve gelen adamın sorularına doğru cevap veremeyen çocuk, mesajı alınca (adam annesini tokatlayıp soyunmaya başlıyor) dışarı çıkıp kardan adam yapar. Meğer o adam çocuğun babasıymış ve başkası ile evliymiş. Adam, bir daha buraya gelmicem deyince anne çıldırıyo ve intihar ediyor. İşte bu nedenle çocuk seri katil oluyor. Poh! Nedene bak! Benim de çocukluğum 10 numara geçmedi. Dışarı çıkıp birilerini doğrıyım bari. Poh!
_ Katil, kocası yerine başkasından hamile kalan kadınları doğruyor.
_ Davayı araştıran kadın, babası bu dava üzerindeyken öldüğü için bu kadar hırslı. Filmin hedef şaşırtmak için seçtiği yönetmi zerre beğenmedim bu arada. Çapkın bir adamın manyak alışkanlıkları acayip uzatılmış. Seri katil film süresinde, kendi motivasyonu ile sadece 2 kadın öldürdü. 
_ Film sonunda, film başında konuştukları adamı adam gibi sorguya çekmedikleri ortaya çıkıyor. ahhaha sanırım bu bir komedi filmi. Hani kendi kendisi ile dalga geçenlerden. Sonrasında şak diye katil bulunuyor.
_ Karısının şoka girmesi gerekirken manyak gibi kill him kill him diye komutlar verdiği sahnede artık yüksek sesle POHHH!! diyordum.
_ Katil de tam mal çıktı. Kendisini -bakınca gayet belli olan- kırık buz arasından suya attı. Halbuki, o kadar süre yakalanmaması nedeniyle kendisini zeki filan sanmıştık!! Ah, yoksa film kendi içinde tutarsız mı?!

Berbattı. Gerilim olduğu için izlerken sıkılmadan. Ama konu banel, işleniş saçma salak, oyunculuk özellik gerektirmeyen bir filmdi. Sevmedim.

Director: Tomas Alfredson
Cast: Michael Fassbender(Harry Hole); Rebecca Ferguson(Katrine Bratt); Charlotte Gainsbourg(Rakel);
Country: UK, USA, Sweden
Runtime: 119 min.
imdb detail



Pazar, Haziran 17, 2018

Sora yori mo Tooi Basho (Winter 2018)

Odası karışık kızımızın lisede yapmak istediği bir sürü planı vardır ama onları yapacak cesareti yoktur. Hep başlamaktan, ama işlerin yolunda gitmemesinden korkar. Poker suratlı çocukluk arkadaşı Megumi'nin yardımcı olması bile işe yaramaz derken; Antarctica'ya gitmeyi kafasına koyan ve bu nedenle okulda garipsenen güssel kızımız Shirase ile tanışır. Mari, Shirase'nin teklifini olumlu karşılayıp Antarctica ya gitme hayalleri kurarken ekibe Hinata ve Yuzuki de katılır. Kızlar hayallerini gerçekleştirir, özgüvenlerini pekiştirir ve 10 numara 5 yıldız anılar ceplerinde evlerine dönerler.

