Pazar, Nisan 22, 2018

The Ottoman Lieutenant (2017)

Bulunduğu hastane, yaralı gelen zencileri almayınca canı sıkılan gözü pek ve idealist hemşire Lillie yeni tanıştığı doktor Jude'un Türkiye de doktorluk yaptığını öğrenir. Hastalık nedeniyle kaybettiği abisine ait kamyon ve bir dolu ilaçla birlikte Türkiye'ye gelen Lillie rastlantı sonucu Ismail ile tanışır. Rica edip adamı koruma tutan kız, zar zor Jude un yanına varıp hemşire olarak çalışmalara başlar. Savaş havasının dalgalandığı ülkede kız sık sık teğmen İsmail ile karşılaşır. Sonuç; aşık olurlar. Bir grup ermeninin askerker tarafından alıkonulmasını engellemeye çalışan teğmen vurulur ve ölür. Kız kollarında ölen sevgilisini nehire atıp işinin başına döner. _ Kızın kamyonunu ve ilaçlarını yolculuk sırasında çalan eşkiyalar, bunları kızın bulunduğu hastaneye para ile satmaya geliyorlar. ne kadar kötüymüş. Hak yok hukuk yok düzen koruyucular yok. eşkiyalar kol geziyo her yerde. şimdi öyle değil ama doğruyu yazalım, ondan çok iyi durumda da değil. Ülkemle ilgili olduğu için izlediğim filmi aslında sevmedim. Çünkü tarzım değil. Belki film aslında iyidir yani. İzlerken için karardı. Aynı renk ortamlar, savaş sahneleri, hastalar filan falan. Benim film izleme nedenim eğlence olsun. Güleyim eğleneyim biraz derlerimi unutayım. Dram dozu fazla olunac dokunuyo ama. Lakin Hera Hilmar ın güsselliğine olduğu kadar oyunculuk yeteneğine vurulmadım diyemicem. Oyuncuların her biri ayrı ayrı elinden geleni yapmış. Çok belli. O anlamda güseldi. Özetle ne iyi ne kötü, normal bir dram filmi diyebilirims.

Director: Joseph Ruben
Cast: Michiel Huisman(Ismail); Hera Hilmar(Lillie); Josh Hartnett(Jude); Ben Kingsley(Woodruff); Haluk Bilginer(Khalil Bey);
Country: Turkey, USA
Runtime: 106 min.
imdb detail



Pazar, Nisan 15, 2018

The Promise (2016)

Doktorluk eğitimi almak için köyündeki zengin adama kızı ile evlenme sözü veren Mikael, istanbula gelip akrabalarında kalmaya başlar. Kaldığı evin iki kızına dans eğitimi veren Ana ile işte böyle tanışır. Amerikalı Gazeteci Chris Myers ile takılan kız aslında ermenidir. Ve soyunu araştırmak bulmak için Türkiye'ye gelmiştir. Bu ikisi birbirine ısınırlar, hatta verdikleri sözleri veya ilişkilerini unutup takılacak kadar ısınırlar. Birinci dünya savaşı patlak verir. Ermeniler toplanıp taş ocaklarına gönderilir. Buradaki bir patlama sayesinde kaçan Mikael, köyüne dönüp söz verdiği kızla Maral ile evlenir. Kız hamile kalır. Lakin Türkler kasabayı basıp kızı ve diğer herkesi öldürür. Bu arada gazeteci ve Ana, İstanbuldaki kızları getirmişlerdi. Onlardan da sadece bir kız hayatta kalır. Ülkeyi deniz yoluyla terk etmeye çalışan grup bu seferde boğulma tehlikesi atlatır. Elini attığı kim varsa ölen Mikael, bu seferde Ana yı kaybeden. Kız boğulur. _ Türklerin yerden yere vurulduğu bir filmdi.
_ Film ülkelerinde Fransa yok ama çok pis kokusunu aldım.
_ Charlotte Le Bon politik ağırlıklı filmlerde oynamayı seviyor. Ah unutmadan minik bir ara Jean Reno yu da gördük. Gemi kaptanıydı. _ Filmin adı neden The Promise anlamadım. Adam İstanbula geldiği daha ilk gün dans hocasına göz koydu.
_ Maral ı canlandıran Angela Sarafyan çok güssel bir kadındı. Maşallah.
_ Adam, kurtulan o tek küçük kızı evlatlık ediyor. Yıllar sonra kızı evlendirirken görüyoruz kendisini.

Ay izlerken için bunaldı. Hayata küstüm resmen. Türklerin yerden yere vurulmasını bırak (çünkü zerre ciddiye almıyorum), atmosfer çok karanlık gri boğucu üzücüydü. Paso birileri öldü. adamı paso ağlarken gördük. Adamın oyunculuğu iyiydi demicem. O rolde kim oynasa aynı performası gösterirdi zaten. Bir tek adamın okuldan arkadaşı olan Emre Ogan rolündeki "Marwan Kenzari" in oyuncuşuğu iiyiyidi. Adamın kurşuna dizilme sahnesini cidden beğendim. renkler, sessizlik, adamın bakışı. İyi sahneydi. Özetle niyeti film, kötüyü en kötü göstermek için drama bulanmıştı. İçim karardı ve hiçççç semedim. ps: film bi de çok uzundu ya.

Director: Terry George
Cast: Oscar Isaac(Mikael Boghosian); Charlotte Le Bon(Ana Khesarian); Christian Bale(Chris Myers); Angela Sarafyan(Maral);
Country: Spain, USA
Runtime: 133 min.
imdb detail



Pazar, Nisan 08, 2018

Kingsglaive: Final Fantasy XV (2016)

Silah üreten pislik ülke, sihir sayesinde barış içinde yaşayan güssel ülkeye saldırır. Oğlunu alarak kaçan kral Regis, geride kalanlara pek yardımcı olamaz. Ama başkentteki saraya varınca kristali kullanarak şehrin etrafına sihirden bir koruma kalkanı kurar. Dışarda kalan halk savaşta heba olur. Kaçıp kurtulanlar ve ya çocukları, asker olup krala hizmet ederler. Ama bazıları yaşananlar yüzünden içlerinde kin barındırır. Birgün kötü ülkeye esir düşen prenses, aralarında anlaşma olabilmesi için geri döner, geri gönderilir. Anlaşmanın yapılacağı gün, kötü kralın pislik yüzü gene ortaya çıkar ve adamlarindan General Glauca, kral Regis'i öldürüp kristali çalar. Kristali aktive edecek ve ülkeyi koruma kalkanı ile kurtaracak kişi, kralın kanından olan oğlundan başkası değildir ve ona, kralın yüzüğünü prenses Lunafreya ile onu korumakla görevli asker Nyx Ulric ulaştıracaktır. Asker, ihanet eden diğerleri gibi davranmaz, ülkesi ve krala olan bağlılığı neticesinde hero modunda dövüşür, ölür, ama elinden gelenin en iyisini yaparak.

Ay, gözlerim mahvoldu action ı takip edicem derken. Konu ve işleniş güssel, lakin karakterler beni benden almadı. Çizimlere bayılmadım. Açıkcası sevmedim. Sevmedim dememin en büyük nedeni, hızlı çizimlerin başımı ağrıtması ve gözlerimi yorması oldu. Belli bir süre action, sonra dinlenmek için zaman vermiş olsalar belki severdim. Ama adamlar bunu hiç düşünmediler ve gözlerimi hunharca harcadılarrrr, pisliklerrrrr. Öyle işte.

 _ Yüzük öyle herkesi beğenmiyor. Kralın kanından olmayan biri takarsa, adamı ateşe veriyor.
 _ Kralın baş kumandanı meğer bir numaralı ihanet eden herifmiş. Titus Drautos, General Glauca imiş yani.
_ Nyx Ulric bir ara sandalyeden kalkıp pardüsesini giydi. hahaha çocuğa öyle bir popo çizmişler ki o popo Beyonce de yok. Yuvarlacık hatlar. hahaha.
_ Nyx Ulric yüzüğü takıp tanrılar ile anlaştı. Hayatı karşılığı o pislik kumandan General Glauca ile kapıştı ve onu yendi.
 _ Ülkedeki askerler, Kralın sihir yeteneği nedeniyle dövüş sırasında sihir kullanabiliyorlar. Kral ölünce sihir yetenekleri de kalmıyo yazık.

