Pazar, Eylül 16, 2018

Snowden (2016)

Geçirdiği bir kaza sonrası askeri yaşamı sonlanan Snowden, CIA'e başvurur ve kabul edilir. Zekası nedeniyle diğerlerine fark atan çocuk, Corbin O'Brian ın liderliğinde önemli ve gizli işlerde görev almaya başlar. USA in bütün dünyayı istediği gibi izleyebildiğini görünce paranoyaklaşır ve kız arkadaşı ile arası açılır. Sonrasında barışan çift, çocukta epilepsi hastalığı görülmesi üzerine Hawai den gelen iş teklifini kabul eder. Buradaki projede ise USA sms veya net üzerinden yerini belirlediği kişiler üzerine füze filan fırlatmaktadır. Füze atılan kişiler suçlu mu değili mi diye emin olmadan yapılan buna benzer şeyler, Snowden'i vijdanı ile karşılaştırır ve adam gizli bilgileri çalarak basına verir. Sonrada Moskovo'ya kaçar.

_ Oyunculuklar iyiydi. Aktivist Shailene Woodley böyle bir filmde oynadığını görmek beni pek şaşırtmadı. Aferin canıma.
_ Joseph Gordon-Levitt her zamanki gibi süpper iş çıkarmış. 
_ Yayıncısına kafa tutan Glenn Greenwald rolünde Zachary Quinto vardı. Adamın oyunculuğu çok başarılıydı. 
_ Edward ile Lindsay net üzerinden tanışıyor. Muhabbet -ghost in the shell is one my favorites too-. diye başlıyor hahaha
_ CAI ile mülakkatında Ayn Rand geçmesine ne demeli?!<3 font="" nbsp="">
_ Verileri kaçırma şekli de iyiydi. Hiç renk vermedi maşallah.

Herkesin izlemesi gereken bir filmdi. Genel kültür. Sevdim. Arşivliyorum.

Corbin O'Brian ile Edward Snowden:
_ So why did you stop attending high school?
_ I had to make money. My parents were divorcing at the time.
_ Any other influences?
_ I'd say Joseph Campbell, Star Wars, Thoreau, Ayn Rand...
_ One man can stop the motor of the world. Atlas Shrugged.
_ Yes, sir. I believe that.

_ And who did we just track?
_ Not who, what. We're targeting bad guys' cell phones. Sometimes the SIM card.
_ Okay, and how do me know the bad guy is in possession of the bad cell phone when we strike?
_ Well, we don't...
_ Course we do. JSOC and CIA have their people in the field.

Snowden: And I think the greatest freedom that I've gained is the fact that I no longer have to worry about what happens tomorrow, because I'm happy with what I've done today.

Director: Oliver Stone
Cast: Joseph Gordon-Levitt(Edward Snowden); Shailene Woodley(Lindsay Mills); Rhys Ifans(Corbin O'Brian);
Country: France, Germany, USA
Runtime: 134 min.
imdb detail



Pazar, Eylül 09, 2018

Shut In (2016)

Yaşanan tahlihsiz bir araba kazasında kocasını kaybeden Mary sakat kalan üvey oğluna bakmaya başlar. Aradan 6 ay geçmiştir. Hiç biryeri tutmayan çocuğa bütün ilgisini veren kadın, eş zamanlı sorunlu çocuklara terapistlik etmektedir. Dilsiz Tom ile tanışması böyle olur. Bir gece çocuk evden kaçıp Mary'ye gelir. Mary çocuğun annesini aramak için odaya geçince de kaçar gider. Soğuk havada ortadan kaybolan çocuğun öldüğünü düşünen Mary suçluluk hissetmekte ve kabuslar görmektedir. Net üzerinden kadınla konuşan onu rahatlatmaya çalışan Dr. Wilson, kan tahlillerinde yüksek miktarda ilaç bulunca kadına fırça atar. Mary ise ilaç kullanmadığı konusunda ısrarcıdır. Peki bu durumda kadına ilacı kim vermektedir?! 

spoiler: 
_ Naomi Watts gerilim filmlerine çok yakışıyor. Jacob Tremblay ise dünya tatlısı bir çocuk. Daha önce bu ikiliyi The Book of Henry de izlemiş ve filmi arşivlemiştim.
_ Üvey annesini çok seven çocuk, askeri okula yatırılacağı için sinir krizi geçiriyor ve araba kaza yapıyor. Çocuğun babası, kadının kocası ölüyor.
_ Net üzerinden konuşmak için kadını bekleyen doktor evde gezinen başka birini görünce arabaya atlayıp eve geliyor ve ölüyor.
_ Arıza çocuğun akıllı çıkması ve kar üzerinde kadının çevirdiği numarayı yememesi iyiydi. Bir gerilim filminde ki en gerici şey kötünün aynı zamanda kurnaz olması.
_ Aramıza kimse giremez moduyla küçük çocuğu öldürmeye kasan büyük çocuğu kadın nihayet öldürüyor ve ufaklığı evlat ediniyor. 
_ Madem "aramıza kimse giremez", ufaklığı neden hemen öldürmedi de evde saklamayı tercih etti?!

İyiydi. Sevdim. Tersköşe etmeye bayılan filmi sevdim. Oyunculuklar başarılı. Gerilim tozajı, konu, işleniş iyi. Özetle fazla ürtpertmeyen gerilim izlemek istiyorum diyorsanız tavsiye ederims.

Director: Farren Blackburn
Cast: Naomi Watts(Mary); Charlie Heaton(Stephen); Jacob Tremblay(Tom); Oliver Platt(Dr. Wilson);
Country: France, Canada, USA
Runtime: 91 min.
imdb detail



Pazar, Eylül 02, 2018

Middle School: The Worst Years of My Life (2016)

Erkek kardeşini kanser nedeni ile kaybeden Rafe, çizim yapmaya bayılan, hayal gücü kuvvetli bir çocuktur ve diğerinden kovulduğu için yeni bir okula başlamanın arifesindedir. Gıcık ve kuralcı okul müdürü bir gün çocuğun çizim defterini yok eder. Bu durumda Rafe, yakın arkadaşı Leo ile okul kurallarını birer birer kırmaya, diğer öğrencileri eğlendirmeye, Jeanne isimli kızdan da hoşlanmaya başlar.

spoiler: 
_ Rafe seminer sırasında çizim yapıyor. Öndeki iri yarı kız birden arkasını dönerek "ay o da ne" diye çocuğun defterini kaba bir şekilde kapıp bir öndeki sıraya veriyor ve sonunda müdür çizim defterini yakalıyor. Pöh! abi çok saçmaydı ya.
_ Yeniliklere açık sınıf öğretmene gıcık olan müdür, öğrenci dolaplarına yasak şeyler doldurup milleti suçluyor. Karşı gelen öğretmeni de kovarak amacına ulaşıyor. Ama bunları yaparken gizli kameraya yakalandığı için kaybeden kendisi oluyor.
_ Annenin maddeye önem veren ve Rafe i askeri okula göndermek isteyen bir sevgilisi var.
_ Leo aslında Rafe in hayali arkadaşı, aynı zamanda kanserden ölen erkek kardeşi

Hayal dünyasına bayıldığım ve fragmanı ilginç buduğum için izledim filmi sevmedim. İzlerken sıkıldım. Rafe ve Leo karakterleri aralarındaki bağ güssel. İki çocuğun oyunculuklarını da beğendim. Keşke salak aşk detayını eklemeselerdi. Bu filmde olmamış yani. Ek olarak gerzek müdüre çok fazla kare ayırmışlar. Onun yerine çocuğun iş dünyasına daha fazla dokunulsa süpper olurmuş. Özetle fikir güssel ama işleniş başarılı değil. İzlerken bu nedenle sıkıldım. Leo özellikle çok tatlıydı ama kurtarmıyor. Sevmedim. 
ps: yangın musluklarından fışkıran renkli su altında slow motion dans eden Jeanne iğreçti. Abi illa cinsellik koymak zorunda değilsiniz. Dostluk gibi şeylerde en az aşk kadar kıymetli değerler!!!

Director: Steve Carr
Cast: Griffin Gluck(Rafe);Thomas Barbusca(Leo); Alexa Nisenson(Georgia); Isabela Moner(Jeanne);
Country:
Runtime:
imdb detail



Pazar, Ağustos 26, 2018

Daddy's Home 2 (2017)

Küçük kızları Megan'ın, okul etkinliği sırasında ayrı ayrı Christmas kutlanmasını eleştirmesi üzerine, Brad ile Dusty, Christmas'ı birlikte kutlamaya karar verirler. İşin içine büyükbabalar da dahil olur. Hepberaber Dusty'nin, -oğlu ile pek ilgilenmemiş ve ortamı kızıştırmayı seven çapkın- babası Kurt'un ayarladığı dağ evine giderler. Bir süre sonra Brad babasının annesinden boşandığını öğrenir. Akabinde Dusty ile birbirlerine girerler. Mekana Roger'ın da gelmesi ile tam herşey karıştı derken işler birden tatlıya bağlanır.

OMG! İğrenç, berbat, tiksinç. 2015 deki "Daddy's Home" çok komikti. İzlerken eğlenmiştim. Ama bu devam filmi berbattı. Brad'in salaklığı, bencilliği artık dayanabiliritemin çok üstüne çıktı. Adam arkada çocuklar varken arabayı geri vitese takıp kaza yapıyor, kayak yaparken bebeği tehlikeye atıyor, makineye ışıkları kaptırıp az daha karısını öldürüyor, ağaç diye elektirik direğini mi ne kesiyor, karısı boşadığı için üzülen babasını anlamıyor, anlayınca da kabalaşıyor, küçüçük bir kıza ailen boşandığı için sen suçlusun diyor, durduk yere gene Dusty'e bağırmaya, salak salak davranmaya başlıyor. Ay o koca dötüyle bir pokmuş gibi ortada bağıra çağıra koşturması. Iykkk. Cidden ya, insan bir film izlediği için üzgün olur mu? Olur. Şuan giden vaktim için ağıtlar yakıyorum ben mesela.

Bu arada Brad ile babası, sevgilerini birbirlerini dudaklarından öperek gösteriyorlar. Koskoca Mel Gibson da gitti Mark Wahlberg ı dudaklarından öptü ya, ıkyk. Film sonunda bir sürü küçük kız sıraya girmiş gözlüklü çocuğu öpüp öpüp duruyorlardı. Ah ah, canına yandığım Japonya. Orada öpüşmek ne kadar kutsal, ne kadar özel. USA de ise tamtersi, tokalaşmak gibi birşey olmuş. Özetle küçük çocukların tüfek kullanarak -hindi- öldürdüğü iğrenç ötesi bir filmdi. Sadece sevmedim değil, hiç sevmedim. Ayrıca hiç te gülmedim.

Director: Sean Anders
Cast: Will Ferrell(Brad); Mark Wahlberg(Dusty); Mel Gibson(Kurt); John Lithgow(Don); Linda Cardellini(Sara); Alessandra Ambrosio(Karen);
Country: USA
Runtime: 100 min.
imdb detail



Pazartesi, Ağustos 20, 2018

Antalya, Muğla, İzmir

Pazartesi akşam saatlerinde Merter’den otobüse binip, gece yolculuğu yaptıktan sonra, Salı sabahı Antalya-Isparta yolu üzerinde, Antalya girişine bulunan Gölbaşı Restaurant’ta kahvaltımızı ettik. Mekan, baraj kenarında ve muhteşem bir manzarası var. Dağ, göl, tatlı ve minik alabalık çiflikleri, temiz hava! Sevdim. Gözleme ve ayran tükettikten sonra tekrar otobüse binip rafting yapmak üzere Köprülü Kanyona gittik. Burada üzerimize kask, yelek ve kürek zimmetleyip eğitim verdiler. Botlara 8 ve ya 7 kişi olarak dağılarak yerleştik ve 2,5-3 saatlik eğlence başladı. Çok ama çok keyif aldım. Daha önce Karadenizde çok daha zor bir parkurda rafting yapmıştım. Ama süre kısa olduğu için pek tatmin olmamıştım. Bu seferki kolay parkur, ama süre olarak tatminkar oldu. Rafting yaptıran firma adı Novaraft. Çalışan çocuklar genç, eğlenceli, kibar ve eğitimli. Sevdim. Rafting yaparken bazen yüzme molaları verildi. Bota çıkış aşamasında karga tulumba olma durumu var. O nedenle ben kalkışmadım. Aman iyiki de kalkışmadım :-) Etkinlik sırasında bol bol kürekle ıslanma ve ıslatma durumuda var. Yüzmüş kadar ıslanmaktan kaçamazsınız yani. Bu arada kollu bir şey giymek iyimiş. Yelek canımı yakmadı. Deniz ayakkabısı giymek iyimiş. Ayaklarım kaymadı. Geri kalan yerlere bol bol güneş kremi sürmek, düşebilecek takı takmamak da iyi fikirmiş. Bottaki iki arkadaş düştü bu arada. O nedenle eğlenmek güzel de her halikarda algılarınızı açık tutun ve mavi ipe tutunmak için rehberden komut almayı beklemeyin derims. Etkinlik öğle yemeği dahil 65 tl idi (Ağustos 2018). Rafting Restauranttaki yemekte asma yaprağında alabalık vardı. Yanında makarna, salata, bulgur pilav filan. Valla uzun zamandır yediğim en iyi balıktı diyebilirim. Taptazeydi. Kılçığı tutunda bütün kemikler hop diye etten ayrılıverdi. Etin lezzeti aklıma geldikçe ağzım sulanıyor. Bu arada etkinlik sırasında fotoğraflarınız çekiliyor. Sonra bakıp istediğinizi 10 tl ye alabiliyorsunuz. Fotolar çok kaliteli değil ama bakınca günü hatırlamak açısından 3 tane aldıms.