_ Dağınık insanları sevmiyorum ama Mari ye bayıldım. Çünkü Mari adaletli, cesur, eğlenceli, ince düşünceli ve kesinlikle güvenilir birisi. Keşke benim de arkadaşım olsa diyeceğim birisi. Kimdi hatırlamadığım birisi "Seni Antarctica'ya Shirase'mi çağırdı?" diye soruyor. Ve Mari, bir çok 30 yaş üstü insanın korkudan veremeyeceği cevabı veriyor. "Shirase çağırdı. Ama gitmeye BEN karar verdim." Ayn Rand bu seriyi izlese sevinçten gözleri parlardı. Özetle kız, serideki favori karakterim.
_ Hayalini gerçekleştirmek için küçük kızını bırakıp Antarctica ya giden Takako, ölür. Kızı, annesini kaybettiği yere gidip oraları görmek için hayatı boyunca ek işlerde çalışıp para biriktirir ve bu süreçte arkadaş edinemez. İşte Shirase'nin hikayesi de böyle. Güssel kızımız utangaç ve sert mizaçlı. Ama elinden geleni yapıyor ve arkadaşlarını gözlemleyip onların dertlerine çare olmak için kasıyor. Tatlı kız.
_ Maruz kaldığı manevi bullying sonucu okulu bırakıp kombini de çalışmaya başlayan Hinata, Shirase ile Mari'nin konuşmalarına tanık oluyor ve yolculuğa katılmaya karar veriyor. Okula gerek olmadan da hayat süpper olabilir diye düşünen kızımız akıllı ve enerjik. Ara sıra milletin kafasına vuruyor olmasını beğenmedim ama tatlı bir enerjisi var.
_ Küçük yaşta ünlenen ve Antarctica ya program çekimi için gidecek olan Yuzuki, hiç arkadaşı olmayan, nasıl arkadaş olunur bilmeyen biri. Yaşına oranla zeki ve iyi bir gözlemci. Diğer kızların arkadaş vari tavırlarından etkilenip yolculuğa katılıyor. Bu arada Yuzuki, geziye diğer üç kızda gelirse katılırım dediği için diğerleri kabul görüyor. Yoksa Antarctica ya gitmek o kadar kolay değil.
_ Mari nin çocukluk arkadaşı Megumi, olgun modda akıllar vermeyi seven, kendini böyle iyi hisseden biri. O nedenle Mari'ye paso akıllar versede, akıllanmaması hoşuna gidiyor. Diğer kızlar yüzünden özgüven kazanan Mari sinirleni bozunca da arkadan dedikodu filan çıkarıyor. Ama Mari nin saflığı kötülüğü yeniyor ve kız herşeyi itiraf ediyor. Arkadaşlık kazanıyor. Seri sonunda eve dönen Mari, Megumi den bir mesaj alıyor. Cesaretlenen kız da Antarctica ya gitmiş:-)

Kız arkadaşlığını anlatan animeleri çok nadir seviyorum. Çünkü karakterli karakter bulmak zor oluyor. Bu anime ise dört dörtlük. Kızların hepsi sadece iyi kalpli değil, cesur, akıllı, düşünceli ve eğlenceli. Seri izlerken kah güldüm kah hüzünlendim. Özetle tatlış bir seri izliyim, içimde çiçekler açsın diyorsanız bakmanızı öneririm. 

ps: ending şahane. "Koko kara, Koko kara" by Mari Tamaki (Inori Minase), Shirase Kobuchizawa (Kana Hanazawa), Hinata Miyake (Yuka Iguchi), Yuzuki Shiraishi (Saori Hayami)

Tag: A Place Further Than The Universe
Type: TV
Episodes: 13
Duration: 23 min.
myanimelist.net detail



Shoukoku no Altair (Summer 2017)

Köyü yok edildikten sonra "Şehir, Halil" tarafından yetiştirilen "Tuğrul, Mahmut", intikam hırsı ile yanmak yerine, nasıl olurda savaş çıkmasını engellerim, benim gibi başkalarının da acı çekmesine mani olurum kafası taşımaktadır. Bu kafa ile bir arkadaşına yardım ettikten sonra paşalığı elinden alınır. Divanın etkili elemanlarından "Zehir, Zağanos" un yönlendirmesi ile kulak isimli örgüt elemanlarından destek alıp Turkiye nin komşularını gezmeye, onlarla iyi ilişkiler geliştirmeye uğraşır. Diğer yandan Balt-rhein Empire boş durmamakta, Turkiye ile komşu ülkeleri kışkırtmakta ya da onları ele geçirip yakmaktadır. Yapılan savaşlardan birinde "Şehir, Halil" öldürülünce, -yine intikam için değil, onun başladığı savaşı layıkı ile kazanmak için- "Tuğrul, Mahmut" komutayı ele alır ve strateji yeteneğini kullanarak zafer kazanır.