Director: Takeshi Nozue
Cast: Aaron Paul(Nyx Ulric); Lena Headey(Lunafreya Nox Fleuret); Sean Bean(Regis Lucis Caelum); Adrian Bouchet(Titus Drautos / General Glauca); Liam Mulvey(Libertus Ostium);
Country: Japan, USA
Runtime: 110 min.
imdb detail



Pazar, Nisan 01, 2018

Fate/stay night: Unlimited Blade Works (Fall 2014)

Holy grail War üzerinden 10 yıl geçmiştir. Yeni savaş için Rin, ritüelini tamamlar. Servant'ı Archer olacaktır. İlk düşman olarak karşılarına Lancer dikilir. Şahane bir dövüş sonrasında Lancer, olaya tanık olan bir sivili öldürmek için ortadan kaybolur. Duruma çok üzülen Rin, ölen okul arkadaşını, zamanında babasının hediye ettiği kalpli kolye ile hayata döndürür. Çocuk, Emiya, eve gelip neler yaşadığını idrak etmek için kasarken, kurbanının yaşadığını sezen Lancer yine mekana gelir. Bir önceki savaşın yol açtığı yıkım ortasında "Emiya, Kiritsugu" tarafından kurtarılan ve evlat edinilen "Emiya, Shirou", "ben kurtarılmış bir hayatım, öyle hemen pat diye ölemem" deyip mana sını ortaya çıkarır ve isteyerek bilerek yapmasa da Servant-ı Saber'ı - gerçek hayatta "Arthur Pendragon"- çağırır. Sonrasında Rin ile kanki olan Emiya, diğer Master ve Servant lar ile dövüşür. Bu arada Rin in Servant'ı Archer, karakteri ve idealleri yüzünden Emiya'ya kıl olmakta, hatta onu öldürmek istemektedir. Hatta, bu dünyaya gelme nedeni işte tam da budur: Emiya yı öldürmek.

_ Aslında 26 bölümlük olan serinin 00 ve 01 bölümleri 47 dakika, diğerleri 23. 00 olan Rin in servat ı nasıl çağırdığını, Emiya ile yollarının nasıl kesiştiğini anlatırken, 01 olan Saber ın ortaya çıkışını ve Emiya 'nın Rin ile tanışmasını konu alıyor. Böyle iki farklı açıdan aynı konun ele alınışı hoşuma gitti. Ek olarak 00 da ki Archer ile Lancer -gerçek hayatta Cu Chulainn- dövüşü acayip iyiydi.
_ Emiya, babasının ölmeden önce vekil bıraktığı iyi kalpli ve fevri öğretmeni ile birlikte yaşıyor. Okul arkadaşlarından Sakura ile de arası iyi. Sessiz sakin kız bazen bunlara gelip yemek yapıyor filan. Sakura nın kardeşinin adı Shinji. Soyisimleri ise Matou. ps: Hmm sakura zamanında böceklere maruz kalan kız mı acaba?!. Shinji, Rin'e yazıyor. Ama Rin'in ona ezik muamelesi yapınca sinirlenip kıza diş biliyor. Diğer detay Rider ı çağıran kişi aslında Sakura. Master hakkını Shinji ye devrediyor. Rider, -gerçek hayatta Medusa- seri içinde çok hızlı ölüyor. Öldüren kim tam anlamadım ama bence Gilgamesh. Shinji sinirli birşekilde "Kotomine, Kirei" yanına gidip Lancer ı istiyor ama daha iyisini Gilgamesh i alıyor. Kötü biri olmasına ve bir çok şey yaşamasına rağmen seri sonunda Shinji nin ölmemesi ilginç derims..
_ "von Einzbern, Illyasviel", "Emiya, Kiritsugu"-ın kızı. Illya, annesi için ölüm emri veren Kiritsugu dan nefret ediyor. O nedenle babasının oğlu Emiya yı hem sevip hem öldürmek istiyor. Servant'ı Berserker -gerçek hayattaki Heracles-. Illya-yı Gilgamesh öldürüp kalbini alıyor. Yanlış anlamadıysam Illya bir Chimera. Aynı zamanda annesi gibi bir Grail. Yani kutsal kase.
_ Caster, -gerçek hayatta Medea- kendisini çağıran adamı cadı dediği için öldürüyor. Sahipsiz kaldığı için gittikçe güçsüzleşerek ölüme yaklaştığı bir anda öğretmen "Kuzuki, Souichirou" ile karşılaşıp onu master ediniyor. Adamın ona sahip çıkması korumaya çalışması iyiydi. Kadın işte bu nedenle Master ını çok seviyor ve onu korumak isterken ölüyor. Caster, Assassin'ı -gerçek hayatta "Koujirou Sasaki"- kendi Servant ı olarak çağırıyor. Yetmez gibi hançerini kullanarak Saber ı Emiya dan koparıp kendi uşağı yapıyor. Hatta bir ara Archer Rin e ihanet edip Caster ın Servant ı oluyor. Hal böyleyken nasıl oldu da yenildi?!  Çünkü karşısında dönek Archer ile savaşı kazanmak isteyen Lancer vardı. 
_ Yangın ortasında yardım isteyenlere kulaklarını tıkayıp ilerleyen Emiya, ölmek üzere iken Kiritsugu tarafından kurtarılır. Adam bunu görünce öyle bir sevinir, yardım edebilmek için öyle bir çaba gösterir ki Emiya adama hayran kalır. Bu herkese yardım etmek isteyen ama sonuçta herşeyini kaybeden adama olan hayranlığı, onun gibi olma amacına dönüşür. İşte bu nedenle Emiya birilerine yardım etme konusunda kendi yaşamını hiçe sayabilecek kadar fevri hareket eden biri haline gelir. Sonuç, yardım eder, eder eder ve sürekli ihanete uğrar. Vefasızlık göre göre çok üzülen, inançlarından nefret eden ve eylemlerinden pişman olan Emiya, Rin çağırınca Servant olarak gelip eski kendisini, ergen Emiya yı öldürmek ister. Rin in Archer ı, Emiya nın ta kendisidir. İşte o nedenle ortalıkta iki adet kalpli kolye bulunmaktadır.
_ 11: Archer ın kılıçlarından esinlenen Emiya Trace on diyerek ilk defa mana sından kılınç elde ediyor. 
_ 13: Caster ın Servant ı olmasına rağmen, itaat etmek istemeyen Saber, sapıklar tarafından bağlanmış modda ekrana yansıyor. Ay bu ne şimdi. Fantazi kurmayı seven sapıkların 5 çayı mı?! Neyse!!! ps: hmmm, Caster ı master olarak kabul etmeyen Saber güçsüz düşmüş olabilir. Rin, Saber gücüne kavuşsun diye master ı oluyor sanırım.
_ 13: Bu bölümde Archer, Rin'e ihanet ediyor. Çok pis güssel bölümdü. Archer, Rin ile Souichirou arasında belirir ve Rin'e bir tane çakar. Sonrada Caster'a gidip hançerini kullanarak Rin ile aralarındaki bağı kesmesini ister. Adamın Emiya'ya olan düşmanlığı o kadar büyükkü Rin i harcamaktan çekinmiyor.
_ 16: Rin den hoşlanan Emiya, ortama gelip yardım teklif eden Lancer a don't chummy with Rin diyor. ahahahhaha kıskanç seni!!! İkisi arasındaki ilişkiyi, kızın değil de önce çocuğun vurulmasını beğendim. Ek olarak Lancer, "Kotomine, Kirei" nin servant-ı. bölüm 19 da Rin i öldürmeyi reddedince, Kirei nin emri üzerine kendisini yaralıyor ve sonrada Kirei yi öldürüyor. Rin bu bölümde babasının katilini öğreniyor. Tabiki pislik Kirei!
_ 20:21: Archer ile Emiya dövüşü. Benim için çok ama çok mesaj içerikliydi. Bayıldım. Kesinlikle arşivliyorum. ps: Ağlamaktan gözlerim şişti.
_ Son dövüş Emiya ile Gilgamesh arasında. Zafer, gittikçe evrimleşen ve güçlenen Emiya'nın oluyor. Son vurucu darbeyi ise Gilgamesh 'e Archer indidiyor. Rin den aldığı emir gereği Saber, Grail i yok ediyor. Holy grail War ın galibi Rin oluyor. 24. bölümde Gilgamesh in öldüğü sahnede iyiydi. Bu animeyi arşivlemiyorum ama bazı bölümlerdeki bazı sahneler dehşet başarılı. Keşke sırf onları kesip kolajlayacağım free bir uygulama ve bende de vakit olsa.
_ Rin ile Emiya Londra da eğitimdeler. Emiya nın Rin e olan hisleri apaçık. Ama yine de hiç birşey onu insanlara yardım eden bir adalet savaşçısı olmasını engellemiyor.
_ Rin, okçuluk kulübünün derslerini Emiya için izliyormuş. Üzerine alınan Shinji, Rin e ukala ukala asılıyor. Emiya okçulukta iyi olduğu için Archer olarak geliyor. Diğer yandan zamanında Saber dan kılıç dersleri aldığı için o konuda da uzman sayılır.