Sonra Aspendos Antik Tiyatrosu'na gidip müze kart ile giriş yaptık. İçinde rehberimizden Helenistik Dönem ile Roma Dönemi tiyatrosu arasındaki farkları öğrendik. Şöyle dedi: Helenistik olanlarda büyük taşlar kullanılırmış, yamaca dayalı olurmuş ve oturma yerleri güssel bir manzaraya bakıyor olurmuş. Roma da ise sahne arkasındaki taşlar manzara kapanacak kadar yüksek olurmuş. Küçük taşlar da kullanılırmış. Birde ilk oturma yerleri sahneden yüksekte ise orada vahşi hayvan veya gladyatör dövüşleri oluyor anlamındaymış. Her iki dönem içinde tiyatronun büyüklüğü o şehirde yaşayan halkın nüfusu hakkında bilgi verirmiş. Akşam Antalyada konakladık.

Köprülü Kanyon, Isparta'dan başlayıp Antalya'da denize dökülüyormuş. Üstünde iki adet tarihi köprü varmış. Ps: yolum buraya düşerse bir kere daha rafting yaparım. 

Aspendos Antik Tiyatrosu, M.S. 2. yüzyılda Romalı'lar tarafından inşa edilmiş. Bu açık hava tiyatrosu Anadolu'daki Roma Tiyatrolarının günümüze sahnesi ile ulaşabilen en eski ve sağlam bir örneğiymiş. Antik tiyatro şuan konserler ve etkinlikler için kullanılmaktaymış. Bilinen bir öyküde ise; Aspendos kralının güzel bir kızı varmış. Kral "Kim halkımız, kentimiz için en yararlı şeyi yaparsa kızımı ona vereceğim" demiş. Bunun üzerine iki ikiz kardeşten biri kente çok uzaklardan su getiren su kemerlerini, öteki dünyanın akustik olarak en iyi tiyatrosunu yapmış. Kral, Belkıs isimli kızını su kemeri yapana vermiş. Lakin birgün üst sıralarda gezerken tiyatronun mimarı Zenon’un "Kral kızını bana vermeli.” diye fısıldamasını duyup tiyatronun akustiğine hayran kalmış ve kızını büyük bir kılıçla ikiye ayırarak kardeşlere vermiş. YUH!!! Çözüme bak!!! Ps: bir kere gitmek iyiydi. İkinci olmasada olur.

Çarşamba sabahı kalkıp Kemer marinadan tekneye binip Kemer Tekne turunu yaptık. 2 veya 3 koyda duraklayarak yüzme molaları verdik (Kemer’i gezmedik. Sadece limanını kullandık.). Koy isimlerini not almadım ama plaja oranla oldukça tenha koylarda tekneden inerek, o güssel sularda oynaşmak harikaydı. Gerçekten özlemişim. İki katlı teknenin önü güneşlenme sahası olduğu için arkasına geçtim. Burada da maalesef sigara içenlerin dumanlarına maruz kaldım. Aslında teknenin o tenteli yerinde sigara içmek yasak olmalıydı. Tekneden bindiğimiz ikinci bir tekne vasıtasıyla (Bunlara patpat deniyormuş. iki dakkalık yol için fazla pahalılar bence) rehber eşliğinde Phaselis Antik Kenti’ne gittik. Müze kart ile giriş yaptığımız kent gezisi kısaydı ama gördüğüme sevindim. Teknede öğle yemeği kötüydü. Unlanarak kızartıldığı için balıklıktan çıkmış ringa balığı yedik. Tekne dönüşü rehber eşliğinde Antalya merkeze giderek memişli iki kadının çevrelediği Atatürk heykelini barındıran Cumhuriyet Meydanını, Yivli Minareyi, Saat Kulesini ve Hadrian Kapısını gördük. Sonra Kaleiçi’nde verilen serbest zamanı minik Mevlevi müzesini ziyaret edip, Antalya’ da Türklere ait ilk camii olarka bilinen Kesik Minareyi ve Hıdırlık Kulesini uzaktan görüp, o güzel evlerin ağaçların süslediği sakin sessiz, renkli ve tatlı sokakları dolaşarak değerlendirdik. Kaleiçi sokakları yokuşlu sayılabilir ama dinginliğini, temizliğini, esnafın kibarlığını sevdim. Dönüşte aynı otele gidip konakladık.

Phaselis Antik Kenti veya Faselis, Olimpos Beydağları Millî Parkı içinde çam ve sedir ormanları arasında yer alıyormuş. Kent, MÖ 7. yüzyılda Rodos'lular tarafından kurulmuş. İçinde 20-24 metre genişliğinde bir cadde, Hadrian Su Yolu Kapısı, gezinti yolları, dükkânlar, hamamlar, agora, tiyatro ve su kanalları varmış. Bölgede piknik alanları kullanıma açıkmış. Ayrıca güzel bir plajı varmış. Ps: bir kere gitmek iyiydi. İkinci olmasada olur. 

Yivli Minarenin kaidesi kesme taştan, gövde kısmı tuğla ve firuze renkli çinilerden yapılmaymış. 8 yivli minarenin yüksekliği 38 metreymiş ve 90 basamaklı merdiven ile çıkılırmış. Barındığı külliyede ek olarak Yivli Camii, Gıyaseddin Keyhüsrev Medresesi, Selçuklu Medresesi, Mevlevihane, Zincirkıran Türbesi ve Nigar Hatun Türbesi varmış. Antalya'daki ilk islam yapılarından olan minare 13. yüzyıla ait bir Selçuklu eseriymiş. Ps: sadece minareyi gördüm. Yolum bir daha düşerse külliyeyi de gezmek isterim.

Perşembe günü Fetiye, Saklıkent kanyonunu gördük. Müze kartın geçtiği mekanda düzenin sıfır olduğu, vıcık vıcık kalabalık içinde ilerleyip, tahta ve kesinlikle bol bol güvenlik açığı bulunan merdivenleri geçip, buz gibi soğuk sulara basıp, bir miktar yürüyerek döndük. (Kanyona giriş ve çıkış aynı yerden yapılıyor. Olayı bölmedikleri için trafik kilitleniyor. Girenler çıkanları, çıkanlar girenleri engelliyor. Rezillik.) 2001 lerdeki gezimde daha fazla yürümüş hatta bir ipten yukarı çıkmıştık. Bu seferki ağza parmakla bal vermek gibiydi. Kalkan ve kaş sahil yolu üzerinden ilerleyip maldivvari rengi ile hayran bırakan, kalabalıklığı ile mide bulandıran Kaputaş plajını tepeden görerek yola devam ettik. Etraf deli araba trafiği olduğu için fotoğraf molası vermedik. Bu arada plaja inmek için uçurumdan aşağı merdivenlerle iniyosunuz. Hiç çekici değil. Sonra tepede bir yerde Kaş’ı ve Türkiye’ye en yakın konumda bulunan Yunan Meis adasını fotoğraflamak için durduk. Eh işte. Üçağız, Simena ve Batıkşehir’i kapsayan Kekova bölgesine gittik. Üçağız köyünden tekneye binerek Kekova Tekne Turunu yaptık. Simena/Kaleköy’yü uzaktan gördük. Şahane. Buraya gelip konaklamak ve kafa dinlemek harika olur. Tekne sayesinde yine yüzmelere doydum. Çok iyiydi. Sonrada Dalyan’daki otelimize gittik. Akşam çıkıp sahildeki çay bahçelerine gittik. Deli kalabalıktı. Sanki İstanbul toplanıp Dalyan’a gelmiş gibiydi ve herkes sigara içiyordu. Sevmedim. Ek olarak gün içinde durduğumuz koyların isimlerine dikkat etmedim ama broşürde Tersane koyu ve Hamidiye Koyu yazıyordu. Batıkşehir de yazıyordu ama ben gördüğümüzü hatırlamıyorum. Bu arada teknede soslu tavuk vardı. Lezzet iyiydi. Ama yemek sırasında teknenin disco modda müzik açmasına kızdım. Gidip yemek yiyoruz dans etmiyoruz dedim. Adam da biraz öncede müziği aç dediler dedi. Yahu cidden bu gezide iki şey can sıkıcıydı. Biri sigara dumanı, ikincisi teknelerde bangır bangır çalan müzik. Broşürde kıyıda köylü teyzelerin deniz kabuklarından yapmış olduğu ürünleri görebilmek blah blah yazıyor. Ama bu kısımda olmadı.

Suyun kolayca aşındırabileceği Kalkerli arazide, fay çatlaklarının da yardımıyla oluşmuş Saklıkent Kanyonu, Antalya-Muğla sınırını çizen Eşen Çayı'nın kolu olan Karaçay'ın oluşturduğu bir kanyonmuş. Uzunluğu 18 km, yüksekliği 200 m, en dar yeri 2 metre kadarmış. Köprüden sonrasında oldukça soğuk olan güçlü Karstik kaynaklar varmış. Rivayetlere göre bir çobanın buraya kaçan keçisinin peşinden gitmesiyle keşfedilmiş.

Cuma günü Fetiye Ölü denizi gördüm. Deli bir trafik eşliğinde girdik, deli bir trafik eşliğinde çıktık. İnsan kalabalığı yüzünden zerre çekici gelmeyen yerde ve Lagün denen Ölüdeniz’in sığ alanında denize girmedim. Gidip bir kafe ye oturup sade nescafe ye 10 tl bayıldım. Bir saat sonunda garson gelip başka ne alırsınız demek yerine burayı şezlong gibi kullanmayın dedi. Hizmet anlayışı sıfırın altında. Blue Lagoon isimli yere bir daha hayatta adımımı atmam. Sonra Yörük Pazarı isimli bir dükkana gidip zeytinyağı, sabun, bal filan baktık. Zeytinyağın tadına vurulduğum için dayanamadım aldım yine. Sonra Dalyan da Kaunos kral mezarları karşısında, Sahil Restaurant’ta ızgara levrek yedik. Valla hala ilk günkü alabalık lezzetinde bir şey yiyemedik. Bence levrek pek taze değildi. Kanal teknesi ile Köyceğiz gölünden başlayıp Dalyan kanallarında ilerleyerek İztuzu plajına gittik. Burada patates ve kahve keyfi yaptım. Fiyatlar ve hizmet, saygısız ölüdeniz işletmesinden bin kat iyiydi. Sonra müziğimi dinleyerek uzun kumsalda keyifle yürüdüm. Saat 16:00 saatleri olduğu için deli kalabalık değildi. Çok keyif aldım. Bu yere yine gelebilirim. Tekne gezisi içinde mavi yengeç siparişi verenler oldu. Pişince kavuniçiye dönüşmüş yengeçler tahminimden büyük geldi. Tatmak istemedim. İlk yengeçimi Hokkaido da yemek istiyorum. Caretta caretta cinsi kaplumbağ ben görmedim ama en sevdikleri yiyecek olan yengeç artıklarına geldikleri için bazı kişiler görmüş. Akşamına ise Marmaris e gittik. Saat 23:00 gibi Andromeda denen, çoğukluk yabancı çalan mekana varıp deli gibi eğlendik. Çalışan egolu kızlar çok saygısızdı, içecekler geç geldi ama bizim grup eğlenceli olduğı için çok keyif aldım. Tek gelir miyim. Yok! Yeter bu kadar. Sonra Marmariste konakladık.

Ölüdeniz, Muğla ilinin Fethiye ilçesine bağlıymış ve kumsalı 2006 yılında Dünya'nın en güzel kumsalı seçilmiş (şimdiki hali içler acısı). Türkiye'de bulunan deniz kulağı (lagün) oluşumlarından biriymiş. Durgun gözükmesine rağmen dipteki akındı, tuz farkı ve gelgit nedeni ile sürekli kendini yenileyen temiz bir denizmiş. Ps: Bir daha gitmem. 

Kaunos, Muğla Dalyan'a yakın Köyceğiz sınırları içinde bulunan, bir diğer adı da "Kbid" olan antik kentmiş (Biz sadece kanal teknesi ile kaya mezarlarını gördük). Bir mite göre Miletos'un ikiz çocuklarından biri olan Kaunos tarafından Karya - Likya sınırında kurulmuş. Kaunos'a genelde Dalyan'dan deniz motorları ile gidilmekteymiş. Birde Litvanya'da Kaunas isimli bir şehir varmış. Ps: sadece mezarları gördük. bir sonrakine antik kenti görebilirim.

İztuzu, Muğla’nın Dalyan beldesi yakınlarında bulunan, 4,5 km uzunluğunda, deniz suyu ile tatlı su arasında yer alan ender plajlardan biriymiş. Caretta caretta'ların yumurtalarını bırakmasından dolayı "Kaplumbağa Plajı (Turtle Beach)" da denilirmiş. Kaplumbağaların rahatsız olmaması için 20:00-08:00 arası kapalıymış. Plajda, yaralı kaplumbağalar için bir tedavi merkezi de bulunuyormuş.

Cumartesi, zamanında bataklık bölgeyi kurutsun diye ekilmiş, su tutma kapasitesi yüksek okaliptüs ağaçlarından oluşan Aşıklar yolunda durup fotoğraf çektik. Ağaçların üstüne sevgililer acımadan isimlerini kazımışlar. Bende gidip erişebildiklerime sarıldım. Sonra Akyaka iskelesinden Gökovalı Gümüş isimli büyük bir tekneye binerek Gökova tekne turu yaptık. Akyaka’yı gezmedik. Tekne diğerlerinden farklı olarak birkaç tur ve dışarıdan insanlarda içeriyordu. İçerde sigara içemek yasaktı ve çalışan gençlerden biri denize sigara izmariti atan bir adamı azarladı. Ağzına sağlık! Bayıldım. Yemekte çipura balığı vardı ve çok az yağda kızarttıkları için fırınlanmış gibi ve gayet lezzetliydi. Sedir adasındaki antik kenti gezip kalabalık Kleopatra plajını gördük. Anlatımı tur yardımcı rehberi yaptı ve çok başarılı anlattı. İlk sunumuymuş. Hepimiz bayıldık. Umarım ilerde kendisini lider bir tur rehberi olarak görmek te nasip olur. Oradaki kumların yürütülmesi yasak ve o nedenle gemiye girerken ayaklarımızı yıkadıklar. Teknedeki disiplin çok hoşuma gitti. Bir tek müzik sesi çok fazlaydı. Yüzme molaları ise İncekum, Sedir Adası, Lacivert Koy ve Gelibolu Adası Sualtı Mağaralarında verildi. Sonra Bodrum’a gidip otelimize yerleştik. Akşam isteyenler Bodrum gecelerine aktı. Ama Türkçe ağırlıklı çalındığını duyduğum için gitmedim.