_ Balt-rhein Empire, kadın ve çocukları rehin alarak "Şapka, Ibrahim" i Türkiye'ye karşı ayaklandırıyor. "Tuğrul, Mahmut", divan kararına uymayıp rehineleri kurtararak arkadaşına yardım ediyor. Bu nedenle paşalığı elinden alınıyor. Ama daha sonraki bir savaşta, gösterdiği başarı ile paşalığı geri kazanıyor.
_ "Tuğrul, Mahmut"-u sevdim. Akıllı, keskin bakışlı, yiğit, inandığı şeyler ise önünde şapka çıkaracağım cinsten. 
_ Seri sonunda "Zehir, Zağanos"-u intikam hırsının güdülediğini görüyoruz. Adam, çoğu ülkede üyesi bulunan kulak isimli bir örgüt kurmuş. Örgütün başı ise "Kara Kanat, Süleyman". Süleyman, tanışmaları sonrasında fevri davranıp hatalar yapan Mahmut'u tokatlayan kişi aynı zamanda. Bazen gerekiyor, evet.
_ 6: idealist bir yönetici yüzünden ülkelerden biri, Balt-rhein tarafından ele geçiriliyor. Adamın öldürülmesi filan heyecanlıydı. Bu zamana kadar ilerleyen serideki sıkıcı atmosfer, birden dağıldı.
_ Mahmut, yardımını esirgeyen, ölen idealist adamın arkadaşı "Lucio, Antonio"-ya hesap soruyor. Adam da "bir savaşı önlemek için başka bir ülkenin savaşa girmesini mi öneriyorsun?!" diye tokat gibi yanıtı yapıştırıyor. Harbi ya!
_ Türklere karşı 3 beylik yöneticisi birleşip Balt-rhein in desteğini alarak savaş başlatıyorlar. Kaplanı ile ortada salım salım gezinen ihtişamlı "Al-Kaplan, Balaban"-ı kardeşi "Ulema, Beyazit" öldürüyor. Hemde teknolojiyi takip ederek geliştirdiği ateşli silahlar ile. 12 ye kadar süren bu konu çok güssel ve heyecanlı idi. Akıllı Beyazit-ın sakin, mantıklı ve cesur karakteri çok hoşuma gitti. ps: kişi çok sevdiği, deli sevdiği birisini inançları ve doğruları için öldürebilir mi?! Düşündüm, evet. Ben çok sevdiğim birisini yanlış yaptığına inandığım için acı çeke çeke bıraktım mesela. hmmm. ps: ıyy ama kimseleri öldüremem tabi.
_ Mahmut, isyana katılan Fatma sultanın, prens intikam hissi ile büyümesin diye öldürülmesini engelliyor. Bayılıyorum nefret doğmaması için kasan insanlara. Naruto gibi. Ama tedbiri de elden bırakmamak lazım. Güç elinde olmalı. Kullanmamayı seçmelisin. Bence erdem budur.
_ Seri 19-24 arası süper heyecanlı ilerliyor. Mahmut sayesinde komşuları ile iyi ilişkiler geliştiren Türkler, Balt-rhein Empire'ın harekete geçmesi üzerine başında Halil paşanın bulunduğu orduyu gönderir. Halil paşa ölür. Kafasını kazık üstünde gören Mahmut, seri boyunca öğrendiği herşeyi ve edindiği tüm arkadaşları kullanarak Balt-rhein ordusunu dağıtır. 
_ Ülkesi Balt-rhein tarafından yakılan çocuk elindeki blueprint i Halil paşaya gösteriyor. Barış yanlısı yaşlı adam -niyetimiz savaşı kazanmak, insanları öldürmek değil- diyerek kağıdı yakıyor. Çocuk, daha sonra aslını Mahmuta gösterir. O da -bunu kullanırsak düşmana ilham veririz- diyerek kağıdı yakıyor. Ah saflarım benim ah. Sen bir öğren ama kullanma di mi?! Bu kadar da teknolojiye kapalı olmak?! Hem de barış diye diye?! Yazık yazık!! 
_ 23 sonunda sevgi dolu bir adam, -Carvajal- ambargo altında bulunan ülke vatandaşları tarafından öldürülüyor. Sonrasında katillere gösterilen merhameti fazla buldum. Fazla iyilik maraz getirir lafına çok pis katılıyorum şuan. Ek olarak adamın tutuklu tutulduğu yeri arıyorlar. Kadın, "bir tek şuraya bakmadık. AAA ne de büyük rastlantı ki, orasıda rehin tutmak için çok ideal" diyor. Yaw şakamısınız yaw. Bölüm olmuş 23, amatör işi anime dedirttiniz bana.
_ Son olarak Mahmut, uzun sarı saçlı iyi kalpli yöneticinin kendi halkı tarafından öldürüldüğü Cielo ülkesinden sorumlu paşa oluyor ve ülke bir daha savaş görmüyor. Zaganos ise ordunun başında Balt-rhein kapılarına dayanıyor. 

Türkler ile ilgili olmasa ilk 3 bölüm sonrası izlemeyi keseceğim bir seriydi. Uzun, sıkıcı, politik konuşmalardan gınalar geldi. Mahmut başlarda çok fevri idi. Ama karakter gelişimini güssel işlediler. Seri sonunda kendisine hayran kalmıştım. Bir diğer sevdiğim karakter ise poker face ile ortalarda dolaşan, sexy sesli Zağanos paşa. Ölecek, başına birşey gelecek diye korkmadım değil. Ama kalbim ah gerçek olsun bi de eşim olsun dediğim "Ulema, Beyazit" a ait.:-) Özetle aralara sıkıştırılan heyecanlı sahneler ile kendisini izlettiren, sonlara doğru zirve yapan bir seri idi. Devamı olursa, konsept Türkler olduğu için izlerim. Başka bir ülke olsa izlemezdim.