Konu, güssel. İşleniş, bazı bölümlerde konuşmalar çok uzun ve sıkıcı. Ama bu durum bir Fate/stay klasiği. O nedenle şikayet edecek birşey yok. Çizimler iyi. Özellikle detaylandırılmış dövüş sahneleri muhteşemdi. Herbirini kesip arşivlemek isterdim. Karakter gelişimi başarılı. Emiya nın idealleri konusunda kendisini ifade edişine bayıldım. Benzer olsa da aynı idealleri taşımıyorum ama yine de çocuğun kendini ifade edişi bu uğurda çarpışması filan nasıl desem 10 numara 5 yıldız. Devamı olursa izlicem.

Tag: Fate Stay Night - Unlimited Blade Works
Type: TV
Episodes: 12
Duration: 28 min.
Cast: Archer(Suwabe, Junichi);
myanimelist.net detail

Tag: Fate/stay night: Unlimited Blade Works 2nd Season
Type: TV
Episodes: 13
Duration: 23 min.
myanimelist.net detail



Fate/stay night: Unlimited Blade Works - Prologue (Oct 5, 2014)
Yalnız yaşayan Rin, okula gelip kendisine ukala modda asılan Shinji'yi bozduktan sonra derslere katılıp eve döner. Kirei'den gelen telefon mesajı üzerine servant ını çağırır. Gelen Archer dır. İlk önce karşılarına Lancer dikilir. Dövüş sırasında Lancer duruma tanık olan Emiya yı öldürür. Üzülen Rin, babasının hediye ettiği kalpli kolyeyi kullanarak çocuğu hayata döndürür. Sonrasında Rin ile Archer, Lancer'ın Emiya'ya yine zarar vereceğini sezip mekana giderler. Bu sefer karşılarına Saber dikilir.
Lancer ile Archer ın dövüş sahnesi şahaneydi. Keşke sırf orayı kesip arşivleyebilsem. Özetle devam.

Tag: Fate/stay night (2014) Episode 00, Fate Stay Night - Unlimited Blade Works - 00
Type: Special
Episodes: 1
Duration: 51 min.



Koe no Katachi (Sep, 2016)

Elementary okula başlayan "Nishimiya, Shouko" sağırdır ve arkadaşları ile işaret dili ve ya not defteri üzerinden iletişim kurmaktadır. Sınıf, önce kızı tatlı bulur. Ama bir süre sonra kızın hata yapması, sonrasında özür dileyip durması, millette ona zorbalık etme isteği uyandırır. Sınıfın fırlama çocuklarından "Ishida, Shouya", zorbalığı en çok ileri götürenlerden olur. Kızın ailesi devreye girince öğretmeni Shouya'yı suçlu gösterir. Tek olmak istemeyen Shouya, diğer çocukların da hatalı olduğunu ve yeni hedef haline gelir. Zorbalık gören, ignore edilen çocuk, milleti duymamayı, insanların yüzüne boş boş bakmayı seçer. Ta ki, Shouko ile yine karşılaşıncaya kadar. Shouya ile Shouko arkadaş olurlar. Shouya, kendisinden nefret eden Shouko'nın intihar etmesini engeller. Lakin balkondan kendisi düşer.

_ Zorbalık gören ve içine kapanan çocuk, sağır Shouko'ın neler hissettiğini anlamaya başlıyor. Olayın birden bu şekilde değişmesi çok başarılı işlenmiş. Beğendim.
_ Filmin başında Shouko da intihar etmeye karar veriyor ama bir nedenden dolayı yapmıyor. Onun yerine, zamanında bulduğu, Shouko'ya ait bir defteri yanına alarak kızı görmeye gidiyor. İntihar eyleminden neden vazgeçtiğini tam anlamadım.
_ Çocuğun annesi, kızın annesinden özür dilemeye gidip geri döndüğünde kulağı kanıyor. Kızın annesi, küpesini çekip kulağını kanatmış sanırım. Çünkü benzerini çocuk onun kızına yapmıştı. Japonların katı bir kültürü var. Ama oraya gidip yaşamış ve kurallara olan bağlılıklarını görmüş biri olarak bunu negatif görmüyorum.
_ Uyuz bir kız olan Naoka, lise çağlarına gelince de Shouko ya kötü davranıyor. Senin yüzünden gurubumuzdaki Shouya ya dışlamak zorunda kaldık filan diyor. Hatta onu tokatlıyor. Seri sonunda bu uyuz kızla neden hala arkadaş kalıyorlar ve ya kalmaya çalışıyorlar anlamadım. Kız, sağır kızın annesine bile saldırdı. Filmi pek fazla beğenmememin nedeni işte buna benzer tutarsızlıklar. Kız onu bunu tokatlıyor ama karşılığında yine arkadaş kalıyorlar. Özür bile dilemedi.
_ Kızın atlama, çocuğun onu kurtarma ve çocuğun düşme sahneleri çok güsseldi. Yine de çocuğun mucizevi bir şekilde hayatta kalması olmadı bence. Çocuk ölmüş olsa zaman daha gerçekçi olurdu.
_ Kız nehir kenarında ağlarken bir koi balığı geliyor. Komadaki çocuk gözlerini açıyor. Koi balığının manevi gücüne işaret edilmiş sanki
_ Kızın güçlü kız kardeşine ise bayıldım. "Nishimiya, Yuzuru", çok tatlı bir tomboy.

Çizimler normal. Konu: zorbalığa uğrayan çocuklar ve şansı yaver gittiği için tekrar hayata tutunmaları; iyi. İşleniş, bazen çok iyi bazen çok kötü. Dramı ve konuyu çok uzatmışlar. Karakter gelişimi; Naoka nedeniyle güssel değil. Özetle tutarsız işleniş ve uzamış dram nedeni ile 9 üzeri puan almasına rağmen eh işte diyorums. Yani: Fena değildi ama bayılmadım da.

Tag: A Silent Voice, The Shape of Voice
Type: Movie
Episodes: 1
Duration: 2 hr. 10 min.
Cast: Ishida, Shouya(Irino, Miyu);
myanimelist.net detail



Berlin Syndrome (2017)

İş nedeniyle fotoğraf çekmek için Berline gelen kızımız Clare, rastlantı sonucu yakışıklı ingilizce öğretmeni Andi ile tanışır. Çocukun evine giden kız bir daha dışarı çıkamaz çünkü çocuk manyaktır ve kızı eve hapsetmiştir. Kız aklına gelen yöntemleri dener ama yine de kaçamaz. Dahası o evde kendisinden önce başka bir kızın daha aynı şekilde alıkonulduğunu anlar. Hmmm, ek olarak raslantı sonucu tanışmamışlardır. Çocuk bunu görmüş kafasına koymuş ve gerekli ortamı organize etmiştir.