Sedir Adası antik kalıntılarla dolu üçlü bir ada grubunun en büyüğü ve Muğla'da yer alıyor. Bu adanın ilk çağlardaki adı, kökü sedir ağacı anlamındaki Cedrus’dan gelen Cedrae imiş. Eskiden ada çok dayanıklı olan bu ağaçla kaplıymış ama korsanlar ve denizciler gelip, gemi yapımında kullanmak için ağaçları kesmişler. Şuan etrafta sadece maki, zeytin ve çam ağaçları var. Adanın resmi hazine kayıtlarında adı Şehroğlu veya Şehroğlan Adası. Lakin buraya Gülen, Kleopatra Adası, Şiir Adası, Aşk Adası, Balayı Adası gibi isimlerde söyledikleri oluyormuş. Adanın kuzey kıyısındaki kumlar, özel biçimde oluşan kalker damlacıklarıymış ve Ege ve Akdeniz’de Sedir Adası dışında sadece Girit Adası’nda görülüyormuş. Jeolojik oluşumlar sonucu ortaya çıkan kumlar koruma altındaymış. Bu kumlara ait mitte ise Romalı Komutan Antonius, sevgilisi Kraliçe Kleopatra için bu kumları Mısır’dan gemilerle getirmişmiş. Adada kule ile sur duvarları, Apollon tapınağı ve onun yerine sonradan yapılan kilise, hâla ayakta duran iyi korunmuş tiyatro, agora ve Sedir Adası'nın antik liman kalıntıları varmış.

Pazar günü önce Bafa gölünde fotoğraf molası verdik. Meryem ana evine gitmedik ama ev ile Efes arasında bulunan büyük Meryem ana heykeli ve dilek ağacı önünde fotoğraf molası verdik. Akabinde Efes Antik Kentine gidip 2 saat kadar gezdik. Bana yetmedi tabiki. Sonra Şirince köyüne gidip Ocakbaşı denen yerde öğle yemeği yedik. Deniz börülcesi çok tuzluydu sevmedim. Çökelekli yeşil biber dolması ve kabak çiçeği dolması ise lezzetliydi. Sonra yukardaki küçük kiliseyi ziyaret ettik. Çıkışında incir çekirdeği aromalı türk kahvesi içtik. Farklı bir aroması vardı. Sevdim. Bu arada kahve içtiğimiz yerde duvarda çok güssel duvar yazıları vardı. Bir daha buraya yolum düşerse yine gelicem. Deli yokuş yollardan inerek başka bir kafede tahinli gözleme yedik. Sevdim. Sonra otobüse geri bindik. Bayram dönüşü ve günlerden Pazar olmasına rağmen trafiksiz ve rahat bir yolculuk sürdük. Gece saat 3 gibi evdeydim.

Efes antik kenti hakkında bilgileri google dan bulabilirsiniz. Ben bir kere daha gidip arıza modda gezmeyi düşünüyorum. O zaman daha detaylı bir yazı yazıcams. Şirince ise bir kere görmek yetti. Şarap satışları ile ünlü, talep gördüğü için kalabalık, yokuşları olan bir yer. Aman aman bayılmadım. 

Büyük Menderes'in taşıdığı alüvyonlar ile Ege denizinden ayrılan Bafa gölü, doğal set gölü özelliği sayesinde fazla suyunu akıtıp yavaş yavaş bir tatlı su gölüne dönüşmüş. Çamiçi Gölü de denen, Aydın ile Muğla il sınırları içinde bulunan Bafa, Ege Bölgesi'nin en büyük gölüymüş ve yaklaşık 60 km²'lik yüzölçümüne sahipmiş. Göl 1978 yılına kadar bir ailenin mülküyken bu tarihte hazineye devredilmiş. İçinde minik adacıklarda barındıran göl kuş cennetlerinden biriymiş. 1994 yılında Tabiatı Koruma Alanı ilan edilmiş. Lakin gölle bağlantısı bulunan Büyük Menderes nehrinin bağlantısının tamamen koparılması ve gölün çevresine kurulmuş zeytinyağı fabrikalarının atıklarının arıtılmadan göle dökülmesi yüzünden yüz binlerce balık ölmüş ve ekosistem zarar görmüş.

Antalyada iki gece Otel Çevik Palace'da konakladık. Odada herşey iyi, temiz. Birtek TV küçüktü ama dert değil. Açık büfe akşam yemekleri güsseldi. Açık büfe kahvaltı keldi ama o da dert değil. Sevdim.
Dalyanda bir gece Han Dalyan Hotel'de konakladık. Odada herşey iyi, temiz. Akşam yemeği açık büfe değildi ve gelen köfte tabağı lezzet ve miktar olarak beni tatmin etmedi. Açık büfe kahvaltı keldi ama dert değil. Pek sevmedim.
Marmariste bir gece Navy Hotel'de konakladık. Odada herşey iyi, temiz, hatta şık. Birtek Wifi yok. Otelde sadece lobby de var. Ciddi eksiklik. Akşam yemek açık büfe. Ek olarak levrek vardı ve çok lezzetliydi. Kahvaltı da açık büfe idi. Pek sevmedim.
Bodrum Gümbet'te bir gece Paloma Hotel'de konakladık. Odada herşey iyi, temiz. Şık bir otel. Açık büfe akşam yemeği ve kahvaltı da iyiydi. Sevdim. 

Bu sene Türkiye içi çok fazla kültür turu yaptım ve Ets nin otobüsü diğerlerine oranla harikaydı. Koltuk arası mesafeler fazla olduğu için iki geceyi otobüste geçirmek rahatsız etmedi. Ek olarak USB ile phone şarz edebiliyorsunuz. Yolculuk sırasında şöför bey ani frenler yaptı. Her seferinde, hepberaber, içecek servisi yapan yardımcı rehber düşecek diye korktuk. Arkadaşım ciddi bir tatil kalabalığı var, karşı taraf hatalı, bizim şöför değil! dediği için yorum yapamıyorum. Ama bir otobüs için bu kadar ani hareketler bana pek normal gelmedi. Genel olarak sevdim. Ets nin otobüslerine 10 puan.

Şanslıydık. Rehber arkadaşların ikisi de harikaydı. Main rehber bölgeye çok hakim, güssel ses tonuna ve diksiyona sahip bir beydi. Anlatımı başarılıydı. Bir tek sıcaktan veya yorgunluktan sorulan sorulara az biraz tahammülsüz olduğunu söyleyebilirim. Eh, buda normal bence. Rehberin grubu ve tur gidişatını yönetmesi de iyiydi. O kadar yoğunluğa rağmen bir çok etkinliği bunalmadan hallettik. Özetle gayet profesyonel. Sevdim. Çok yakında main rehber olacak yardımcı rehbere gelince; sadece ben değil tura katılan herkes onu çok sevdi. İkram ve hizmet konusunda eli bol arkadaşımız kibar, saygılı ve nerede nasıl hareket etmesini bilen biriydi. Sigara içmemesini ayakta alkışladıktan sonra devam ediyorum; ses tonu ve diksiyonu şahaneydi. Sedir adasındaki anlatımında vücut dilini ve tonlamaları çok iyi kullandı. İlerde umarım main rehber olduğu bir tura da katılabilirim. Ek olarak diğer turlarda rastladığım, daha yolun başındaki yardımcı rehberler havalar iki milyon dolaşıp, işini küçümserken ve kafasına silah dayanmış gibi hizmet ederken bu arkadaşımız o kadar hevesliydi ki; idealist olduğu veya geleceğe dair planlarının olduğu çok belli (derims). Allah muvaffak etsin inşallah!

Gezimin en güssel anları, İztuzu plajında yürüyüş, Marmaris gecesi, Teknede verilen yüzme molaları ve Rafting idi. Genel olarak turu, gezilen yerleri, ayrılan zamanları, otelleri, otobüsü sevdim. Rehber arkadaşlar iyi, şansıma tura katılan 40 kişi süper eğlenceli insanlardı.



Pazar, Ağustos 19, 2018

Underworld: Blood Wars (2016)

Kurt adamların başına geçen Marius'dan korkan Semira, Thomas'ı, ve Thomas sayesinde konsülleri ikna edip Selene'yı eğitmen olarak ekibe geri alır. Lakin kadının niyeti başkadır. Adamı Varga sayesinde Selene'yı felç eder ve kanını almaya başlar. Ek olarak Varga, eğitim alan tüm vampire ları öldürüp suçu Selene üzerine attığı için konsüller kadından iyice nefret etmeye başlarlar. Olayı farkeden Thomas, Semira'nın karşısına geçip ölürken, oğlu David, Selene'yı kurtarır. Birlikte kadim vampire dağlarına çıkarlar. David burada konsül üyesi bir kadının oğlu olduğunu yani son kalan pureblood olduğunu öğrenir. Selene ise mekana gelen Marius ile dövüşüp kaybeder. Kendini sulara atar ve donarak ölür. Bu arada kurt adam Marius un vampire sevgilisi, Selene'nın kızının nerede olduğu hakkında gerçekten birşeyler bilmediğini anlar. Vampire mekanına geri dönen David kim olduğunu açıklar, sonrada baskına gelen Marius ve ordusu ile dövüş başlar. Tam zorlandıkları anda Selene geri gelip Marius-u öldürür. David de, Selene nin kanını içtikte sonra güneşe çıkabilen Semira yı.

_ Bu arada Marius, Michael i öldürüp kanını almış. Arasıra kendine kan yüklemesi yapıyo. Ondan çok güçlü.
_ O karlı dağda bulunan sarışın vampire gizli gizli Selene ya bir saç parçası veriyor. Kızının saçı herhalde.

Berbattı. Ay ilk filmi sevdiğim için izliyeyim dedim. Ama kusuyodum az daha. Yakışıklı Theo James un böyle si berbat bir filmde oynamış olmasına da ayrıca kahroldum. Film karanlıkta geçiyor. Çoğu zaman nerde ne oluyo lem modunda dikkat kesilmeye çalışıp gözünüzü yoruyorsunuz. Özetle konu dandik, işleniş berbat, oyunculuk kötü. Iykkk ya. Tam bir zaman kaybıydı.

Director: Anna Foerster
Cast: Kate Beckinsale(Selene); Theo James(David); Tobias Menzies(Marius);
Country: USA
Runtime: 91 min.
imdb detail



Japanese Movies

No Longer Heroine / Heroine Disqualified (2015)
Romaji: Hiroin Shikkaku
Director: Tsutomu Hanabusa
Writer: Momoko Koda (manga), Erika Yoshida
Release Date: September 19, 2015
Runtime: 112 min.
Genre: Teen-Romance / Based on a Comic
Cast: Mirei Kiritani(Hatori Matsuzaki); Kento Yamazaki(Rita Terasaka); Kentaro Sakaguchi(Kosuke Hiromitsu); Miwako Wagatsuma(Miho Adachi);
http://asianwiki.com/No_Longer_Heroine

Hatori, çocukluk arkadaşı Rita'ya aşıktır. Lakin çocuk Adachi isimli kıza vurulup onunla çıkmaya başlar. Hatori de, okulun yakışıklı ve çapkın çocuğu Hiromitsu ile çıkmaya başlar. Rita, Hatori yi sevdiğini anlar. Adachi türlü hilelerle çocuğu yanında tutmaya kasar. Ama işe yaramaz.

_ Hatori: duygularını içinde tutamayan, fevri, enerjik, neşeli, saf ve iyi kalpli bir kız. Mirei Kiritani çok güssel bir kızmış. Bayıldım kendisine.
_ Rita: Sessiz olduğu için cool görünen bir çocuk. Hatori'yi güçlü ve kendi ayakları üzerinde durabilen biri olarak görüyor. O nedenle kendisine ihtiyaç hisseden Adachi ile ilgileniyor. Evet, erkeklerin neden salak veya ezik kızlardan hoşlandığını şimdi anlayabildim.
_ Kosuke Hiromitsu: aaaa çok yakışıklı. Hastası oldum. Çocuk kendine güveniyor. Dahası kimselerin göremediklerini görüyor. Çünkü ezik değil. Kentaro Sakaguchi'nin hastası oldum. Main karakter olduğu herşeyi izlemek istiyorum.
_ Adachi: Rita'yı yanında tutmak için çeşitli roller kesen bir kız. Aşık olduğu için onu kim suçlayabilir? Ben! Çünkü çocuğu kazanmak için başkasını incitmekten geri kalmıyor. İkiyüzlü. İyiki onun gerçek yüzünü gören Hiromitsu var.

Seri çok komikti. Bayıldım. Dünya güsseli Mirei Kiritani hiç kasmamış. komik olmak için elinden geleni yapmış. Çok ta güssel başarmış. Net üzerinden izlediğim filmi indirip arşivlemeyi düşünüyorums. Ay bu arada ben Hatori'nin Hiromitsu ile birlikte olmasını istiyordum. Ezik olduğu için duygusal kararlar alan Rita ile değil.