Tag: Altair: A Record of Battles
Type: TV
Episodes: 24
Duration: 24 min.
Cast: Tuğrul, Mahmut(Murase, Ayumu); Zehir, Zağanos(Furukawa, Makoto); Ulema, Beyazit(Uchiyama, Kouki);
myanimelist.net detail



Ping Pong The Animation (Spring 2014)

Gülümsemediği için Smile lakabı takılan Tsukimoto, masa tenisi oynarken her ne kadar kapasitesini ortaya koymasa da klübün yaşlı antrenörü ve rakip okul Kaio Academy tarafından fark edilir. Başta naz eden çocuk, antrenörünün ısrarlarına ok deyip arıza modda çalışmaya başlar. Zaten robot olduğuna inandığı için manyak modda çalışırken zorlanmaz. Bu arada sessiz Tsukimoto'yu küçükken koruyan, ona masa tenisini öğreten deha Hoshino, ünlü Çinli "Kong, Wenge"-ye ve turnuvada Akuma lakaplı arkadaşına yenilince tatile gidip sigaraya başlar ve kilo alır. Döndüğünde sürekli gittiği salonun sahibi yaşlı "Tamura, Obaba" nın ısrarı ile çalışmalara başlar. Sonuç; Hero'nun bir gün geleceğine inanan Tsukimoto, Çinli Wenge, Kaio'un iftiharı "Kazama, Ryuuichi", ve Peko lakaplı Hoshino; bu dördü turnuvada kapışırlar. İkinci olan Tsukimoto artık gülümsemektedir. Çünkü Hero gözüyle baktığı Peko, olayı ciddiye almış, manyak modda kasmış ve birinci olmuştur. ps: Kazama üçünü. İlk ve ya ikinci turda Peko ile karşılaşan Wenge ise daha baştan yenildi yazık.

_ Wenge'i gözetlemek için rakip okula sızan Peko ile Smile, burada ping pong oynarlar. Çinli Wenge ile antrenörü, sadece top vuruş seslerini duyarak kim ii, kim nasıl oynuyor tespit ederler. İşte bu aşamada Wenge, Tsukimoto yu keşfeder. Onun kendisini tuttuğunu da anlar. Peko ile oynar ve onu çatır çatır yener. Smile ın arıza geliştiğini fark edip bir de musabakalarda Akuma'ya yenilen Peko, gözyaşları içinde tatile gider.
_ Seri arıza modda çalışan "Kazama, Ryuuichi" ile normal modda çalışan dahi "Hoshino, Yutaka" arasındaki durumu ele almış sanki. Sonuç: azimle çok çalışma, dahiyi yener. Normal çalışma, dahiye yenilir. "Kazama, Ryuuichi" bana "Eyeshield 21" den "Shin, Seijuurou" yu anımsattı.
_ Smile nın koçu gelecek vaad eden biriymiş. son karşılaşmada yakın arkadaşı ile eşleşmiş. Arkadaşı 6 ay iyişleşmesi sürecek şekilde dizinden sakat olmasına rağmen geri durmamış. Arkadaşı için endişelenen bizimki bilerek maçı kaybetmiş. Diğeri hem birinci olmuş hem de dizi sakat olmasına rağmen oynadığı için acayip popüler olmuş. İşte bu adam, Kaio Academy 'nin müdürü. 
_ Her davranışın altında aslında empati kurabileceğimiz olaylar vardır ve kimse kötü değildir kemiğine dayandırılan seri, bana Naruto'yu hatırlattı.
_ Smile karakterini sevmedim. Fazla ukala ve kibirli geldi bana. Ek olarak birden eşşek gibi çalışmaya başlamasına, terslediği yaşlı adamın talimatlarına uymasına anlam veremedim. O aşamada ben birşey kaçırmış olabilirim. Ay birde saçma bir tokat sahnesi vardı. Koç, çocuğun kıçından ayrılmıyor ve ona kahvaltılar getiriyorken, Smile ukalanın önce gideni iken, ilişki, hangi ara koçun çocuğu -eften bir nedenle- tokatlayacağı, çocuğun durumu normal karşılayacağı bir duruma geldi acaba?! Poh!