_ "Teresa Palmer"-ı ve oyunculuğunu severim. Ama filmdeki Clare karakterini beğenmedim. Sırtçantası ile bol bol dış ülkelere giden biri olarak ya ben çok zekiyim, ya da bu karakter tam bir gerizekalı moron. Bir kere kızı memleketinde kimse becermemiş herhalde ki adamın üstüne atladı resmen. Ondan önce de terastaki diğer yeni-komşu arkadaşları ile sıkı fıkı gördük kendisini. Özetle kızın bende ilk uyandırdığı imaj. Azmış ve mal. 
_ Film, eve hapsedildikten sonra kızın başarısız kaçma girişimlerini, kafayı yemelerini filan anlatıyor. _ Adam ise tam manyak. Kızı sevdiği için evde tutmuyor, hasta. Bir süre sonra başka kız arayışlarına başlıyor. Hatta yanlış anlamadıysam, bir ara ormanlık bir alanda kızı balta ile öldürmek istedi.
_ Kızın kaçmak için aklına gelen ve işe yarayan çözüm cidden iyiydi. Ama bu seferde diğer kız mal çıktı. Ben olsam adamın evine gideceğime polise giderdim. Küçük kızlara hatta bütün çocuklara bu gibi durumlarda nasıl davranmaları gerektiği öğretilmeli cidden.

Özetle sexy sahneleri bol, konusu ve işlenişi iyi, oyuncluk kalitesi daha da iyi bir filmdi. İzlerken sıkılmadım.

Director: Cate Shortland
Cast: Teresa Palmer(Clare Havel); Max Riemelt(Andi Werner);
Country: Australia
Runtime: 116 min.
imdb detail



Pazar, Mart 25, 2018

The 9th Life of Louis Drax (2016)

Küçüklüğünden beri geçirdiği ölümcül kazalardan kurtulmuş Louis, anne ve babasının paso tartışmasına alışmıştır. Arada Dr. Perez ile terapi niteliğinde görüşen çocuk, ona "The right of disposal" kuralından bahseder. Çocuk bir gün uçurumdan düşüp komaya girer. Endişeli annesi hastanedeki doktor ile kırıştırmaya başlaya dursun, çocuğun zanlı modda aranana üvey babası ortalarda yoktur. Gerçek, Dr. Perez in hipnoz yeteneği sayesinde ortaya çıkar.

_ kadın babayı uçurumdan atıyor, çocuk geri geri giderek kendini uçurumdan atıyor.
_ kadın, Louis'in başına gelen ilk kazada adamı aramış. yardıma muhtaç sarışını karşısında gören adamın dürtüleri active olmuş ve o sıra evlenmeyi düşündüğü kadını terk etmiş.
_ çocuk komada iken bilinci, Dr. Allan Pascal ı ele geçiriyor. mektupları adam yazıyor yani.
_ kadın eskiden beri çocuğu öldürmeye çalışıyormuş. sonrada çocuğa yardım ederek bazı duygularını tatmin ediyormuş. ah, bu aşamada çevreki erkeklerden yardım isteyip onları ağına düşürmesi de başka bir hikaye. hal böyle olunca çocuk, annesinin bu hamlelerini sevgi olarak nitelemiş. o nedenle kaza geliyorum deyince seve seve kuçağını açıyor resmen.

Ukala çocukları sevmem. O nedenle Louis karakterini sevmedim. Çocuk hem ukala hem kötü. Ama öyle bir anneden olunca kötü olması normal değil mi?! Sarah Gadon çok güsel bir kadın. Cidden o masum, yardıma muhtaç kadını süpper canlandırmış. Şuan zorunlu bulunduğum ortamda da var böyle biri. Normalde canavar. Mesela bize mail atarken merhaba bile yok, suratımıza bakmaz. Ama görüşmelerde erkek yönetici varsa önünde ağlar ve cc de yönetici varsa rengarenk şirin mailler atar. Sonuç: ona kaba davranan biz oluyoruz. O ise puppy gözlerle etafa bakan masum bir melek!!! Neyse. Özetle ne okullar okumuş, doktoralar bitirmiş zeki erkekler bile kadının ağına düşüyor, hatta onu hamile bırakıyor. Filmde yani. 
Normal bir filmdi. Konuyu sevdim. Çocuktan daha çok kadının rol yeteneği ilgimi çekti. Ve salak erkeklerin kadın karşısında ne hale geldikleri. Gerçek yaşamda da hal böyle olduğu için küfürler ettim.

Director: Alexandre Aja
Cast: Aiden Longworth(Louis Drax); Sarah Gadon(Natalie); Aaron Paul(Peter Drax / Sea Monster); Jamie Dornan(Dr. Allan Pascal); Oliver Platt(Dr. Perez);
Country: UK, Canada, USA
Runtime: 108 min.
imdb detail



Cumartesi, Mart 24, 2018

Madame Tussauds Istanbul Sergisi

Tanıdığım, ilgi alanıma girmediği için tanımadığım ünlü isimlerin, gerçeğine çok benzer olarak balmumundan yapılmış heykellerinin yer aldığı bir sergiydi.

Sergi notlarım:
_ Sergi, kıymetli Atatürk ile başlıyor.
_ Elinde çiçek tutan Fatih Sultan Mehmet Han'ın heykeli beni şaşırttı. Beklentim daha sert bir mizaçtı demeden geçemiyorum.
_ Mevlana'nın yüzündeki ifade, hele o pırıltılı gözler şahaneydi. Çok etkilendim.
_ Heykellere dokunuluyor olması beni şaşırttı. Sonuçta insanların sanat eseri gözüyle baktığım objelerin saçıyla başıyla oynaması, değiştirmesi filan ilginçti. Konsept bu herhalde dedim. Hele hele yazık, Justin Bieber'ın bir evlendirilmediği kaldı.
_ Michael Jackson ve Lady Gaga başarılı değildi. Özellikle Lady Gaga nın Madame Tussauds imzası taşıdığından şüpheliyim. Keza nette araştırma yapınca başka bir Lady Gaga heykeli karşıma çıkıyor.
_ En başarılı heykel Mevlana dan sonra Steve Jobs idi diyebilirim. Büyülendim resmen. Onları Julia Roberts ve Angelina Jolie takip ediyor.
_ Sergide görmekten çok mutlu olduğum iki isim Shrek ve ET. çocuklar gibi şendim o vakit.

Organizasyon ve Mekan Notlarım:
_ 2018 Mart içinde ziyaret ettiğim sergi için biletix ten bileti 44 TL ye aldım.
_ Sergi girişi için asansör önünde bekleyen görevli bayan, zerre yardımsever değildi. Barkod nereye okutulacak, nereden giriş yapılacak belli olmadığı gibi /barkod ile girişlerin önünü kırmızı bant ile kapatmışlardı/ sorduğumuz sorular da havada kaldı. Böyle bir sergi için çok amatör bir karşılama. Sergiyi daha önce gezmiş ziyaretçilerin yönlendirmesi ile asansöre binebildik.
_ Işıklandırma ve heykeller hakkında sunulan bilgi kartları yeterli idi. serginin interaktif düşünülmesi de güssel olmuş.
_ Cumartesi günü gittiğim sergi kalabalıktı. Bencil bazı kişiler, bir heykel yanında en az 20 poz çekildiği için bazen photo almak işkenceye dönüştü.
_ Bileti Biletix ofisinden almak mantıklı olmuş. Böylece girişte bilet sırasında beklemedim. (Demirören içinde ofis var) Sergi de zaten Demirören AVM nin hemen yanında.

Özet olarak eğlendiğim, sevdiğim bazı sanatçıları görünce heyecanlandığım bir sergi idi. Bir kere gitmek kafi ve bir kere mutlaka gidilmeli derims.