Strobe Edge
Romaji: Sutorobo Ejji
Director: Ryuichi Hiroki
Writer: Io Sakisaka (manga), Sayaka Kuwamura
Release Date: March 14, 2015
Runtime: 115 min.
Genre: Teen-Romance / Based on a Comic
Cast: Sota Fukushi(Ren Ichinose); Kasumi Arimura(Ninako Kinoshita); Yuki Yamada(Takumi Ando);
http://asianwiki.com/Strobe_Edge

Ninako, Ren'e aşık olur. Hatta tren istasyonun arkasından koşup itirafta bulunur. Ama çocuk reddeder. Çünkü zaten modellik yapan bir kızla uzun süredir çıkmakta ve onu sevmektedir. Ninako, peşindeki Takumi'ye yüz vermez ve Ren-kun'un önünde düşe düşe, kendisini çocuğun kollarına ata ata isteğine kavuşur. Model sevgili Ren e "kalbin değişti, artık beni sevmiyorsun" diyerek ayrılmayı teklif eder. Çocuk eh öh ve tamam deyip Ninako'nun peşine düşer. Lakin kız, eski iyi arkadaş olan Takumi ile Ren in arasına girmemek için Ren e tavır koymaya başlar. Çünkü zamanında bir kız yüzünden bu iki arkadaş kavga etmiştir. Diğer bir kavga nedeni olmak istemez filan.

Ay izlerken içim bunaldı. Berbat ötesi bir filmdi. Spastik kızın dakka başı çocuğu görüp kendini çamurlara atması merdivenlerden yuvarlanması filan iğrençti. Bir ara tamam dedim kusuyorum. Oyunculuk berbat. Konu berbat. Karakterler en berbat. Özetle sevmedim.



L-DK
Romaji: L-DK
Director: Yasuhiro Kawamura
Writer: Ayu Watanabe (manga), Yuko Matsuda
Release Date: April 12, 2014
Runtime: 113 min.
Genre: Teen-Romance / Based on a Comic
Cast: Ayame Gouriki(Aoi Nishimori); Kento Yamazaki(Shuusei Kugayama); Ren Kiriyama(Wataru Sanjo);
http://asianwiki.com/L-DK

Yakın arkadaşı Moe'yi reddeden çocuğun merdivenlerden düşmesine neden olan Aoi, çocuğun evini su basmasına da vesile olunca bir süre için çocukla birlikte yaşamaya başlar. Kimseyi ciddiye almayan, dalga geçme konusunda başarılı Shuusei, okulun gözdesidir ve eski çıktığı kıza verdiği bir söz yüzünden hislerini dile getirememektedir. Filmin sonunda koşa koşa gidip festivale yetişir ve zamanında reddettiği Aoi'yi mucx diye öper.

Film eğlenceli başladı ama sonra drama çevrildi. Yağmur altında koşmalar, ağlamalar, reddedilmeler, hislerini itiraf edemeyen korkak japonların keder içinde bocalamaları filan. Fena değil ama aşk dediğin saf ve dürüst olmalı bana göre. Kimi ni Todoke veya No Longer Heroine de olduğu gibi. O nedenle bu film bana hitap etmedi.



Your Lie in April
Romaji: Shigatsu wa Kimi no Uso
Director: Takehiko Shinjo
Writer: Naoshi Arakawa (manga), Yukari Tatsui
Release Date: September 10, 2016
Runtime: 122 min.
Genre: Teen-Romance / Music / Based on a Comic
Cast: Suzu Hirose(Kaori Miyazono); Kento Yamazaki(Kosei Arima);
http://asianwiki.com/Your_Lie_in_April

Küçük yaşta bir çok başarıya imza atan Arima, annesinin ölümü ile piano sesini duyamamaya ve bu nedenle çalmamaya başlar. Kaori ise küçükken dinlediği Arima'ya hayran olmuş, onunla beraber çalabilmek için çılgınlar gibi çalışmış ve tam "olacak bu iş" derken Arima'nın çalmayı bıraktığını öğrenip bir plan yapmıştır. Arima nın arkadaşı Watari den hoşlanıyo gibi yapıp Arima ile tanışır sonra onu, birlikte çalmaya teşfik eder. Kızın planı işe yarar. Arima duyamama halini avantaja çevirip harikalar yaratmaya ve eş zamanlı kızdan hoşlanmaya başlar. Lakin kız hastadır ve tehlikeli bir ameliyat geçirecektir.

Arima karakterini katlanamayacağım oranda ezik büzük ve karamsar bulduğum için anime serisini izlemediğim film güseldi. Konu iyi, işleniş iyi. Oyunculuk ise şahaneydi. Özellikle Kaori rolünü canlandıran Suzu Hirose e bayıldım. Çok tatlı bir kız. Ses tonu da güseldi. Öbür taraftan oyuncular cidden keman ve piano çalabiliyorlar mı merak ettim. Keza sanki cidden çalıyorlarmış gibiydiler. Hayranlık uyandırıcı. Film sonu hüzünlü bitti. Özetle dram, ama iyi film.



Orange
Romaji: Orange -Orenji-
Director: Kojiro Hashimoto
Writer: Ichigo Takano (manga), Arisa Kaneko
Release Date: December 12, 2015
Runtime: 139 min.
Genre: Teen-Romance / Time Travel / Based on a Comic
Cast: Tao Tsuchiya(Naho Takamiya); Kento Yamazaki(Kakeru Naruse); Ryo Ryusei(Hiroto Suwa); Dori Sakurada(Saku Hagita);
http://asianwiki.com/Orange_(Japanese_Movie)

Yıllar sonra ziyaret ettikleri evde, 10 yıl önce ölen arkadaşları Kakeru 'nun aslında intihar ettiğini öğrenen Naho ve kocası Suwa, 10 yıl önceki kendilerine mektup yazıp toprağa gömerler. Mucize gerçekleşir ve liseye giden utangaç Naho çantasında bir mektup bulur. Mektup, o gün Tokyadan gelip sınıfına katılacak Kakeru dan bahsetmekte, kızın ona aşık olacağını, çocuğun bir nedenden pişmanlıklarla dolu olduğunu ve yaşamak istemediğinden bahsetmektedir. Okulun ilk günü arkadaşları ile takıldığı için eve geç giden Kakeru 'nun annesi intihar etmiş, çocuğu kendini suçlar bırakmıştır. Mektupların etkisiyle Naho, Suwa ve ikisine inanan diğer 3 kişi çocuğa mutlu etmeye kasarlar. Böylece o an geldiğinde çocuk ölümü değil, yaşamı seçecektir. Gerçekten de bisikletle deli gibi giden Kakeru karşısına koca bir kamyon çıktığında...

Ağlaya ağlaya izlediğim ve çok beğendiğim animenin film versiyonuna bayıldım. Gerçi artık Kento Yamazaki kusucam. ama olsun. çocuk güssel oynamış. Çocuğun hayattan bıkmışlığı, diğerlerinin ona destek olabilmek için kendilerini paralamaları, arkadaşlığın en güssel yanarını ekrana taşıyan bu filmi aynı zamanda arşivliyorum. Çünkü çok güsseldi. Bu arada Naho karakterini canlandıran Tao Tsuchiya i beğendim. Çok güssel bir kız. Naho rolünde süpperdi. Tebrikler.



Say "I love you" (literal title)
Romaji: Sukitte Ii nayo
Director: Asako Hyuga
Writer: Kanae Hazuki (manga), Asako Hyuga
Release Date: July 12, 2014
Runtime: 103 min.
Cast: Haruna Kawaguchi(Mei Tachibana); Sota Fukushi(Yamato Kurosawa);
http://asianwiki.com/Say_%22I_love_you%22

Küçükken zorbalığa uğrayan arkadaşına yardım edememiş çocuk, Yamato, zorda kalınca tekme atmaktan çekinmeyen ve samimiyetsiz bulduğu için kimseyle arkadaşlık kuırmayam Mei ye zorla da olsa telefonunu verir. Kız peşine bir adam takılınca önce annesini, ona ulaşamayınca Yamato yu arar. Çocuk hemen gelir ve takipçi adamı uzaklaştırmak için kızı öper. Sonrada herkese kızla çıkmaya başladığını duyurur. Popüler erkek arkadaş yanında ezik modda dolaşan kız ise çocuğu sevmeye başlar ve değişmek ister. Değişmek için ne yapar?! hiç bir halt. Ama olsun değişmek ister. poh! Neyse bunlar arasıra birbirlerini kıskanırlar ama sonunda barışırlar blah blah.

İzlerken sıkıldım. Anime serisi de beni yakalamamıştı zaten. Konu çok banel, işleniş normal, oyunculuk iyi değil. Anime için yazıdğım review okudumda orda ne diyosuam aynısı film içinde geçerli. Banel yani. Sevmedim.



From Me to You
Romaji: Kimi ni Todoke
Director: Naoto Kumazawa
Writer: Karuho Shiina (manga), Rika Nezu, Naoto Kumazawa, Yukiko Manabe
Release Date: September 25, 2010
Runtime: 128min.
Genre: Romance / Teen / Based on a Comic
Cast: Mikako Tabe(Sawako Kuronuma); Haruma Miura(Shota Kazehaya); Misako Renbutsu(Chizuru Yoshida); Mirei Kiritani(Ume Kurumizawa); Natsuna Watanabe(Ayane Yano); Haru Aoyama(Ryu Sanada);
http://asianwiki.com/From_Me_to_You

Kazehaya, liseye başladığı ilk gün gülümsemesine şahit olduğu kızı takibe alır ve zamanla ondan hoşlanır. Kız, herkese faydalı olmaya çalışan, ama Halka filmindeki korkunç karaktere benzediği için dışlanan biridir. Lakin saf kalbi ve dürüst kişiliği sonunda gerçek arkadaşlar bulur. Sırada aşk vardır.

Animesini herkes gibi bayılarak izlediğim filme hasta oldum. Canlandırması zor olan Sawako karakterini Mikako Tabe çok iyi oynamış. Normalde kasvetli, gülümseyince dünya tatlısı. Kazehaya rolündeki Haruma Miura yı da pek yakışıklı buldum. Güsselliği ile Misako Renbutsu ve No Longer Heroine den hatırladığımız Mirei Kiritani dikkatimi çekenlerden. Özetle animeye sadık kalınarak çekilmiş tatlı bir film. Oyunculuk yetenekleri gayet başarılı bayıldım.

ps: dürüstlüğün ve açık sözlülüğün diğer kötü düşünce ve eylemleri nasıl tokatladığını anlatan film beni bir kez daha erdemlerin o çoşkun tarlasına götürüp mutlu etti. Animeyi arşivlediğim için filmi almıyorum ama arşivlenecek film demeden de geçemiyorums.



Senior and Her
Romaji: Senpai to Kanojo
Director: Chihiro Ikeda
Writer: Atsuko Nanba (manga), Kiyohito Wada
Release Date: October 17, 2015
Runtime: 103 min.
Genre: Teen-Romance / Based on a Comic
Cast: Jun Shison(Keigo Minohara); Kyoko Yoshine(Rika Tsuzuki); Riria(Aoi Okita);

Okula tatlı bir aşk bulmak için başlayan kaşar ruhlu Rika, çocuğun birine vurulup hede hödö kulübüne katılır. Lakin çocuk üniversiteye giden senpai sine, Okitasan a aşıktır. Okita san da sık sık okulu ziyaret etmekte, kavga ettiği erkek arkadaşı hakkında şikayetlerde bulunmakta ama Keigo kendisini öpünce de ses etmemektedir. Bir gün 1.sınıf öğrencisi Rika gelip Okita'ya tokadı basar. hahahahha. Hadde bak. Neyse, özet olarak çocuk kızın salak salak peşinde koşmalarına kayıtsız kalamaz ve kalbini açar.

Ay içimin bayıldığı bir başka uyuz ötesi film. Kızın mal mal bakışları, çocuk için kahrolmaları (sanki anası babası öldü) içimi çok baydı. Özetle ne konuyu, ne işlenişi, ne de karakterleri sevmedim. Vakit kaybıydı.



Beyond the Memories (English title) / Clean Tender (literal title)
Romaji: Kiyoku Yawaku
Director: Takehiko Shinjo
Writer: Ryo Ikuemi (manga), Sachiko Tanaka, Satomi Oshima
Release Date: October 26, 2013
Runtime: 127 min.
Genre: Romance
Cast: Masami Nagasawa(Kanna Seto); Masaki Okada(Roku Akazawa);
http://asianwiki.com/Beyond_the_Memories

Çocukluk arkadaşı bir kazada ölünce Kanna çok üzülür. Roku da anaokulu zamanında bir kızın ölümüne neden olduğu için benzer duygular içindedir. Bu ikisi iş yaşantısında tanışırlar, birbirlerinin hikayelerini arkadaş çevrelerinden öğrenirler. Birbirlerinden hoşlanırlar ve çıkmaya başlarlar filan.

Standart bir konu. Standart işleniş ve oyunculuk. Lakin olayların ilk başladığı o lise zamanlarına ait kareler iyi olduğu için filmi beğendim. Ölen çocuk Haruta, Kanna yı seviyor. Akşamları odasına gidip onu öpüyor mesela. ps: çok romantik.... Aşk mı meşk mi?! Henüz bu duygulardan henüz anlamayan Kanna ise 4 kişilik gruplarındaki diğer çocukun Mayama'nın çıkma teklifini kabul ediyor. Bu ikisi çıkarken Haruta kaza geçirip ölüyor. 4 lüdeki diğer kız Kawaguchi, o sinirle Kanna yı suçlayınca kız çöküyor filan. Bu sahneler iyiydi. Kızın cep telefonuna çocuktan gelen son mesajı görmesi ağlaması filan.  

ps: Çocuk -gene- balkondan kızın odasına giriyor. Kız o sırada giyiniyor. Çocuk kaçarken kız arkasından "gelmeden önce mesaj at" diye bağrıyor. Çocuk bisikletle giderken "geliyorum" yazıp mesaj atmış. Bu sahnelerde ben de hüzünlendim. 