Kısa anime hızlı ilerledi ve bitti. Çizimlerin ilginç (herkese hitap etmeyebilir) olduğu serinin konusu bilinmedik değil. Azimlilinin dahiliye karşı challange ı. İşleniş başarılı. Karakter gelişimine ağırlık verilmiş ve güssel iş çıkarılmış. Özetle sevdim. Devamı olursa bakarım. Ama ana karakterleri -Tsukimoto ve Peko- sevmedim demeden edemicem.

Type: TV
Episodes: 11
Duration: 23 min.
Cast: Hoshino, Yutaka(Katayama, Fukujurou); Tsukimoto, Makoto(Uchiyama, Kouki); Kazama, Ryuuichi(Sakuya, Shunsuke);
myanimelist.net detail



3-gatsu no Lion 2nd Season (Fall 2017)

Bullying e uğrayan bir arkadaşına destek olan Hina, mağdurun okuldan ayrılması üzerine yeni hedef olur. Öğretmenin karışmamayı seçtiği olay büyür, ama en nihayetinde, çok üzülse de "yaptığım yanlış değil, o nedenle pes etmicem, bu okula hergün gelicem" diyen Hina durumdan kurtulur. Sponsor bulmak için yapılan reklam amaçlı bir karşılaşmada Rei, "Souya, Touji" ile kapışır ve tabiki yenilir. Diğer yandan maç sırasında yığılıp hastaneye kaldırılan "Nikaidou, Harunobu" iyileşip yeşil sahalara geri döner. Orta öğrenim sonrası pro olma hayalini gerçekleştirmek isteyen Takahashi uzak bir liseye kayıt olurken Hina, Rei ile aynı okula gitmeye başlar. Hem, saçlarını da kestirir.