Pazar, Mart 18, 2018

Shokugeki no Souma: San no Sara (Fall 2017)

Tanışma toplantısında "birinizi yerinden edip, Elite Ten Council içine giricem" diyen Souma, festival zamanı koca bir ahçı ordusu bulunan, Çin mutfağı uzmanı, 8.koltuk sahibi "Kuga, Terunori" ile kapışır. Minicik tezgahı ile ilk günlerde yenilir. Lakin soğukkanlı Souma, gözlem yeteneğini aklı ile birleştirip, yanına arkadaş desteğini de alıp, festivalin son günlerinde başarı üstüne başarı yakalamaya başlar ve dikkat çeker. Souma, festival zamanı 1.koltukta oturan Tsukasa, Eishi'in yemeklerini tatma fırsatı bulur ve aralarındaki uçurumun farkına varır. Eş zamanlı Erina'nın mutfağına, zamanında bencil ve kibirli tavırları yüzünden okuldan sürülmüş babası Azami gelir. Kız küçükken babasının abuk tavırları yüzünden havalar ikibinbeşyüz modda, hiç birşeyi beğenmeyen biri haline gelmiştir.  Erina, Alice yardımı ile evden kaçıp Polar Star Dormitory'e yerleşir. Azami ise allem edip kallem edip okulun yönetimini ele geçirir ve tüm klüpleri kapatır. Yetmez gibi Elite Ten Council üyelerinin çoğunu kendi tarafına çeker. Souma, Polar Star Dormitory nin kapanmaması için yarışmaya katılır ve kazanır.

_ Alice eğitim için ülke dışına çıktığında Erina ya bir sürü mektup göndermiş. Ama Erina yı sert bir uslüpla, merhametsiz bir modda yetiştiren baba Azami, mektupların Erina'nın eline geçmesini engellemiş.
_ Ukala Erina nın babasını görünce tir tir titremesi, Polar Star Dormitory de kalırken elini hiç bir işe sürmemesi, yine de prensesler gibi karşılanması filan uyuzdu. Sevmiyorum bu kızı. Ukala insanları sevmediğim gibi.
_ Souma yarışmada dövüşürken yurda bir grup eli sopalı kişi geliyor. Yurt sakinleri Souma ya güveniyor. Zaman kazanmak için ellerinden geleni yapıp birlikte yurdu kurtarıyorlar. Seviyorum güvene dayalı arkadaşlık ilişkilerini.
_ Ortamda Erina, Hisako ve Megumi varken 1.koltuk sahibi Eishi ile Souma kapışıyor. Souma kazanırsa koltuk sahibi olacak. Eishi kazanırsa, Souma onun yardımcısı modunda Central ekibine yani Azami tarafına geçecek. Yarışı Eishi kazanıyor. Ama Souma yı rakip olarak istemediği için talebinden vazgeçiyor.
_ Yurdu ziyaret eden Azami, Polar Star Dormitory's Golden Age zamanında orada kaldığını ve 1.koltukta oturduğunu söyler. 2.koltukta ise hayran olduğu süper deha "Yukihira, Jouichirou" vardır. Adam Yukihira'yı mahvetmek istediği için Central gibi bir organizasyon kurduğunu ve bunu uzun süredir planladığı itiraf eder. Souma, Yukihira'nın babası olduğunu söyleyince de şaşırarak ortamdan uzaklaşır. Böylece Yukihira'yı idolü gibi gören ve hep gelişini bekleyen Erina da bu gerçeği duymuş olur.
_ "Nakiri, Senzaemon", kızının kocası, torununun babası Azami'nin gelip herşeyi mahvedeceğini sezdiği veya bildiği için, veya Erina bir silkelensin, kendine gelsin diye "Yukihira, Jouichirou"-den rica etmiş. İşte Souma okula böyle başlamış. Hatırlaranız babasının zoru ile okula başlamıştı.

Bu seriye ilk baktığımda Erina ya kıl olduğumdan, konu ilgimi çekmediğinden ve ecchi sahneleri sevmediğimden kesmiştim. Sonra bir arkadaşımın önerisi ile tekrar başladım. İyi ki de başlamışım. Çizimler iyi. Konunun ilerleyişi, bağlantılar iyi. İşleniş şahane. Karakterleri (Erina hariç) seviyorum. Başta Azami nin pat diye sahneye çıkmasına şaşırdım ve püfledim. Ana konu ile ilgisi olmayan bir sezon uzatma politikası gibi geldi. Ama sonra bağlantıyı anladım ve beğeni katsayım arttı. Yardımsever zeki, kararlı, gözlemci, dalgacı "Yukihira, Souma" hala favori karakterim. Onu iyi kalpli, utangaç, insan halinden anlayan, düşünceli "Tadokoro, Megumi" izliyor. Sonra 7.koltukta oturan iyi kalpli, cesur, rahat ve sexy "Isshiki, Satoshi" ve Souma yı göünce ay bi utanan et güsseli "Mito, Ikumi" geliyor. Özetle devam ediyorums.

Tag: Food Wars! The Third Plate, Shokugeki no Soma 3rd Season, Shokugeki no Soma 3
Type: TV
Episodes: 12
Duration: 24 min.
Cast: Yukihira, Souma(Matsuoka, Yoshitsugu); Hayama, Akira(Suwabe, Junichi); Tsukasa, Eishi(Ishida, Akira); Kuga, Terunori(Kaji, Yuki);
myanimelist.net detail



Gabriel DropOut (Winter 2017)

İkisi melek diğer ikisi şeytan dört kız, okul sonrası insanları tanımaları için dünyaya gönderilirler. Main karakterlerden Gabriel, pc oyun dünyasına dalıp insanlara yardım etmeyi, derslerine çalışmayı, odası dahil etrafı temizlemeyi bırakır. Bir tek arasıra okula gitmek dışında bildiğin Neet olur. (Hmmm, haftada bir cafe de çalışıyor. Baito yani.) Bir gün mekana Gabriel'in ablası gelir ve düşmüş meleke dönüşmüş kardeşini rehabilite etmeye karar verir. Sonuç: Gabriel değişmez. Köpekten korkan abla Zeruel ise dünyada kalamayıp evine döner.

_ Satanichia: beni deli eğlendiren favori demon karakterim. Salak ama farkında değil. ahahah hööö diye böbürlendikten sonra onu ağlar modda azar işitirken görüyosunuz. Melonpan çok seven kızın bu konuda bir numaralı rakibi köpek. Ama kız demon olmasına rağmen, yakalanan köpeği uyutulmasın diye sahipleniyor. Satanichia nın diğer korkulu rüyası ise Raphiel, sadist kızın zeki dalga geçme ve şaka yapma potansiyeli karşısında saf Satanichia'ın hiç şansı yok. 
_ Raphiel: melek. görüşünü güler yüzlü. ama aslında diğerlerinin düştükleri zor zurumları izleyip eğlenmeye bayılıyor. hatta bazen olayı kendi kurguluyor. sinirli iken bile gülümseyen Raphiel işte bu nedenle çok tehlikeli birii...
_ Gabriel: güçsüz kuvvetsiz pc dışında etrafı tınlamayan biri. canı sıkılınca boruyu üfleyip dünyayı yok etmeyi düşünüyor. kayıtsız bir dinginliği var. kendisini bir tek ablası ziyarete geleceği zaman panik geçirirken gördük. bu arada milleti tınlamıyor gibi takılsa da köpek sahiplenen Satanichia için ev sahibi ile konuşmuş, pet e izin vermesini sağlamıştır.
_ Vignette: dünya tatlısı demon. iyi kalpli, düşünceli, kurallara uyan yani başarısız bir demon Vignette. Serinin tatlış karakterlerinden biriydi. Özellikle hasta iken koyun saymak yerine cerberus sonrasında Gabriel saydığı yerler çok tatlıydı.

Seri birbirinden farklı karaktere sahip dört kızın günlük maceralarını anlatıyor. Espiriler mükemmel değil ama başarılı. Özetle basit komik bir seri. kafa dağıtmada gayet etkili. Devamı olursa bakarım.