Özetle güssel dram ama bir Orange veya Your Lie in April değil.



The Liar and His Lover (English title) / She Loves Lie So Much (literal title)
Romaji: Kanojo wa Uso o Aishisugiteru
Director: Norihiro Koizumi
Writer: Kotomi Aoki (manga), Tomoko Yoshida, Norihiro Koizumi
Release Date: December 14, 2013
Genre: Romance
Cast: Takeru Satoh(Aki Ogasawara);  Sakurako Ohara(Riko Koeda);

Keşfedilmelerinin akabinde iyi çalamadıklarını öğrenen ve grubun önünden çekilip arka planda şarkı sözleri yazmaya başlayan Aki, nedense surat iki karış modda yaşamakta resmen hayata trip atmaktadır. Bir gün bir şarkı mırıldanırken manavın kızına yakalanır. Kız buna aşık olur. Bu da tanıdıkça kıza tutulur. Aslnda kızın sesi çok güsseldir ve Aki tachi leri bulan Takagi tarafından keşfedilmiştir. Ünlenmek üzere olan kızın kariyerini mahvetmek istemeyen Aki, başka bir kızla ilişkisi varmış gibi gösterir ve kaçar. Hatta yetinmez başka ülkeye gitmek için bilet alır. Tatlı kızımız Riko ağlayarak yolda yürürken arkasından gelip kızı öper. Film orda biter. Şimdi kızı öptü ve gitti mi kaldı mı ne oldu leemmmm ?

Filmin konusu berbat. Ama oyunculular yakışıklı ve güssel. O nedenle izlerken sıkılmadım. Rurouni Kenshin'i canlandıran Takeru Satoh'ı kenara bırak, main kız rolünde Sakurako Ohara ya vuruldum. Duru bir güsselliği var. Hem de çok tatlı. Hem de giyim tarzına bayıldım. Bot, mini etek, uzun bir tshirt ve üstüne bol bir gömlek. harika görünüyordu. Özetle sırf Sakurako Ohara nın o güsselim yüzü için filmi bir kere daha izleyebilirim.



Movie: Lovely Complex
Romaji: Rabu Kon
Director: Kitaji Ishikawa
Writer: Aya Nakahara (manga), Osamu Suzuki
Release Date: 2006
Runtime: 99 min
Cast: Ema Fujisawa(Risa Koizumi); Teppei Koike(Atsushi Otani);
http://asianwiki.com/Love_Complex

Uzun boylu olduğu için reddedilen Koizumi ile kısa boylu olduğu için reddedilen Otani bir daha boy sorunu yaşayacakları kişilere aşık olmama kararı almışlardır. Üniversitede tanışan bu ikisi zamanla çok iyi arkadaş olur. Önce kız gönlünü çocuğa kaptırır. (Otani elini tutunca kızın bir bakışı var hastası oldum. Çok romantikti.) Otani, başta kızın teklifini ciddiye almaz, sonra da reddedecek gibi olur. Lakin aşk kazanır.

Osaka aksanı ile konuşan çiftin hastası oldum. Özellikle kızımız Ema Fujisawa çok güssel çok tatlı bir kızdı. Hele hele o ilk aşık olduğu karede çocuğa bir bakışı var. Kalbim eridi resmen. Ahhhhh!!! Özetle beğenerek izledim. Bu arada film romantik komedi.



We Were There: Part 1
Romaji: Bokura ga ita Zenpen
Director: Takahiro Miki
Writer: Yuki Obata (manga), Tomoko Yoshida
Release Date: March 17, 2012
Runtime: 121 min.
Genre: Romance / Based on a Comic / Youth
Cast: Toma Ikuta(Motoharu Yano); Yuriko Yoshitaka(Nanami Takahashi); Manami Higa(Akiko Sengenji);
http://asianwiki.com/We_Were_There:_Part_1

Sevgilisini trafik kazasında kaybettiği için karalar bağlayan Yano, itirafta bulunan Nanami'nin çabaları sonucu aşka ve geleceğe yine umutla bakmaya başlar. Sevdiği evli adamı ikna etmek için çocuk doğurmuş annesinin kendi kafasına aldığı karar sonucu lise son sınıf için Tokya ya gider. Nanami ise notlarını düzeltip Tokyo da ki bir ünivrsiyteye gidebilmek için kasmaya başlar. Lakin birden Yano ortadan kaybolur.

Yano sevgilisini eski sevgilisinin arabasını beklerken görüyor. Sonra kıza bağırıp "git onunla git" diyor. Öbür çocukta arabadan inip -sanki zorla- kızı alıp gidiyor. Sonra kaza oluyo ve kız ölüyor. Yano 'nun kafası yanıyor. Bir taraftan kızı durdurmadığı için kendisini suçlarken bir taraftan da ihanete uğradığına inanıp kızdan nefret ediyor. Yano yu eskiden beri seven kızın kız kardeşi (Yuri Yamamoto) ile ölmüş kızdan intikam alabilmek için takılıyor. Kız kardeş ise bir başka psikopat zaten. Mimik yoksunu kız Yano yu seviyor ama adam gibi itiraf etmek yerine salak salak laf sokmalar rahatsız etmeler ayılmalar bayılmalar geçmişi hatırlatıp durmalar filan. Çocuklar daha... öööö evet çocuklar daha. Ama çocuk olmak karaktersiz olmak anlamına gelmediğini düşünüyorum.

Sevdim. Toma Ikuta'yu izlerken hep düşünürüm. Bu burunlu bir çocuğu nasıl yakışıklı bulabiliyorum diye. Çünkü süpper bakışlara sahip. Sadece gözler güssel değil bakışları çok derin çok sexy. hmmm gülümsemesi de tatlış. :-) Film iki parçadan oluşuyor bu arada. Bakalım 2 bölümde neler olacak?!



We Were There: Part 2
Romaji: Bokura ga Ita Kohen
Director: Takahiro Miki
Writer: Yuki Obata (manga), Tomoko Yoshida
Release Date: April 21, 2012
Runtime: 121 min.
Genre: Based on a Comic / Romance / Youth
Cast: Toma Ikuta(Motoharu Yano); Yuriko Yoshitaka(Nanami Takahashi); Manami Higa(Akiko Sengenji);
http://asianwiki.com/We_Were_There:_Part_2

Yano'nun annesi aşık olduğu adamla evlenebilmek için Yano'yu doğurmuştur. O adamda ölmüştür. Kanser olduğu için işten çıkıp hastaneye yatan kadını bir gün Yano'nun babasının resmi eşi ziyaret eder ve Yano yu evlat edinmek ister. Anne çıldırır hastaneden kaçıp eve gelir. Dahası Yano her evden çıkmak istediğinde o kadına mı gidiyosun diye sinir krizleri geçirmeye başlar. Yaşadığı maddi ve manevi sıkıntıları Nanami ye yansıtmayan Yano, annesinin intihar etmesi ile iyice dağılır ve ortadan kaybolur. Onu ölen eski sevgilisinin uyuz kız kardeşi Yuri Yamamoto bulur. Sevgisiz bir ortamda büyümüş olan kız intihar etmeyi kafasına koymuştur. Diplerde gezinen Yano ona ve hasta annesine yardım ederek kendini yine güçlü hissetmeye başlar. Aradan yıllar geçmiş Nanami  iş bularak Tokyo ya yerleşmiş ve rastlantı sonucu Yano nun arkadaşı Akiko ile kanki olmuştur. Kız herşeye rağmen Yano nun bir bildiği var der ve bekler. Takeuchi un evlenme teklifin kabul etmez. Ve gerçekten bir gün kendini toparlamış olan Yano gelip kıza sarılır. Masafumi Takeuchi de Akiko Sengenji ile çıkmaya başlar.

Ağlamaktan gözlerim şişti. Bende birisine aşık olmuş ve 7 yıl boyunca onun geri gelip beni içinde bulunduğum zorluklardan kurtarmasını, manevi olarak destek olmasını, bana sevgi sunmasını ummuştum. ps: beklememiştim, ummuştum! Evet 7 yıl sonra o kişi geldi. Ama zerre değişmemişti, olgunlaşmamıştı, hala çocuk gibiydi. Yano gibi pişmemişti. Başına bir sürü şey gelmiş olmasına rağmen gelişmemişti. Ah ahh. Şükürki beklememişim, ummuşum! Neyse. Filmi çok sevdim. Aslında dram sevmem ama kızın karakteri beni çok ama çok etkiledi. Gerçek sevgi böyle birşey dediğim ve önünde şapka çıkartığım karakterli bir karakter. Hastası oldum. Bir bölümde hayatı boyunca Yano yu bekleyeme, eylem olarak sadece bekleyemeye karar verdiğini söylüyor ve artık ağlamak yok diyor. İşte gerçek aşk bu. Karşılıksız teslim olarak beklemek. İçim o kadar çok aşka doldu ki izlerken duyguların hücumuyla ağladım. Hala böyle düşünün insanlar var demekki böyle mangalar animeler filmler izliyorum. Aşkın ne kadar ülvi bir his olduğuna hala inananlar olduğu için şükür dolu ve mutluyum. 
ps: 2 parttan oluşan filmi de indirip arşivliyorum.



Movie: Love for Beginners (English title)
Romaji: Kyo, Koi wo Hajimemasu
Director: Takeshi Furusawa
Writer: Kanan Minami (manga), Taeko Asano
Release Date: December 8, 2012
Runtime: 120 min.
Genre: Romance / Teen
Cast: Emi Takei(Tsubaki Hibino); Tori Matsuzaka(Kyota Tsubaki);
http://asianwiki.com/Love_for_Beginners

Popüler fashion'ı takip eden kızkardeşinin tatlı tatlı saçlarını yapan Tsubaki, gayet geleneksel takılmakta, saçlarını iki örgü yapıp gözlük takarak okula gitmektedir. Okulun ilk günü sınıfındaki Kyota Tsubaki ile takışıyor gibi olur. Çocuk bunu pat diye öper ve çıkma teklif eder. Kız duygularından emin olduğu bir gün açılır lakin kızdan "suki desu" lafını duyunca çocuğa bir haller olur. Uzaklaşır. Meğer o küçükken tam da doğumgününde annesi suki desu dedikten sonra evi terk etmiş. İşte bu nedenle çocuk ya giderlerse diye birisini sevemiyor, kendisini sevenlerden de korkuyomuş. Sonuç olarak kız kuaför olmaya karar verir ve hayaline sarılıp çalışırken çocuğun toparlanıp ona dönmesini bekler. Çocuk toparlanır ve döner.

Komik öğeler olduğu için filmi sıkılmadan izledim. Aslında konu, işleniş, oyunculuk standart. Mesela aynı konu dram olarak işlense sıkıntıdan olduğum yerde PATTT!!! Standart bir film diyor, lafı uzatmıyorum.



Wolf Girl and Black Prince
Romaji: Okami Shojo to Kuro Oji
Director: Ryuichi Hiroki
Writer: Ayuko Hatta (manga), Yukiko Manabe
Release Date: May 28, 2016
Runtime: 116 min.
Genre: Teen / School / Teen-Romance / Romantic-Comedy / Based on a Comic
Cast: Fumi Nikaido(Erika Shinohara); Kento Yamazaki(Kyouya Sata); Ryo Yoshizawa(Yuu Kusakabe); Nanao(Reika Sata);

Dışlanmamak için dahil olduğu kız grubu içinde erkek arkadaşı varmış gibi rol kesen Erika, yolda gördüğü yakışıklı bir çocuğun fotoğrafını çekip işte bu benim darling modunda sunum yapar. Lakin çocuk yani Kyouya, onunla aynı okulda farklı sınıftan biri çıkar. Durumu öğrenen Kyouya, sinirlenmek yerine Erika'ya bir teklifte bulunur. Ben erkek arkadaşın rolünü devam ettiricem, sen de benim köpeğim olacaksın. Statü endişesi yüzünden duruma ok diyen Erika, zamanla çocuğa aşık olur. Artık onun köpeği değil sevgilisi olmak istiyordur. Lakin gıcık Kyouya, kızın hislerini önemsemez. Aslında kızı sevdiğini onu kaybedince fark eder.

_ Okulun dışlanmış geek öğrencisi Kusakabe, aslında Erika dan hoşlanmaktadır. Yakışıklı çocuk, ayrıca ses tonu iyiydi.
_ Kyouya'nun ablası Reika rolünde 10 numara 5 yıldız uzun bacaklara sahip Nanao isimli modeli görüyoruz. Maşallah. Çok güzel bir bayan.
_ Kento Yamazaki in başka filmlerini de izledim. (No Longer Heroine ve L-DK). oralarda çok tipsiz. aynı çocuk bu filmde sarı saçları ve o dalga geçen gülümsemesi ile ortalığı kasıp kavurmuş resmen.

Uzun süre ara verdiğim için olsa gerek; Erika yı görünce daha güssel birşey yok muydu diye içimden geçirdim. Yıllar önce ilk dramam, Hana Yori Dango da da aynı şeyi hissetmiştim. Ama film devam ettikçe -sanırım hareketleri ve tatlı giyimi yüzünden- kızı güssel bulmaya başladım. Bir tek karakterin ses tonu cidden -beni içeri alıp evlat edinseneee- diyen bir yavlu köpek gibiydi. Bir kıza bu kadar da fazla özgüven eksikliğini yakıştıramadığım için eksi puan veriyorums. Çocuk yakışıklıydı. Özellikle saç kesimine, uzun ince fiziğine bayıldım. İnsanı drama boğmayan tatlı bir Japanese movie si diyor ve öneriyorums. Arşivlemem ama sevdims.