 _ "Gotou, Masamune" yani "Touchi, Hiroki"-nin çok tok bir sesi var. Bayıldım. İkinci bölümde hasta karısını ziyaret eden adam eve dönünce Kyouko'yu kapıda buluyor. Uyurken kıza sarılması çok romantikti. İlk sezonda bu kıza uyuz oldum. Bir çok kişi negatif yorum yaptı bence ki, bu sezonda kızı yaşlı bir adama deli gibi aşık genç bir bayan olarak -sadece 2.bölümde- gösterip bırakıyorlar.
_ Evlat edinilen Rei, yardımcı olmayı seviyor ve yardımcı olurken de elinden gelenin en iyisini yapmaya kasıyor. Hal böyle olunca evin annesinin gözüne giriyor. Onun gibi olmak için çaba göstermek yerine evin esas çocukları Rei ye "ii puanları toplama istersen. o, bizim annemiz" diyorlar. hahahahah nadir genetik mucizelerin, normal veya daha alt seviye topluluk tarafından kötü ilan edilip, bastırılma hatta mümkünse yok edilme durumu. 44. bölüm arşivleyeceğim kadar şahane. Evin annesi ağzından Rei yi dinliyoruz. Kadının, "Rei yappari ii ko da." dediği yerde koptum. Güneş gerçekten balçıkla sıvanmıyor. Çok şükür.
_ Rei nin küçüklüğünde başına gelenlere ilk sezonda bol bol değinilmişti. Hatta bir ara kusacaktım yani. Bu sezonda olayın abartılmaması hoşuma gitti. Arkadaşları tarafından dışlanan, yalnızlığı seçen Rei'nin geçmişi için yeterli bölüm sayısı harcandı bence. Yeter.
_ 26: Bullying e uğrayan Hina ya büyük baba "yoku yatta!" dedi ve ben ağlamaya başladım. Nedenini biliyorsun birtanediiğim. Ek olarak Rei, sanki bu bölüm itibariyle zorbalığa maruz kalan arakdaşına yardım eden ve sonuçları ağır olsa da bundan pişman olmayan küçük ama cesur Hina ya bakışı değişiyor. öööö, bu ikisi kesin evlenecek :-) ps: ama benim oyum Takahashi'e. 
_ 28: Takahashi'nin kendine uygun ve gayet erkeksi bir yöntem ile Hina'ya arka çıkmasına bayıldım. Aferin ya. ps: aralarda kızı alıp catchBall oynadılar. Yine bu bölümde, sınıf içinde kızın "gelin lan, sizden korkmuyorum" tarzı bakışları ve konuşma tarzı çok iyiydi. Aferin Hina. Benimde kalbimi kazandın.
_ 36: Yaşlı "Jinguuji, Takanori" ile mide sorunu olan "Shimada, Kai" arasında temsili shogi oyununu yapmışlar. hahahahaha. ikisi de ayyyy uyyyy diye diye, titreye titreye oyun oynuyorlar. Geberdim gülmekten.
_ İlk sezon için ne yazmıştım hatırlamıyorum ama Rei yi bencil buluyorum. Mesela çok dalgın olunca senpai ilerin seslenmesini duymuyor filan. Yuh yani. Sonuçta hayat her zaman tatlı değil. Herkesin zaman zaman sorunları oluyor. Ne yani, o dönemlerde bir birimizin yüzüne bile bakmayalım mı? Özetle yol yordam bilmeyen kaba insanları sevmiyorum. Seri, Rei nin kalbinin aynası gibi. O nedenle kendi fark etmese de artık Hina ya farklı bir bakışla baktığını görebiliyorum. Rei, Hina yı artık farklı anlamda seviyor bence :-) ps: Takahashi ye ne olacak pekiiii?!!!! :-o
_ "Souya, Touji"; adam meğer sağırmış. Tayfun nedeni ile shinkansen durunca, Rei ile Touji bir otele gidiyorlar. Adamın gerekmedikçe -neredeyse hiç- konuşmaması. Rei yürürken yürümesi, Rei durunca durması. Rei neyi nasıl yapacağını bilemezken birşey demeden gözlerini çözümün tam da üzerine dikip mesaj vermesi filan; bayıldım. Ailemin insanlar konuşarak anlaşır diye beni yetiştirmesi sonucu herşeyi açıklamaya, kendimi net ifade etmeye, birşeyleri anlatıp öğretmeye kasan ben yıllar yılı insanların kulaklarına ağız olamadığım için kırgınlıklar kızgınlıklar hissettim. Sonuç; kimseyle hiç birşey konuşmak istemeyen ama yine de kendini tutamayan biriyim. İşte o nedenle animelerdeki sessiz karakterlerin hastasıyım.
_ "Jinguuji, Takanori" ile "Shimada, Kai" nin gerçek maçı. Kazanan 66 yaşındaki usta. Anlatım çok şiirseldi. Çok güsseldi. Bir kaç resim aldım masaüstü yapıcam:-)
_ Rei, yaşadıklarından sonra High School dan korkan Hina yı okuluna götürüp, o tatlış kulüp arkadaşları ile tanıştırıyor. İşte o zaman kız, Rei'nin okuluna gitmeye karar veriyor. Bu bölümde yani 42 de, Rei nin öğretmeni "Hayashida, Takashi", Akari yi görüp aşık oluyor kih kih kih!
_ Hina'ya zorbalık eden grubun başını çeken kız "Takagi, Megumi", özür dilemesine rağmen yanlış yaptığına inanmadığı için, bir süre her gün, müdür Mr. Kokubu ile görüşmek zorunda kaldı. Sonuç; sıfır gelişim. Adam, son gün kıza, bence meali "artık bazı şeyleri sana hayat öğretecek" diyerek odadan çıktı. Bence de: Bazı kişiler bazı şeyleri yaşayarak öğrenmeli ve inşallah öğrenmeli.

Rei ve Rei'nin yaşamı beni boğuyor. Ama bu üç kız "Kawamoto, Akari", "Kawamoto, Hinata" ve "Kawamoto, Momo", nasıl Rei nin hayatına ışık oluyorlarsa bana da iyi geliyorlar. Hemde zar zor geçinmelerine, sorunlar yaşamalarına anne babaları olmamasına rağmen. İzlemek çok keyifli çok tatlı. Zamanında kestiğim seriye şuan 8 puan veriyor dahası, devamını tatlı bir sükut ile bekliyorum.

Tag: March Comes In Like A Lion 2nd Season
Type: TV
Episodes: 12
Duration: 25 min.
Cast: Kiriyama, Rei(Kawanishi, Kengo); Takahashi, Yuusuke(Hosoya, Yoshimasa); Gotou, Masamune(Touchi, Hiroki);
myanimelist.net detail



Koi wa Ameagari no You ni (Winter 2018)

Yaşadığı bir sakatlık sonucu çok sevdiği koşma sporundan mahrum kalan Akira, üzgün ve süzgün modda yağmurun dinmesini beklerken oturduğu cafe nin müdürü gelip minik bir şaka ile kızın gülmesine neden olur. 17 yaşındaki kızın 45 yaşındaki adama duyduğu aşık işte böyle başlar. Sert mizaçlı ve sesli kızımız cafe de çalışmaya başlar ve bir süre sonra hislerini içinde tutamayıp ilanı aşkta bulunur. Adam, kız sayesinde genç hissederek yazmakta olduğu kitabı bitirme cesaretini bulur, kız ise adamdan aldığı tatlı tavsiyeler ile yeniden koşmaya karar verir.