Type: TV
Episodes: 12
Duration: 23 min.
Cast: Kurumizawa McDowell, Satanichia(Oozora, Naomi);
myanimelist.net detail



Ballroom e Youkoso (Summer 2017)

Herhangi bir hobisi bulunmayan Fujita, rastlantı sonucu dünya finalistleri arasında bulunan Sengoku-san ile tanışır ve ondan ders almaya başlar. Dans etmeyi sevdiğini fark eden çocuğun başarılı bir gözlem ve taklit yeteneği vardır. Önce bir yarışmada sakatlık geçiren Kiyoharu'nun yerini alır, sonra Gaju'nun kızkardeşi Mako ile dans ederek kızın bayanlar kategorisinde birinci olmasını sağlar. Sonra sınıf arkadaşı Chinatsu ile zorlu bir çalışmadan geçerek katıldığı bir yarışmayı kazanır.

_ Dans kursunun önünde bullying e uğrayacağı anda çocuku Sengoku-san kurtarıyor. Tanışmaları böyle oluyor. Çocuk daha sonra Kiyoharu'nun annesi Marisa ile çalışıyor. Adamı neden bıraktı anlamadım. Sengoku-san sürekli yarışmalarla meşgul. Daha bir öğretmen gibi biriyle olmak istemiş olabilir.
_ Kiyoharu (gerekmekdikçe konuşmadan hedefine odaklanmış birisi. ahh böyle olmak istiyorum. kimse görmeden practice yapıyor. neden dizi sakatlandı acaba fazla practice yapmaktan mı?!) eşek gibi pratik yapan biri. Yarışma sırasında dizindeki sakatlığı saklıyor ama hocası Sengoku durumu çakınca bölümlerden birine Fujita'yı çıkarıyor. Onun dansını gören Kiyoharu kaliteli bir rakip bulmuş gibi yine alevleniyor. Ama yarışma sonrası yere düşüyor ve bir süre değneklerle yürümesi gerekiyor.
_ Bir süre için partnersiz kalan, başından beri nedense sevmediğim (sessiz ama ezik değil, akıllı sessizlerden.) Hanaoka, mekana gelen Gaju ile partner olmayı kabul ediyor. Kiyoharu yakında bomba gibi geri gelecek, ondan geri kalmak istemiyorum diyor. Bu arada bizim ezik Fujita, açıktan olmasa da bence Hanaoka'ya yazıyor. Yarışmaya gelen Kiyoharu "senin yenmen gereken kişi Gaju değil, Hanaoka" demişti. Ezik Fujita, Hanaoka'nun peşinden gidip ona "aslında Kiyoharu öyle demek istemedi, üzülme" ye benzer saçma salak bir yazma girişiminde bulunuyor. Ama kız "pistte elimden gelenin en iyisini yapıcam, çünkü Kiyoharu izliyor" diyerek tokat gibi cevabı geçiriyor. Sen kim köpek!!! diyor yani .. ahahahhaha
_ Kız kıza olan danslarda lider görevini almış olan Chinatsu, uzun süre bu rolü Fujita'ya verme konusunda direniyor. Ama sonunda daha iyi olmak için çatır çatır kavga edip orta yolu bulan bir çift haline geliyorlar.
_ 22: dans etmeyi bir külfet gibi gören "Kugimiya, Masami"- nin kamyon çarpmadan önce pis pis sırıtışı acayi iyiydi. Adam ölerek dans etmekten kurtulacağını düşünüyor. Görev bilinci ile işi yaptığını sanıyor. Ama sonra anlıyor ki; seviyor dans etmeyi.
_ Para vermiyor diye çocuğu şaka ile karışık hırpalamaları hoşuma gitmedi. Mesela 2. bölümde öğretmen hasta diye Kiyoharu'ya değil bizimkine vuruyor. Ben böyle detaylara takılıyorum. Ah bu arada öğretmenin fizik, boy pos, karizma 10 numara. "Miru" dediği yerde benimde gözlerim  yuvalarından fırladı resmen. Bu nasıl bir özgüven ve asalet. uwww. Ek olarak dikkatli adam, nasıl motive edeceğini biliyor. Hmmm Kiyoharu, annesinden değil de neden bu adamdan ders alıyor?!

Fizikler, çizimler harika. Karakterleri sevdim. Hepsi ayrı telden, eğlenceli. Serinin konusu güssel. İşleniş ise gayet başarılı. Keza 24 bölüm göz açıp kapayıncaya kadar bitti. Ana karakter Fujita 'yı sevmedim. Çünkü ezik. Çok az bir karede o kararlı yüz ifadesini sergiledi. Bana yeterli gelmedi. Daha fazla hırs, kararlılık ve ona göre bakış, duruş blah blah beklerdim. İyi bir seri idi. Devamı olursa kesinlikle bakarım. Favori karakterim tabiki "Hyoudou, Kiyoharu". İkinci ise o mükemmel fiziği ile "Sengoku, Kaname".

Tag: Welcome to the Ballroom
Type: TV
Episodes: 24
Duration: 24 min.
Cast: Sengoku, Kaname(Morikawa, Toshiyuki); Hyoudou, Kiyoharu(Okamoto, Nobuhiko); Akagi, Gaju(Tomita, Kentarou);
myanimelist.net detail



Leonardo Da Vinci Expo: Dahi İstanbul'da

Varlıklı bir adamın köylü bir kadınla olan ilişkisi nihayetinde Floransa'da doğan Leonardo da Vinci, evlilik dışı bir çocuktur ve babanın ailesi tarafında yetiştirilir. Çocuğun grafik çizimlerdeki yeteneğini fark eden baba, onu bu konuda destekler. Leonardo, Floransa'da ün salmış Medici ailesi tarafından çalışmaları reddedilince Milan'a giderek aradığı desteği orada, Sforza ailesinde bulur. Sforza'lar için çalışan Leonardo, İtalyan prensler arasında paylaşılamayacak kadar ünlenir. Çalışmalarına yoğunluk veren ve her işe koşturmaya çalışan Leonardo, Mona Lisa'yı işte bu döneminde yapmıştır. Akabinde Roma'ya yerleşir. Ama burada zaten Michelangelo ve Rafael olduğu için önemli işlerde kendisini göstermesi mümkün olmaz. Fransa kralı I. François'in davetini kabul ederek Fransa'ya yerleşir ve Fransa'da ölür.

Sergi, Leonardo da Vinci'nın hayatını 10 dakika kadar anlatan bir video gösterisi ile başlıyor. Sonrasında adamın balmumu heykeli yanında selfie yapabiliyorsunuz. Duvarlarda artı bilgiler, Leonardo da Vinci'nin eskizleri-leri ve eserleri var. Cam fitrinlerde ve orta bölmelerde ise dahinin mimarlık, savaş aletleri, veya yaşama dair üzerine çalıştığı makinelerin mini kopyaları mevcut. Bazılarını dikkatlice kullanabildiğiniz bu makineler gerçekten ilginç.

Dahinin eskiz çalışmalarını büyüleyici buldum. Resmen içimdeki çizme güdüsünü fişekledi. Bunlar arasında bulunan "Fetüsün Anatomisi" çok ilginç bir eskiz idi. Üzerine kafa yorduğu bazı aletler ve makineler de ilgimi çekti: Tank, Merdiven Taaruzu Engelleme Sistemi (cidden ilginç), geminin batmasını engellemek için düşünülmüş Çift Cidar, Kendi kendini taşıyan köprü, Klima gibi gibi...
Sergi dahinin üstüne kafa yorduğu "Haliç'in üstünde bir köprü" projesine de değinmiş. Maalesef II. Beyazıt, -büyük ihtimal müslüman olmadığı için- Leonardo'nun teklif içeren mektubuna olumlu bir dönüş yapmamış. (Detaylar için googling yapabilirsin.)

Sergide yer alan ve beğendiğim eserleri: "Dame a I'Hermine", "Ginevra de Benci", "Saint Jean-Baptiste", "Mona Lisa", "The Last Supper"... The Last Supper yani Son Akşam yemeği, İsa'nın -aranızdan birisi beni ihbar edecek- demesinden bir kaç saniye sonrasını ifade ediyormuş. Onun için yemek masasında oturanlar hararetli veya üzgün görünüyor. İsa'nın yanında oturan Yohanna'nın  güzelliğine ise bayıldım. İtiraf ediyorum önce onu bir kız sandım. ps: hainin adı Yahuda bu arada: Panikle sofradaki tuzu deviren, elinde ihaneti karşılığı aldığı gümüş para kesesini tutan...