My Love Story!!
Romaji: Ore Monogatari!!
Director: Hayato Kawai
Writer: Kazune Kawahara (manga), Aruko (manga), Akiko Nogi
Release Date: October 31, 2015
Runtime: 105 min.
Genre: Teen-Romance / Romantic-Comedy
Cast: Ryohei Suzuki(Takeo Goda); Mei Nagano(Rinko Yamato); Kentaro Sakaguchi(Makoto Sunakawa);
http://asianwiki.com/My_Love_Story!!_(Japanese_Movie)

Çocukluk arkadaşı Suna bütün kızların görür görmez aşık olduğu biri olunca, Goda üstüne hiç alınmamakta, tacizci birinden kurtardığı Yamato'nun yaptığı kurları görememekte, onu da Suna dan hoşlanıyor sanmaktadır. Zaman geçer. Kız, Goda  için elinden geleni yapar. Çocukta kızı sevmektedir. Lakin Suna ile Yamato nun mutluluğu için aklınca geri durmaktadır. Sonuçta kız incinmeye başlar. Hödük Gado ise nihayet olan biteni fark edip gidip koşa koşa kızın yanına varır.

Animesini bayılarak izlediğim filmi de çok sevdim. Çok komik ve romantikti. İsanlara yardım etmek için elinden geleni yapan, ama görünüşü nedeniyle koku yaratan Gado 'yu, Ryohei Suzuki canlandırmış ve harika bir iş çıkarmış. Valla film sonlarına doğru bende adamın o iri yarı güçlü ve yardımsever cazibesinden etkilenmeye başladım. Suna rolünde No Longer Heroine e izleyip aşık olduğum Kentaro Sakaguchi var. Filmde cool cool dolaşmak dışında pek birşey yapmıyor, ama o güssel yüzü yeter zaten. Kıza gelince Mei Nagano harika bir iç çıkarmış. Aşık kızı o kadar güssel canlandırmış ki, sokağa çıkıp önüme gelene aşık olup ona tatlılar yapmak için araştırmalara başlama isteği kalbimden geçmedi değil. Özetle çok güldüm, çok eğlendim. Aşka dair iyiliğe dair karelerde gözlerimi nemlendirdim. Kesinlikle arşivliyorum. ps: yangın sırasında korkmadan sevdiği adamın yanına gelen Rinko Yamato, idolümsün! <3 font="">
<3 .="" p="">



One Week Friends (English & literal title)
Romaji: Isshukan Furenzu
Director: Shosuke Murakami
Writer: Matcha Hazuki (manga), Yoko Izumisawa
Release Date: February 18, 2017
Runtime: 120 min.
Genre: Teen / Memory Loss / Based on a Comic
Cast: Haruna Kawaguchi(Kaori Fujimiya); Kento Yamazaki(Yuki Hase); Shuhei Uesugi(Hajime Kujo);
http://asianwiki.com/One_Week_Friends

Enerjik ve pozitif Hase-kun, arkadaş edinme konusunda isteksiz Fujimiya-san ile ilgilenmeye başlar. Öğretmenden kızın her pazartesi hafızasının resetlendiğini öğrensede hevesi kaçmaz. Kıza değişim günlüğü önerir. Böylece Fujimiya haftasonu günlüğü okur ve pazartesi Hase 'yi tanıyarak haftaya başlar. Lakin bir gün okula yeni ve cool bir çocuk transfer olur. Çocuk kızı tanır. Meğer zamanında yeni çocuk yani yakışıklı Kujo-kun kıza hislerini açmış. O zaman kızın arkadaşı olan diğer kızlar kızı dışlamışlar. O esnada kıza kamyon çarpınca kızın hafıza resetlenip durmaya başlamış. poh!!! Neyse. Kız, başta Kujo kun ile çıkmaya başlar. Ama sonra zamanında çılgınlar gibi çaba gösteren Hasekun u hatırlar ve ona arkadaş olalım şekline elini uzatır. Hmm.. Çocuk kıza aşık olmuştu gerçi. Sonra ne olacak. kız Kujo ile çıkmaya devam edip Hase ile arkadaş kalarak onu incitmeye devam mı edecek..???

Her hafta hafızası resetlenen kızın başına gelenlerde abartılacak birşey yok bence. Beğenmedim. Kızın oyunculuğu da berbattı. Şimdiye kadar izlediğim filmlerde cool veya sessiz bir çocuk canlandıran Kento Yamazaki ise enerjik Hase'yi harika canlandırmış. Bayıldım. Diğer bayıldığım kişi  ise yakışıklı Shuhei Uesugi san... Özetle genel olarak beğenmedim.



Policeman and Me (English title) / P and JK (literal title)
Romaji: P to JK
Director: Ryuichi Hiroki, Kenji Katagiri
Writer: Maki Miyoshi (manga), Nami Yoshikawa
Release Date: March 25, 2017
Runtime: 124 min.
Genre: Drama / Romance / Older Man & Younger Woman
Cast: Kazuya Kamenashi(Kota Sagano); Tao Tsuchiya(Kako Motoya);
http://asianwiki.com/Policeman_and_Me

Bir etkinlikte tanışan Kota ve Kako birbirlerinden hoşlanırlar. Ama 26 yaşındaki polis, kızın 16 yaşında olduğunu öğrenince soğur. Tam o aşamada, kız polise hamle yapan serseri sınıf arkadaşı Okami-kun un önüne geçer ve yaralanır. Karışık duygular içinde kalan polis, kızın toplum içindeki yerini de düşünerek evlenme teklifinde bulunur. Evlenirler. Liseli kız enerjik modda takılmakta, adam ise koca ve sevgiliden çok polis nidaları ile ortalıkta dolanmaktadır. Oğlunu korumak isteyen polis babasını, gözü önünde kaybeden adam, bir gün kızı korumak için ölümü göze alıp yaralanır. Kız, polis karısı olamam ben daha liseliyim deyip yüzüğü bırakır. Aradan bir süre geçer. Adam sevdiklerim için ölebilirim kafasından kurtulup sevdiklerim için yaşamaya çalışıcam mentalitesini kazanır ve kızla barışır.

Ay sevmedim. Orange filmi nedeniyle bayıldığım Tao Tsuchiya ya bu filmde kıl oldum. seni korumak için önüne geçip yaralanan adamı hastane odasında fırçalayan ve terk eden kendisi, ilk tanıştıları gün adamın önüne geçip yaralandığını unuttu herhalde. Gerizekalı. filmde birde fantazi yapmışlar. Adam yani koskoca Kazuya Kamenashi forma giyip peruk takıp lisede öğrenci gibi dolanıyo filan falan. Bir sitede bu filmin genresinde comedy gördüğüm için baktım. Ama zerre komik değildi. Bence romantik te değildi. Berbattı yaa. Sevmedim..



Beğendim eriller.
Kentaro Sakaguchi *
Haruma Miura *
Toma Ikuta
Kento Yamazaki
Takeru Sato

Beğendiğim dişiler:
Mirei Kiritani *
Sakurako Ohara
Ema Fujisawa
Mikako Tabe
Ayame Gouriki
Suzu Hirose
Tao Tsuchiya



Pazar, Ağustos 12, 2018

The Shape of Water (2017)

Küçükken nehir kenarında bulunan dilsiz Elisa, bir araştırma merkezinde temizlikçi olarak çalışan ve düzenli bir hayatı olan biridir. Bir gün merkeze getirilen bir yaratıkı görür ve ona karşı sevgi duyar. Yaratığa haşlanmış yumurta vermeye başlayan kadın müzikti temastı derken yaratığı iyice sever. Çektiği işkencelere de şahit olunca dayanamaz yaratığı kaçırıp evine götürür. Yağmurun çılgınca yağdığı ve suların yükseldiği bir gün onu liman kenarına götürür. Lakin yaratığa işkenceler yapan,  dilsiz kızla ilgili de fanteziler kuran gıcık -sanırım güvenlik görevlisi- Richard gelip kızı vurur.

_ Kadın düzenli olarak her sabah kuvete girip masturbasyon yapıyor. hahahahaha.
_ Elisa nın komşusu ve dostu yaşlı Giles gay. Yaratığı kaçırma konusunda kıza yardım ediyor.
_ Richard, Elisa yı gördüğünden beri ondan faydalanmak istiyor. Yaratığın kopardığı parmaklarını soğukkanlılıkla bulan kadına karşı saplantı gibi birşey hissediyor. Yaratık kaçırıldıktan sonra, kızın sorgulama sırasında korkusuzca ona bakması ve anlamadığı işaretler yapması şahaneydi. Elisa karakterini sevdim. Kalbinin sesini dinleyen Elisa, ayakları üzerinde durabilen işte bu nedenle dünyayı tınlamayan, zaten niye tınlasın kendine ait harika bir dünyası olan akıllı bir kadın.
_ Merkezde görevli bir doktor aslında rus ajanı. Yaratığa yapılan zulmü onaylamadı için kızın kaçırma eylemine destek oluyor. Sonunda ruslar tarafından vuruluyor. İsim almak isteyen Richard tarafından da işlence görüyor.
_ Evde kedi yiyen yaratık ile kadın takılıyolar. hahahahah banyoyu su ile dolduruyor Elisa. hmmm ev ortamı doğasına aykırı olduğu için yaratığın pulları dökülmeye başlıyor. bence denize bırakmak için başka bir yöntem bulabilirdi. o kadar beklemesine gerek yoktu. ama o zaman film çok kısa olurdu. ek olarak bir ara kadın hayalinde şarkı söyleyip dans etmeye başladı. Müzikale bağlıcaklar diye korktum. Şükür ki olmadı.
_ Yaratık sevdiği kadını vuran Richard ın boğazını kestikten sonra Elisa yı alıp denize atlar. Yaratık kızı öper. kızın küçüklüğünden beri boğazında var olan izler birden yüzgeç gibi açılıp kapanmaya başlar. kız suyun altında nefes alır ve finito.

Konu iyi değildi bence. Kadının yaratığı hemen denize bırakmamasını beğenmedim. İşlenişi eğlenceli yapmışlar. Filmde 2001 yapımı Amelie kokuları aldım mı evet. İzlerken sıkılmadım. Oyunculuk başarılı idi. Sally Hawkins iyiydi. Özetle bayılmadım ama izlerken sıkılmadım.

Director: Guillermo del Toro
Cast: Sally Hawkins(Elisa Esposito); Doug Jones(Amphibian Man); Michael Shannon(Richard Strickland);
Country: USA
Runtime: 123 min.
imdb detail



Ookiku Furikabutte: Natsu no Taikai-hen (Spring 2010)

Abe-kun un kararlarına harfiyen uyan Mihashi, aslında fark etmeden düşünme yükünü tamamen Abe kun üzerine atmış olur. Middle school da sözünü sürekli hiçe sayan Pitcher yüzünden Mihashi ye bir nevi "ben ne dersem o" diyen Abe kun da, sezon sonuna doğru yaptığı hatayı anlar. Maçta sakatlanır ve yerini Tajima'ya bırakmak zorunda kalır. Mihashi, Tajima'nın kendisine güvendiğini hisseder ve fikirlerini paylaşır. Yeri geldi mi kafasını hayır anlamında sallar yani. Sonuç olarak ilk maçı alırlar, ikinci maçta yenilirler. Ama morelleri bozulmaz. Gözlerini daha yükseğe dikerler.

_ Mihashi ilk sezona göre zerre karakter gelişimi göstermedi. Hala konuşamıyor. Ama çalışkan ve azimli olmasını sevdim. Korkarakta olsa yavaşta olsa çocuk fikirlerini belirtebiliyor.
_ Sabrı tükenen Abe-kun, Mihashi ile sınanıyor resmen. Ses tonunu yükseltmemeye çalışan çocuk, bir bölümde terleye terleye ama sabırla Mihashi nın cevabını bekledi. ahahahha.
_ Tajima'nın hastasıyım. Bazıları ona densiz diyebilir ama bence dürüst ve cesur. Hastasıyım. Tensai Tajima, uzun boylu Hanai'yi rakip olarak görüyor. Hanai de tensai Tajima'yı rakip görüyor. 
_ Bijoudaisayama takımının koçu "Takii, Tomoya", saçlarını bağlayan bir çocuk. Supper cool görünüyor. Kendisini Tajima'nın abisi sandım ama değilmiş. 
_ İkinci maçı Bijoudaisayama alıyor. Ama Kurata seyirciler tarafında oturan ikinci koç Roka tarafından işaretler alıp durmuş. Sanırım illegal birşey. Adam maç sonu pişman oluyor ve Baseball u sevmesine rağmen bir daha topa dokunmayacağını söylüyor. Karşılığında Roka ya bir daha bunu herhangi bir genç oyuncuya yaptırmamasını rica ediyor. Valla süpper onurlu davranış gibi görünüyor ama maç sırasında yaptın mı evet, kazandınız mı evet. Özetle sorry but kötüsün.

Seriyi izlerken sıkıldım. Şükürki 3.sezonu yok. Aslında işleniş berbat ama karakterleri inceden sevdiğiniz için gelişimleri merak uyandırıyor. 3.sezon olsa gene izlerdim ve izlerken gene sıkılırdım büyük ihtimal. Özetle 8 üstü buan alan bir seri ama o kadar etmez bence. Konu standart, işleniş sıkıcı, karakter başarılı, bütün karakterlere önem verilmesi iyi, değerlere yapılan dokundurmalar tatlı, 13 bölüm olması iyi, devamı olmaması da çok iyi... :-)

Tag: Big Windup! 2, Oofuri, Big Windup! 2, Swing Big! 2, Ookiku Furikabutte 2, Ookiku Furikabutte The Summer Tournament Chapter
Type: TV
Episodes: 13
Duration: 24 min.
Cast: Abe, Takaya(Nakamura, Yuuichi); Mihashi, Ren(Yonaga, Tsubasa); Tajima, Yuuichirou(Shimono, Hiro);
myanimelist.net detail



Ookiku Furikabutte: Natsu no Taikai-hen – Mokuhyou (Dec 22, 2010)
Bijoudaisayama maçında yenilen takımın gelecek planları yapması, goal belirlemesi konusunda yapılmış ara bir bölüm. Başta summary sandım ama değil. Aslında bildiğin episode. Neden Special demişler anlamadım.