Ah ahhh! Tatlı bir animeydi. Akira'nın aşık olduğu adamı kıskanması, tanımaya çalışması, gömleğine sarılması filan çok tatlıydı. Kız sert mizaçlı olduğu için utanınca yüzünde beliren o ifade de acayip tatlı idi. Sevinince olduğu yerde zıplaması ise 10 numara. Adamın kızı kırmadan idare etmesine ne demeli. Olgun tavırları nedeniyle mi ne adam bana çok uzun, çok yapılı biri gibi göründü. Şiir okuyor gibi tavsiye verdiği yerlerde ise koptum resmen. Ben de aşık oldum adama. Ek olarak Hiroaki yi One Piece den Sanji seslendiriyormuş. Bu güssel sesi ben bir yerden tanıyorum diyordum zaten. Seri sonu beklediğim gibi değil gayet ahlaklı bitti. Yani 17 yaşındaki kız ile 45 yaşındaki adam arasında birşey olmadı. Ama o tatlı arkadaşlık %100 saf iyi niyetli hisler içimde çok tatlı bir hoşluk bırkatı. Özetle sessiz sakin bir seri izlemek, şiir gibi bir ses tonu ile yapılmış konuşmalar işitmek, ara sıra gülümsemek isterseniz tavsiye ederims. Beklediğim kadar romantizm yoktu, ama yine de çok sevdims.

Tag: After the Rain
Type: TV
Episodes: 12
Duration: 22 min.
Cast: Kondou, Masami(Hirata, Hiroaki); Kase, Ryousuke(Maeno, Tomoaki);
myanimelist.net detail



Altered Carbon (2018)

Öncelikle belirteyim spoiler içerir.
Öğrenmek istediği çok şey bulunan Falconer, tek bir bedenin o kadar süre yaşayamacağını düşünüp bellek olayını icat eder. Böylece insan ölümsüzlüğü keşfetmiş olur. Sonraki süreci beğenmeyen kadın isyan başlatıp kurduğu örgütü eğitmeye başlar. Diğer taraftan küçük Takeshi, annesini öldüren ve kız kardeşine, Reileen'e zarar verecek gibi görünen babasını öldürür. Ceza almaz, Reileen'nin güvenliğinin sağlanması karşılığında polis kuvvetlerine katılır. Lakin yıllar sonra yakuzaya satılmış kız kardeşi ile rastlaşır. İkisi hem yakuzayı hem polisleri katledip ormana sığınırlar. İşte Takeshi'nin Falconer'e rastlayıp ona aşık olduğu ve örgütüne katıldığı yer burasıdır. Örgüt üyeleri, elçiler, biyolojik bir silah yüzünden çıldırıp birbirini öldürür. Menzilde olmadıkları için virüsü kapmayan Reileen ve Falconer, bindikleri hava aracığının vurulması ile ölürler. Bir süre sonra Takeshi de yakalanır ve hapis yer. Yıllar sonra (sanırım 250 yıl idi), zengin bir adamın işe alması nedeniyle hapisten çıkarılıp kendisine güçlü bir beden verilir. Zengin adam, Laurens Bancroft, kendisini öldürmüş gibi görünmekte ama buna inanmamaktadır. Polis beceremediği için son elçinin katilini bulmasını ister. Bu durumda Takeshi'nin yolu polis Kristin ile kesişip durur. Çünkü bedeni kızın eski sevgilisine aittir. Ortada çözülmesi gereken tepelerden denize düşmüş bir kız vakası, suçsuz yere suçlanan Ortega'nın sevgilisi, fena halde dövülmüş bulunan Lizzie Elliot isminde bir kız, Laurens Bancroft olayı vardır. Sanki hepsi birbiri ile bağlantılıdır. Olayı çözmek için kasan Takeshi, zor bir durumdayken öldüğünü sandığı kızkardeşi Reileen ile karşılaşır.