Son olarak dahinin dile döktüğü "Ne kadar bilirsen, o kadar seversin." aforizmasına kesinlikle katılıyorum. Güssel bir sergiydi. umarım hayranı olduğum Michelangelo'un da benzer bir sergisini İstanbul da ziyaret etmek mümkün olur.

Uniq İstanbul (Sarıyer/İstanbul): Yerlerde ziyaretçileri yönlendiren okların bulunması iyiydi. Bazı eserlerin ışıklandırılması başarısızdı. Photo çekmeye elverişsizdi. Sergiyi düzenleyenler bunu da göz önünde bulundurmalılar. Son olarak bilet fiyatı 44 tl (Mart 2018)



The Book of Henry (2017)

Henry, zekidir. Çocuk gibi oyun oynamayı seven iyi kalpli annesini bir çok konuda yönlendirmekte, kapasitelerin farkındaki anne de, usul usul söz dinlemektedir. Bu sayede yatırımlarını doğru yaptığı için çalışmasına bile gerek yoktur. Ama alışkanlıkları sevdiğinden hala aynı külüstür arabayı kullanmakta, hala garson olarak çalışmakta, hala eve gelince hala play station oynamaktadır. Herşeyin farkındaki Henry, yanlarındaki evde olan biteni de bilir. Üvey babasından na-hoş muamele gören Christina için önce yasal çözümleri araştırır, olmayınca üvey babayı ortadan kaldırmayı planlar. Lakin yazıkki çocuk planını yürürlüğe koyamadan bir beyin tümörü nedeniyle ölür. -Sanırım- cinsel saldırıya uğrayan Christina ın durumundan anne Susan ın daha sonra haberi olur. Kadın Henry'nın tuttuğu not kitabı ve ses kasedi sayesinde üvey babayı tam halledecekken... Gerisini izleyin artık.

_ "Henry Carpenter" a aşık oldum. Tam hayalimdeki erkek evlat. Zeki olması ile ilgilenmiyorum. Adalet duygusu ve madde ve ünle zerre alakası olmaması ile ilgileniyorum. Millet kazandığı veya kazanmadığı ödüllerle madalyalarla hava ata dursun, Henry in umrunda değil hiç birşey. Onun kafasında olduğu kadar gönlünde de daha büyük işler var. 
_ Ayrıca çokkk tatlı... Cidden çocuğa bayıldım. ps: erkek kardeşi de çok tatlı. Maşallah. Filmi izlerken aaa hayalim dedim. İki erkek çocuk harika olurdu diye hep düşünmüşümdür. İşte sanırım tam da bu nedenle, çocuğun başına kötü birşey geldiği zaman ağlamaktan göz pınarlarım kurudu resmen.
_ Anne Susan harika bir kadın. Ego santirik davranmıyo evladına. Türk anaları gibi, seni karnımda 9 ay taşıdım tabiki bana faydalı olucan, çayımı doldur, sırtımdaki yastığı şişir demiyo, evlatlarına İNSAN gibi BİREY gibi davranıyor. Valla helal olsun.
_ Bir bölümde abisi ile kendisi arasındaki statü farkının farkındaki kardeş "Peter Carpenter", keşke ben ölseydim, daha az üzülürdün diyor annesine. ah ah ağlamaktan gözlerim şişti...
_ Kadın yapmamayı seçti, okul müdürü artık harekete geçmeye karar verip konu hakkında polisi aramayı seçti, Susan dan -seni rezil ederim- tehtidi alan üvey baba, bir de polis sirenleri duyunca intihar etmeyi seçti, Christina artık Susan ile yaşamayı seçti, ben de filmi arşivlemeyi seçtim. 

Özetle çok güssel, biraz dramlı, tatlı bir filmdi. Arşivliyorums.

Director: Colin Trevorrow
Cast: Naomi Watts(Susan Carpenter); Jaeden Lieberher(Henry Carpenter); Jacob Tremblay(Peter Carpenter);
Country: USA
Runtime: 105 min.
imdb detail



Pazar, Mart 11, 2018

Guardians of the Galaxy Vol. 2 (2017)

Yaptıkları bir iş sonrası müşterisi Ayesha ile görüşen ekibimiz, Rocket'in getirdikleri ürünü çalması üzerine aranan suçlular arasına girer. Kaçma aşamasında ise Peter, babası Ego ile tanışır. Adam hayalini gerçekleştirmek için evlatlarını yanında istemiş, işte bu nedenle her bir gezegende sevgili yapmıştır. Gerçekleri öğrenen Peter, arkadaşlarının yardımı ile gezegenleri kurtarır, bu sırada biyolojik olmasa da pratikte babası sayılan Yondu'yu kaybeder.

_ Pislik herif yani Ego, Peter'ın annesinin kafasına tümor koymuş. Mantık aramayalım. Adam manyak.
_ Zeki insanlara gönderme yapan yönetmenleri seviyorum. Gemiye dönen Rocket, bugün bir dost kaybetmek yeterli gibi bir laf ediyor. Kastı Peter değil Yondu idi. ps: yine de Yondu'yu yalnız bıraktıkları için kızmadım değil.
_ Bir önceki bölümde de beğendim sister -Nebula- karakterine bu sefer aşık oldum resmen. Kızın herşeye rağmen kardeşini kurtarması filan harikaydı. O "Promize is promise" dediği yerde ise kalbimin tümünü kazandı. Aferin, yiğit kız.
_ Açık sözlü Drax 'ın dünya tatlısı Mantis ile konuştuğu yerlerde çok güldüm ya. Harikaydı. Kızın yüzüne bakıp kusucak gibi yapıyor filan. Samimi adam.
_ Kurt Russell ile Sylvester Stallone 'u aynı karede olmasada aynı filmde görmek: benim gibi 80 çocuğunu mutlu eder mi ? EVET! (Tango ve Cash)
_ Baby Groot yine çok ama çok tatlıydı.
_ Filmin ana karakteri bu sefer Yondu idi resmen bayıldım. Adamın oyunculuğu ve karakterinin gelişimi; süperdi.
_ Film sonunda sinirden saçını başını yolmuş Ayesha da harikaydı.

Özetle çok az film vardır ki, ikincisi birincisinden çok daha güssel olsun. Guardians of the Galaxy Vol. 2 işte onlardan biri. İlk filmi fazla çerez bulmama rağmen bu seferkine gülmekten bayıldım. Karakterler ve gelişimleri, espriler, işleniş; hepsi iyiydi. Özetle bir sonrakine sinemada gidicems.

Director: James Gunn
Cast: Chris Pratt(Peter Quill / Star-Lord); Zoe Saldana(Gamora); Dave Bautista(Drax); Vin Diesel(Baby Groot-voice); Bradley Cooper(Rocket-voice); Michael Rooker(Yondu); Karen Gillan(Nebula); Pom Klementieff(Mantis); Sylvester Stallone(Stakar Ogord); Kurt Russell(Ego); Elizabeth Debicki(Ayesha); Sean Gunn(Kraglin / On-Set Rocket);
Country: USA, New Zealand, Canada
Runtime: 136 min.
imdb detail



Pazar, Mart 04, 2018

Captain Fantastic (2016)

Çocuklarına orman koşullarında hayatta kalmayı öğreten baba Ben, mental rahatsızlığı bulunan eşinin kendisini öldürmesi üzerine üzülür. Kadının ailesi cenazeyi kilise adetlerine göre kaldırmak istemekte, baba ve çocuklar ise vasiyeti yüzünden kadının cesedini yaktıktan sonra küllerini wc ye akıtmak için çaba sarfetmektedir. Popüler kültür veletleri yüzünden freak gibi karşılanan çocuklar, aslında diğerlerine göre çok çok bilgilidir. Hatta kendilerine polymath bile denebilir, bence. :-)

Film, öldürdüğü geyiğin kalbini kanlı kanlı yiyerek çocukluktan erkekliğe terfi eden oğul ile başlıyor. Sonra annenin ölümüne üzülüyoruz. Baba başta cenazeye gitmek istemiyor ama çocukların üzülmesine dayanamayıp otobüsü büyük şehre doğru sürüyor. 