Tag: Oofuri, Ookiku Furikabutte: Natsu no Taikai Hen OVA, Ookiku Furikabutte: Natsu no Taikai Hen Episode 12.5, Ookiku Furikabutte 2 Special, Big Windup! 2 Special, Swing Big! 2 Special
Type: Special
Episodes: 1
Duration: 24 min.



Pazar, Ağustos 05, 2018

Colossal (2016)

Nerede yatıp kalktığını hatırlamayan salak kadın sevgilisinin yeter demesi üzerine evsiz kalır ve 25 yıl önce terkettiği çocukluk evine geri döner. Yolda çocukluk arkadaşı Oscar a rastlar ve adamın barında çalışmaya başlar. Adamın iki erkek arkadaşı ile daha kanki olur. Bir gün Tv de güney korede beliren ve herşeyi yok eden bir canavarın kendi ile aynı vücut dilini kullandığını farkedip incelemelere girişir. Kız sabah saat 08:05 gibi park alanında her yürüdüğünde güney kore de bir canavar ortaya çıkıyor ve ortada aynı modda yürüyordur. Kız buluşunu arkadaşları ile paylaşır. Bunu üzerine Oscar da aynı şeyi yapabildiğini fark eder ve zarar vermekten keyif alır. Gloria adamı durdurmak için elinden geleni yapar, işe yaramayınca güney koreye gider. Bu sefer parkta salak salak dolanan adam, karşısında canavarı görür. Kız adamı uzaklara fırlatıp güney koreyi kurtarır.

_ Ayy Gloria çok salak bir karakterdi ya. içip içip dağıtan umarsız, uyarıları dikkate almayan bir gerizekalı. Sarhoş olunca adamlardan birini de baştan çıkarıyo. dengesiz.
_ Bu ikisini küçükken yıldırım çarpmış. ondan böyle bir fenomeni yaşıyolar.
_ Gloria hatırlıyor. küçükken rüzgar nedeniyle yaptığı ev elinden uçup gidiyor. Arkadaşı Oscar, ona yardım etmek için evi aramaya koyuluyor. Kızda peşinden gidiyor ve aradığını bulmuş Oscar ı, evi parçalarken, kötülük etmekten, zarar vermekten keyif alırken görüyor. O sırada ikisini de yıldırım çarpıyor. Gloria bu anıyı yıllar sonra hatırladı.

Çok kötü bir filmdi ya. Anne Hathaway nasıl olduda böyle iğrenç konulu, işlenişli bir filmde böylesi berbar bir karakteri canlandırıyor. pof!!Özetle hiç sevmedim.

Director: Nacho Vigalondo
Cast: Anne Hathaway(Gloria); Jason Sudeikis(Oscar);
Country: Canada, USA, Spain, South Korea
Runtime: 109 min.
imdb detail



Pazar, Temmuz 29, 2018

Hands of Stone (2016)

Box-u sevmeyen mafta yüzünden, zamanında darbe alıp emekli olan Ray Arcel, davet üzerine Panama'ya gider ve gelecek vaad eden Roberto Duran'ı izler. Başta naz etsede Roberto, aşık olduğu Felicidad isimli kıza hava atmak ve dünya şampiyonu olmak için Ray'in eğitmeni olmasını kabul eder. Üstüste başarılar yakalayan çocuk, Amerikalı Sugar Ray Leonard ile dövüşürken ben palyaço değilim der ve ringi terk eder. Sonrasında bunalım takılan adam, kendine gelip bir başka Amerikalıyı pataklar ve yine ülke gündemine oturur.

_ Duran'ın babası Panamalı. Ama ona "baban Amerikalıydı ve seni terk etti" dendiği için Amerikalı eğitmen Ray'i başta istemiyor.
_ "Ana de Armas" çok güssel, çok sexy bir kadın. Maşallah
_ Zamanında mafyaya bokstan para kazanmıcam diyen Ray, Duran'ı free eğitiyor. Mafyaya da, paranızı Duran a yatırın, kazanırsanız beni rahat bırakın, kaybederseniz beni vurun diyor. Duran kazanıyor.
_ Duran sinirli ve fevri biri. Dilinin ayarı yok. Çabuk parlayıp çabuk sönüyor. Sonrasında özür filan diliyor ama çok kırıcı. Valla karısı iyi sabrediyor.
_ Felicidad ezik bir kadın değil. Ülkesi için kocasının Amerikalıyı pataklamasını istiyor. Milliyetçi ve güçlü bir kadın. Beğendim.
_ Sevişme sahneleri gayet ateşli, yani pek aile filmi değil.:-)

Gerçek bir yaşam öyküsünün perdeye aktarıldığı filmi izlerken sıkılmadım. Filmi yarı ingilizceydi. Hatta çok az ingilizce bölüm vardı diyebilirim. Özellikle izlenmeli demiyorum ama ben sevdim.

Director: Jonathan Jakubowicz
Cast: Edgar Ramirez(Roberto Duran); Robert De Niro(Ray Arcel); Ana de Armas(Felicidad Iglesias); Usher Raymond(Sugar Ray Leonard);
Country: Panama, USA
Runtime: 111 min.
imdb detail



nonenglish.

A Cure for Wellness (2016)

Annesini kaybeden işkolik Lockhart, şirketin görevlendirmesi üzerine yaşlılar-bakımevine gidip eski çalışanlardan Pembroke'u bir kaç günlüğüne geri getirmek ister. Lakin yolda geçirdiği bir kaza üzerine bacağı kırılır ve kendi de bakımevinde kalmaya başlar. Zamanla dişleri dökülen çocuk, mekanda dolaşan çıplak ayaklı bir kızla arkadaş olur ve onu kandırıp Pembroke'a ait çaldığı dosyalar ile kasabaya iner. Kasabada bulduğu veteriner sabah akşam su içen yaşlı Pembroke'un susuzluktan dişlerinin döküldüğünü söyler. Suda garip birşey olduğunu anlayan çocuku kimse dinlemek istemez. Abuk testlerden sonra kafayı yiyen çocuk, sonunda hastaneyi yöneten Volmer ve Hannah arasındaki bulmacayı çözer.

_ Pure Blood takıntılı baron kızkardeşi ile evlenmek ister. Kız kısırdır ve bu bakımevi zamanında onu tedavi etmek üzere kurulmuştur. Nihayet bebek dünyaya gelir lakin kasabalı bu enses ilişkiyi sevmedikleri için kale görünümlü bakımevini yakarlar kızı öldürürler. Hannah hayatta kalan bebektir. Volmer da sapık babasıdır. Yılan balıkları üzerinde deneyler yapan adam, yüz değiştirerek ve insan özsuyundan elde ettiği bir şeyi tüketerek müridleri ile birlikte uzun yıllar hayatta kalmayı başarmıştır.
_ Barda müzik çalmaya (ki nasıl anladı o makine nasıl çalışıyor) ve dans etmeye başlayan Hannah yı hiç sevmedim. Hatta ordaki serserilerden biri gelip kızın beline dolandı, Hannah da ki tepki sıfır.
_ Lockhart un babası bir gün oğlu arkada oturuyorken köprüde arabasını durduruyor ve inip köprüden atlıyor.
_ Volmer yaşlılardan özsu gibi birşey damıtıyor ve bunu içerek uzun süre yaşıyolar.
_ Volmer, kızı regl olunca pek mutlu oluyor ve düğünü başlatıyor. Neyseki çocuk kendine gelip adamı yakıyor. Kızda kendisine tecavüz etmeye kalkan babasının kafasına küreki indiriyo. Sonuç; adamı yılan balıkları yiyiyo. 
_ Lockhart bisikletin arkasına Hannah yı oturtup, iş yerinden gelen kariyer manyağı adamları da hiçe sayıp gülümseyerek yoluna devam ediyo.

Aslında film güssel başladı. İşkolik adam, deneyde kullanılan yaşlı insanlar. Çocuğun hastanede yalan dolan ile alıkonması. Ama o iğrenç efsane, Hannah nın gerzek halleri, hayal ürünü mü gerçek mi belli olmayan yılan balıklı kareler kötüydü. Özet olarak konuyu sevmedim. İşleniş ve oyunculuk normal. İzlemesemde olurmuş olduğundan sevmedim diyorum.

Director: Gore Verbinski
Cast: Dane DeHaan(Lockhart); Jason Isaacs(Volmer); Mia Goth(Hannah);
Country: USA, Germany
Runtime: 146 min.
imdb detail



Major S1 (Fall 2004)

Annesinin ölümünden sonra çılgın gibi Pitcher olarak çalışıp dirseğini sakatlayan babası ile yaşayan Gorou, profesyonel bir baseball oyuncusu olmak istemekdedir. İşte bu nedenle herşeyden vazgeçmek üzere olan babası tekrar gaza gelir ve batter olarak sahalara geri dönüş yapar. Adam yeni pozisyonuna başlar başlamaz süper işler çıkartır lakin Amerikadan gelen transfer oyuncu "Gibson, Joe"-un dead ball u kafasına gelir ve ölür. Zavallı Goro, babasının evlenmek istediği anaokulu öğretmeni "Hoshino, Momoko" ile yaşamaya başlar. Aradan 3 yıl geçer. Middle shcooler olan çocuk okulun baseball klübüne yazılır. İlk işi oyuncu toplamak olur. Sonrada tembel arkadaşlarını gaza getirip turnuvaya katılır. 4. olurlar. Arkadaşları 5.sınıfa başlarken Goro nun sırası boştur. Çünkü annesi Momoko, babasının arkadaşı "Shigeno, Hideki" ile evlendiğinden Fukuoka ya taşınmak zorunda kalmışlardır.

_ İstifa etmeyi kafasına koyan "Honda, Shigeharu", oğlunun takım yöneticilerine gidip "babamı kovmayın" diye ağladığını duyunca fikir değiştirip arkadaşı Shigeno'nun önerisini dikkate alıyor. Batter oluyor.
_ Momoko, Goro'nun anaokulu öğretmeni. Annesiz Goro ile yakından ilgileniyor ve bu aşamada Honda'nın dikkatini çekiyor. Lakin birlikte görünmelerinden diğer veliler rahatsız olunca, Goro'nun mezun olana kadar beklemeye karar veriyorlar.
_ Tek başına oynayan Goro, ders konusunda sürekli annesinden baskı gören nerd "Satou, Toshiya" ile tanışır ve ona baseball öğretir. Yıllar sonra iki arkadaş karşılaşırlar. Toshiya, Yokohama Little Team da catcher olarak görev yapıyor. İlk tanıştıklarında Goro çocuğa eldiven verdi. Çocuğun annesi eldiveni çöpe attı. Goro eldiveni çöpte gördü ve aldı. Akşam babası ile yemek yerken sinirle Toshiya bana ihanet etti dedi. Babası kızıp işin aslını öğrenmeden arkadaşın hakkında böyle düşünmek asıl ihanettir dedi. Bu arada Toshiya annesinin eldiveni attığını öğrenip dışarı çıktı ve üzüntü ile çöpü karıştırmaya başladı. Bu sorada yanına Goro geldi. Çocuk olanı anlatınca Goro babasının söylediklerine hak verdi ve eldiveni aldığını söyleyerek Toshiya'yı sakinleştirdi. Erdem dersleri bölüm 1:-)
_ Bir ara bir koç, 5 yaşındaki Goro yu keşfedip takıma alacak oluyor. Meğer o yaştaki çocuklarda kalıcı yaralanma olabiliyormuş. Çalışma 9 yaşında başlamalıymış. Bu nedenle Baba Honda duruma mudahale ediyor. Bu adam zamanında heyecanlanıp kendi oğluna da aynı şeyi yapmış ve oğlunun sakatlanmasına neden olmuş. Şimdi yine gaza gelip aynı hatayı Gorou üzerinde yapmaya kalktı. Tam salak. Goro 9 yaşına gelince Mifune Dolphins Team katılıyor. Takımın koçu işte o adam. Kendisini hiç sevmedim. Mesela Yokohama Little ile karşılaşmada Goro gücünü kaybettiği için formunu bozup kendisini sakatlayaiblecek bir şekilde durmaya başladı. Bunu o salak koç değil, Shigeno fark etti.
_ 6. bölümde Honda öldü. Çok üzüldüm ya. Cidden hem çalışkan hem merhametli hem akıllı bir adamdı. Kafasına 158,160 km hızla top geldi. Neden hemen doktora gitmediler ya. püf! Adam gece kalkıp yere düşüyor. Gorou da sabah kalkmış uzun süre yerde yatan babasını yorguluktan uyuyakaldı diye düşünüyor.
_ Sawamura ve çetesi Komori'ye arkadaş demekte ama sürekli ona iş yaptırmaktadır. Shimizu kız olmasına rağmen adaletsizliğe tepki verir yetmez gibi kendisine takılan Gorou'yu da sınıf arkadaşın bullying e uğrarken ses etmedin diyerek ezer. Kötü hisseden Gorou, Komori ye yardım eder ve çocuğun zaten catcher olduğunu öğrenip onu takıma davet eder. Arkasında da baseball u aşağıladığı için kavga ettiği Shimizu, özür diler gibi takıma dahil olur. Gorou sayesinde Komori ye yaptıklarından pişmanlık duyan Sawamura da, futbolu bırakıp baseball a geçer.
_ Yokohama Little'în kaptanı çocukken gene bu takımda oyuncuymuş. Bir gün kıskançlık nedeni ile deadball atmış ve takım arkadaşının yaralanmasına neden olmuş. O arkadaş "Honda, Shigeharu". Honda gelip arkadaşına iyi bir oyuncu olsaydım tıpu savuşturabilirsim. Ganbatte ne! demiş. Bu arada Gorou Yokohama Little dan teklif alınca babası ile aynı formayı giymek, onun adımlarından gitmek istiyor. Ama annesi takımı kurmak için ikna ettiği arkadaşlarını yüz üstü bırakmış olacağı için bu fikre karşı geliyor. Sonuçta Gorou doğru yolu bulup Mifune Dolphins de kalıyor. 
_ Bir bölümde davet üzerine Amerika'ya giden Gorou, Gibson ile el sıkışıyor. Adam birşey demiyor ama üzgün olduğu çok belli. Bu arada olayın kaza olduğunu düşünmüyorum. Adam yaşını başını almış profesyonel oyuncu. Gaza gelip batter üzerine 160 km saat hızla top atmış olması bir anlık öfke ile dikkatsizlik olarak değil düpedüz cinayet olarak değerlendirilebilir ancak.
_ Gorou rastlantı sonucu Yokohama Little'ın Pitcher larından biri olan "Kawase, Ryouko" ile tanışır ve kızdan hoşlanır. Kız hayran olduğu için formunu Gibson gibi geliştirmiştir. Bu arada aralarındaki yakınlaşmayı "Shimizu, Kaoru" kıskanıyor. Kız, Gorou dan hoşlandığına dair birşey demedi ama diğer kızı kıskanması olayı belli etti.