Sevdim:
_ Japona detay çok fazla idi. 1.89 boydaki dev adamın şeker pembesi ve üzerinde unicorn olan sırt çantası ile gezmesine bittim.
_ Bir bölümdede adam kalbini çıkarıp sevdiği kadına sundu. Ah, böyle bir romantizmi anadili ingilizce olarak izlemeyeli çok olmuştu.
_ Samir Abboud yani Ortega'nın ortağı müslüman. Bir kaç yerde bunu belirtiyor. Uzun zamandan sonra ilk defa müslümanlara terörist muamelesi yapmayan bir dizi izliyorum.
_ Lizzie Elliot, Laurens Bancroft dan hamile kalır. Bunu öğrenen Miriam Bancroft dan bir güssel dayak yer. Kızın icabına Reileen'nın şirketi bakar. Karşılığında Miriam, Laurens'a aygır diye bir ilaç verir. Adam ilacın etkisi ile kızlarla birlikte olurken birisini öldürür, ikincisi (Mary Lou Henchy) kaçıp gökyüzündeki otelden yere atlar. ps: gökyüzünden atlama nedeni Laurens değil, Reileen. Reileen ona, "Laurens den korkma, benden kork" diyor. Ufff, iyi sahne! 
_ Dimi 2 rolündeki Michael Eklund ı çok beğenirim bu arada. Film yapıcak olsam, bir manyakı canlandırması için bu adamla çalışırdım. Cidden adam süpper manyak oluyor.
_ James Purefoy yine harika. Mimikler süper.

Anlamadım
_ Falconer'ın ne olupta isyan başlatmaya karar verdiğini tam anlamadım. Keşfi kötü insanların eline mi geçti, yoksa inançları mı değişti. 
_ Ortega'nın sevgilisinin bedenini Takeshi aldı ama belleği nerede.
_ Ortega, neden Mary Lou Henchy'in belleğinde ne var bakmıyor. Suçlulardan birine taksın öğrensin. Veya neden onu çalıp kimselere haber vermiyor.
_ Dimi, adamın birini öldürüyor ve suçu Ortega'nın sevgilisine atıyor. Neden? 
_ Reileen, yeni bedenli Takeshi'yi getirsinler diye İkiz Dimi ye görev veriyor. Ama adam karşısında Ortega'nın sevgilisini görünce çıldırıyor. Bunların alıp veremediği ne acaba? 

Koyu bir James Purefoy hayranıyım. Adam neler yapıyor diye incelerken bu diziye rastladım ve 1.sezosunu yani 10 bölümü online izledim. 2.sezon ne zaman başlar hiç bir fikrim yok ama kesinlikle devam edicem. Konu, kurgu, işleniş, süper ötesi. Oyunculuk başarılı. Daha ne olsun?!

Creator: Laeta Kalogridis
Cast: Joel Kinnaman(Takeshi Kovacs); James Purefoy(Laurens Bancroft); Martha Higareda(Kristin Ortega); Chris Conner(Poe); Dichen Lachman(Reileen Kawahara); Renée Elise Goldsberry(Quellcrist Falconer);
Country: USA
Runtime: 60 min.
imdb detail



The Foreigner (2017)

Bombalı bir terörist saldırısında kızını kaybeden Quan, saldırganları tanıdığını düşündüğü politikacı Liam ile görüşür ve isim listesi ister. İstediğini alamayınca gözdağı vermek için ufak tepek bombalama eylemleri gerçekleştirir. Sonunda isimleri öğrenir ve kişileri öldürüp işine geri döner .

_ Quan daha önce iki kızını, Fan'ı doğururken de karısını kaybetmiş.
_ Quan, Liam'ın bir konuşmasını TV de izliyor ve onun isimleri bildiğini düşünüyor.
_ Liam'ın karısı asıl teröristlere bilgi taşıyan ve kocasının yeğenini baştan çıkaran bir kadın. Kendi kardeşinin ölümü nedeni ile kocasından nefret ediyor. Sonuç seviştiği tetikçi yani Liam ın yeğeni tarafından Liam'ın emriyle vuruluyor.
_ Terörist olan kız Liam'ın sevgilisi çıkıyor. Çete her yere dağılmış yani.

İzlerken sıkılmadım ama iyi bir filmdi diyemicem. Konu tarzım değil. Teröristler filan. İşleniş başarılı çünkü konu tarzım olmasa da izlerken sıkılmadım. Pierce Brosnan'ı sevmem ama bu filmde oyunculuk gayet başarılıydı. Yeğen Sean rolündeki Rory Fleck Byrne ı de beğendim. Çok yakışıklı çocuk. Özetle orta karar film işte. İzlemesem de olurmuş.

Director: Martin Campbell
Cast: Jackie Chan(Quan Ngoc Minh); Pierce Brosnan(Liam Hennessy); Rory Fleck Byrne(Sean Morrison);
Country: UK, China, USA
Runtime: 113 min.
imdb detail