Filmi, daha önce izleyen bir çok arkadaşım, hatta akrabalarımdan bazıları -illa izlemelisin- dediği için listeme aldım. Neden? Çünkü bende çocuğum olsa okula göndermem diyen, sosyal statü endişesinin köküne kibrit suyu döken biriyim. Okulun çocukları düşünemeyen asosyal -yaratıklara- yani benim gözümde freak lere dönüştürdüğüne inanıyorum. Adam ile düşünce benzerliğimiz var. Bende çocuğu sal büyüsün, deneyerek deneyimleyerek büyüsün-cüyüm. Ama sırf etik ahlakı ezicem, geniş olucam, aman aman pek anarşistim diye HIRSIZLIK yaptırmam. Kendi yaşamına saygı isteyen kişiler başka toplumların yaşam kurallarına da saygı duymalıdır. Yoksa çifte standart durumu ortaya çıkar ve başroldeki Ben, iyi biri değil, bencil biri olur. 

Ek olarak çocuklar üzerindeki yaptırımı despotça buldum. Erkektir, babadır, olabilir diyor empati kuramayacağım için bunu pek zorlamıyorum. Özgür yetiştirdiği oğlunun üniversite mektuplarını alınca vay arkamdan oyun haaa tavrını ise yine ergen buldum. Hmmm özetle şöyle diyebilirim. Benim gibi düşünen insanları etkilemek için, benim gibi düşünmeyen insanların benim gibi düşünüyor rolü keserek yaptıkları, ama üzerlerine hiçççç oturmamış bir filmdi. Popüler filmlere göre farklı, mutlaka izlenmeli ve üzerine düşünülmeli derims. Ama gerçek çiçek çocukların, minimalistlerin, hümanistlerin, özgürlükçü kişilerin poh! diyeceği bir film olduğunun da altını çizerim.

Director: Matt Ross
Cast: Viggo Mortensen(Ben); George MacKay(Bodevan);
Country: USA
Runtime: 118 min.
imdb detail



Pazar, Şubat 25, 2018

My Cousin Rachel (2017)

Philip, eğitimini tamamlayıp evine dönünce, kendisini evlat edinmiş çok sevdiği velisinin hastalandığını ve iyileşmek için akrabalarının yanına gittiğini öğrenir. Daha sonra adamın aşık olduğunu ve Rachel isimli kadınla evlenip yuva kurduğunu gönderilen mektuplardan okur. Lakin adam iyileşmez, hatta ölür. Philip, içinde korkunç bir kızgınlık hisseder ve işte bu nedenle yakında ölen kocasının evine yerleşecek olan Rachel 'a kötü davranmaya karar verir. Fakat kadın dünya tatlısı birşey çıkar. Kısa zamanda arkadaş olurlar ve yine kısa zamanda sevgili. Zamanla kadın yaptığı hatayı anlar lakin çocuk daha ergen olduğundan önyargılı davranıp kadının ölümüne neden olur. Bu arada cidden: did she? didn't she?

_ Çocuk, yaptığı bir hatadan sonra Rachel'dan özür diledi. Rachel onu dudaklarınan öptü. Belki anaçça. Ama bence çok tehlikeli bir davranıştı. Rachel, "rol"-ünü ilk burada bozdu.
_ Çocuğun ergen modlarda kadının onurunu hiçe sayarak (çünkü ergen modlarda) cinsel ilişki istemesi, kırda bayırda... Ah kızım ah, yüz vermeyeydin elin züppesine...
_ Çocukta hastalandı. Sonra velisinin son mektuplarından birini kitap arasında buldu. Velisi Rachel beni zehirliyodu yazmış.
_ Yazık: Rachel da, rastladığım bütün adamlar manyak diye üzülüyor.
_ Çocuk ile arkadaşı olan Louise, kadının odasında zehire dair delil arıyolar. Ama buldukları kadının, Philip için iyi niyetle başka birine yazdığı mektup.
_ Philip, kadına çok tehlikeli bir yerde at ile gezmesini salık veriyor. Kadın cidden düşüp ölüyor.

Hafif merak uyandıran ve sakin sularda ilerleyen film beni sıkmadı. Süperdi şahaneydi diyemicem ama izlediğim için pişman değilim. Rachel Weisz ve Sam Claflin in oyunculukları güsseldi. Çocuğun züppe ergen tavırları cidden sinir bozucuydu ama o dönemde demekki kadınlar erkeği belli bir ölçüde bozabiliyorlar. Rachel tatlı iyi bir kadın, lakin çocukla fazla zaman geçiriyor ve ona ümit veriyor. Rolünü iyi çizememiş, rolünün gereklerini yerine getirememiş, haddini aşmış, had bildirememiş bir kadının hüzünlü hikayesi. Neymiş, erkek milletine hele hele de ergen zihniyetli olanlarına (aklı bacaklarının arasında da diyebilirdim), öyle ipler teslim edilmezmiş. Özetle normal bir filmdi.

Director: Roger Michell
Cast: Rachel Weisz(Rachel Ashley); Sam Claflin(Philip); Holliday Grainger(Louise);
Country: UK, USA
Runtime: 106 min.
imdb detail



Pazar, Şubat 18, 2018

Transformers: The Last Knight (2017)

Uzayda ilerleyen Optimus Prime, ölmüş gezegenini bulur veya gezegen onu bulur. Orayı tam anlamadım (ay filmin neresini anladım ki). Mekandaki robot bir kadın, buna -dünyayı yok et, gezegenini yeniden kur- der. Adamı hipnoz gibi birşey eder. Bu arada dünyada işler çok karışmıştır yada benim kafam çok karıştı. Bir grup çocuk enkaz altındaki bir yere sızarlar ve polis robotlarının saldırısına uğrarlar. Orada yaşayan bir kız bunlara yardım eder, ama yetersiz kalır. İmdatlarına Cade Yeager yetişir. Kimsesiz kız yani Izabella, adamın peşine takılır. Hep beraber adamın saklandığı araba hurdalığında yaşamaya başlarlar. Bu arada nedense ordu, Megatron ile -bir konuda- işbirliği yapar. Diğer taraftan çöplükleri basılan Cade, kurtulmasına yardım eden Sir Edmund Burton ve onun bulup getirdiği dişi Vivian ile tanışır. Vivian meğerse büyücü Merlin'in kanından geliyomuş. Ve yıllar önce Merlin'e büyü konusunda, Arthur'a da savaş konusunda yardım edenler robotlarmış. Pöh!. Bir bu eksikti. Sonuç: Sir Edmund Burton ölüyor, savaşmak için gelen Optimus Prime kendine geliyor, robotun birinden gelen Talisman'ı kullanarak elinde kılıç ile Cade, günün kahramanı oluyor, blah blah.

_ Polis robot, çocuklara neden ateş açıyor yahu. 
_ Megatron ile neden anlaşıyorlar. 
_ Megatron sonra neden gene saçmalayıp saldırıyor. 
_ Robot kadın niye dünyaya takmış. İlla yok edilsin diye. 
_ Filmin sonunda çöl ortasında makyajlı egzotik bir kadın yürüyor. Sanırım kadın Optimus Prime a dünyayı yok et emrini veren robot. 

Ay izlerken çok sıkıldım. Film bi de uzun. Bitmedi bir türlü. Durduk yere sürekli robotlar dövüşüyo. O onunla bu bununla, neden olduğu belirsiz. Bir de ortada dolanan yaşlı Wahlberg ile ceset Anthony Hopkins var. Özetle nefretlikti. Artık Transformers konusunda sinemayı bırak evde bile birşey izlemiyorums. Olay bitmiştir yani.

Director: Michael Bay
Cast: Mark Wahlberg(Cade Yeager); Laura Haddock(Vivian Wembley); Anthony Hopkins(Sir Edmund Burton); Josh Duhamel(Colonel William Lennox); Isabela Moner(Izabella);
Country: China, Canada, USA
Runtime: 149 min.
imdb detail