Özet olarak "Honda, Shigeharu" ın karakteri harika olduğu için onlu bölümlerde harikaydı. Sonrası ise normal. Devamını izlicem. Beklentim Gorou nun da babası gibi karakterli olması, diğer takım üyelerinin karakter gelişimlerinin başarılı olması, Shimizu'nun daha az çırlaması ve heyecanlı maçlar. 

Honda, Gorou: Seri Gorou 5 yaşında iken başlıyor. Olaylar karşısında peşin hükümlü. Arkadaşını ve ya babasını dinlemeden kendi kafasına yorum, akabinde eylem yapıyor. Ama bu tavrını salaklığına değil yaşına veriyorum şuan. Middle schooler olduğunda karakteri gelişmiş ama fevri tavırlı olarak görüyoruz. Deadball korkusu yüzünden koşarak Yokohama Little a gitmesi ve koç ile saygısızca konuşması tam kro işiydi. Umarım gittikçe babası gibi biri olur.

Honda, Shigeharu: Oğlunu üzgün görmemek için elinden geleni yapan baba, konu adalet olunca kızmaktan çekinmiyor. Gorou'yu yönlendirmesini bilen adamın, Momoko'ya yakınlaşması, konuşma şekli, seni 10 yılda olsa 20 yılda olsa beklerim demesi çok romantikti. Öldüğü için cidden üzüldüm.

Hoshino, Momoko: Honda ile evlenmemiş olmasına rağmen Gorou nun velisi olması ve çocuğa annelik yapması, yeri geldi mi aynı baba figüründe olduğu gibi kızmasını bilmesi, yeri geldi mi özür dileyebilmesi. Momoko da çok karakterli bir kadın.

Shigeno, Hideki: Momoko ile evlenmek isteyen adam Gorou yu tokatlıyor. Bu biraz fazla ileri gitmekti bence. Ama erkekler arası olaylar böyledir belkide. Bilemiyorum. Özetle çocuğun iyiliğini kendi çıkarlarının üstünde tutarak böyle birşey yapmasına artı puan veriyorum. Ek olarak son maçta salak koç durumu anlamamışken koşarak geldi ve çocuğu uyardı.

Shimizu, Kaoru: Gorou, Gibson'un Amerika davetine Komori ile gitmek istedi. Ama fazla adaletli Komori jan ken pon yapalım dedi ve kazanan Shimizu oldu. Kız sert mizaçlı, cırtlak birşey. Lafını esirgemiyor ve o çırtlak sesi ile bağırmaktan geri durmuyor. Adalet duygusu yüksek Shimizu, farklında değil ama aslında Gorou dan hoşlanıyor. Çünkü Ryouko olaya dahil olunca sıkıldım deyip takımı bıraktı. Gorou gelip elini tutup sana öğreticem değinde gene ümitlendi ve takıma yazıldı. Güvenilir değil. Çünkü motivesi Gorou. İki gün sonra çocuk başka bir kızdan hoşlanırsa Shimiz gene takımı yarı yolda bırakmaya kalkabilir. Bunu bilinçli yapmıyor belki ama tehlikeli. Beğendiğim kısma gelince, takımdaki herkes pes etse bile kız güçsüz olmasına rağmen denemeden bilemessin dedi ve elinden geleni yaptıç Azimli biri. Motive Gorou iken evet. Yine motive Gorou olduğu için herkes kaçarken o parmakları soyulana kadar çalışıp bir haftada catcher oldu.

Kawase, Ryouko: Kızlar yapamaz lafına gıcık olup daha fazla çalışan "Kawase, Ryouko" iyi bir kıza benziyor. Lakin Gibson hayranı kız olayı bilmeden boşboğazlık etti ve Gibson yüzünen ölen adam iyi bir oyuncu olsa topu savuşturabilirdi dedi. Hemde Gorou nun suratına. Durumu öğrenince ağladı özür diledi ve barıştılar. Ama yaptığı büyük densizlik. Hele ölmüş biri arkasından ileri geri konuşması. Tam kızı beğencekken büyük eksi puan aldı.

Type: TV
Episodes: 26
Duration: 25 min.
Cast: Honda, Shigeharu(Koyasu, Takehito); Shigeno, Hideki(Sakuya, Shunsuke);
myanimelist.net detail



Violet Evergarden (Winter 2018)

Hastanede kendisine gelen Violet, çok değer verdiği biricik Major'ı Gilbert'i göremeyince endişelenir. Adamın yaşadığını ama uzakta olduğunu duyunca rahatlar ve "Hodgins, Claudia"-in yönettiği mektup yazma şirketinde çalışmaya başlar. Küçüklüğünden beri tool muamelesi yapılan, abnormal Violet, hisler konusunda çok deneyimsizdir ve Gilbert'in son söylediği sözü anlamamıştır. Aishiteru! Biricik Major'ının anlamak için doll olarak çalışmaya, insanları ve hisleri tanımak için çaba sarfetmeye başlayan kız, aslında Gilbert'in öldüğünü öğrenir ama buna inanmak istemez. Tool olduğu düşüncesinden kurtulan ve doll olarak işine devam eden Violet, bir gün hizmet etmek için gittiği evin kapısında, gözlerini parlatacak ve yüzünü sevinçle kızartacak tanıdık bir yüz görür.

_ Doll: insanları dinliyor ve anlıyor. Sonrada en uygun cümleleri kullanarak mektup yazıp muhattabına gönderiyor.
_ Violet, Dietfried'ın adamlarını öldürür ve yakalanır. Adam, kızı, kardeşi Gilbert'e -bu bir silah- diyerek hediye eder. Bu tür düşünceleri sevmeyen Gilbert, kıza Violet adını verir ve ona -sen bir tool değilsin, insansın, hislerin var- düşüncesini aşılamaya çalışır. Bir thanksgiving gününde Gilbert kıza hediye almak ister. Kız yol üstünde gördüğü bir broşü beğenir. Gilbert'in gözleri gibi yemyeşil olan broş, tıpkı Gilbert'in gözleri gibi kıza çok güssel gelmiştir. Adam broşü alır ve kıza hediye eder. Daha sonra ikisi bir göreve çıkarlar. Görev başarılı olur lakin Violet ile Gilbert ciddi şekilde yaralanır. Çocuk, iki kolunu kaybettiği için kendisini ağzı ile çekleştirip kurtarmaya çalışan kızı durdurur ve ona Aishiteru denir. İşte hastanede uyanan, artık çelik mekanizmalı kollara ship Violet'ın, Gilbert'a ait hatırladığı son cümle budur!
_ Gilbert, Claudia ile "bana birşey olursa" konuşması yapmış. O nedenle adam gelip kızı hastaneden alıyor ve Gilbert'in isteği üzerine bir eve yerleştiriyor. Evdekiler iyi ama ortamdan rahatsız olan kız içerde duramıyor. Bunun üzerine Claudia onu yönettiği posta servisine eleman olarak alıyor.
_ Bir ara doll-lar yardım için bir gözlemevine gidiyorlar. Violet, burada "Stephanotis, Leon" isimli gence yardımcı oluyor. Normalde kızlarla işi olmayan çocuk Violet'e resmen aşık oluyor.

İzlediğim her bölümünde gözyaşlarına boğuldum seriyi sevdim. Kızın -adı ne bu hissin, ay nasıl davranmak lazım şimdi- diye kasmak yerine sevdiği için yeri gelince dişleri ile azmetmesi, çaba göstermesi harikaydı. Broşü görünce adamın gözlerine benziyor diye mutlu olmasına ve bunu temiz, saf ve dürüst birşekilde dile vurmasına ne demeli?! Yüce hisler işte böyledir. Utanmak gibi gereksiz hisler onun yanında erir gider. Seri genel bir konunun etrafında dönerken kızın mektup yazdığı yan hayatlara da dokunuyor ve bu hayatların her biri, bir ayrı güsel ve özel. Hani beni hüngür hüngür ağlayacak cinsten. Hele hele hasta annenin her doğumgünü için minik kızına mektup yazdırdığı bölüm de gözlerim kan çanağına dönüştü. Seri sonunda kızı heyecanlanmış gördük ama kapıyı kimin açtığını göremedik. Bende adamın yaşadığına inanmak istiyorum. Güssel bitsin istiyorum bu seri. İşleniş yeterinde hüzünlüydü, bari finali ii bitsin. Bu arada serinin öyle bir ending i var ki kalplere zarar. Tınıyı duyar duymaz elimde değil gözlerin doluyor: "Michishirube" by "Minori Chihara"

Type: TV
Episodes: 13
Duration: 23 min.
Cast: Bougainvillea, Gilbert(Namikawa, Daisuke);
myanimelist.net detail



Ookiku Furikabutte (Spring 2007)

Okuduğu okulda yönetici vasfı bulunan büyükbabası yüzünden Ace olan Mihashi, takım arkadaşları tarafından sevilmemekte ve bullying e uğramaktadır. Kendine güveni sıfır modda gelişen karakteri ile lisede başka okula gider ve beyzbol takımına pitcher olarak kaydını yaptırır. Çocuğun atışlarını izleyen takım koçu ve catcher Abe-kun, kupayı kazanabileceklerini düşünüp çocuğu Ace yaparlar. Aslında Mihashi'nin atışları şahanedir ama bir önceki takımı çocuğu çok aşağılamışlar, kendi berbat oyunları yüzünden kaybetmelerini sürekli çocuğun üstüne yıkmışlardır. Bu nedenle çocuk, her olumsuzlu kendi yüzünden oldu saymaktadır. Takım ilk başını Mihashi'nin eski takımı ile oynar ve kazanır. İkinci maçta başarı ile sonuçlanır. Her iki maçta da catcher Abe-kun, Mihashi'ye destek olmak için elinden geleni yapar, bazen sabrı taşar kızar. Sonuçta güssel bir arkadaşlık ortamı oluşur.

_ Eski takımı suçlar, Mihashi lafları kabul eder, daha iyi olmak için evde eşek gibi çalışır. Sonuç; Mihashi farketmese de süpper bir pitcher olur. Seride güssel başlangıç.
_ Bu kadar ezik bir çocuğu en son Eyeshield 21 de izlemiştim. "Kobayakawa, Sena"... Iykk. Lakin "Mihashi, Ren" biraz daha iyi. Sena, rakibi iyi olunca desresyona giriyor ve bunu reklam ediyordu. Diğer karakterler hemen çevresine dolaşıyor ve onu övmeye başlıyordu. Böylece çocuk, bir sonraki depresyon term üne kadar gaza geliyordu. Gıcıktı yani. Mihashi ise ezik değil, korkak. Çevresindeki insanlar onu övmeye başlayınca da korkmayı sürdürüyor. Sadece gözlem yaparak ve sonrasında düşünerek karakterini minik te olsa değiştiriyor. Sena ya göre daha iyi. Ek olarak son bölümlerde pitcher olarak yerini bırakmak istemedi. Gözyaşları ile milletten pohpoh dileceğine daha iyi olmak için kastı. Aferin.
_ Bir ara Abe-kun yaralanmasın diye sign lere uymadı. Düşünme sen, üstüne düşen vazifeyi yap. Yada time iste ve endişelerini dile getir.

Özet olarak spor animesi olduğu için devam edicem. 25 bölümlük seride sadece iki maç oynanması iyi değildi. Amaç çocuğun karakterini sindirmemiz olabilir diye düşünüyorum. Lakin sonlara doğru sıkılmaya başladım. İkinci sezona bakıcam ama Mihashi de çok daha ciddi karakter gelişimi ve çok daha heyecanlı maçlar bekliyorum. Eğer ikinci sezonda bundaki gibi minimal ilerleyen birşey olursa, devamına bakmam.

Tag: Big Windup!, Oofuri, Ohkiku Furikabutte, Swing Big!
Type: TV
Episodes: 25
Duration: 25 min.
Cast: Abe, Takaya(Nakamura, Yuuichi); Mihashi, Ren(Yonaga, Tsubasa);
myanimelist.net detail



Miira no Kaikata (Winter 2018)

İşi nedeniyle uzaklarda olan babasından garip hediyeler alan "Kashiwagi, Sora", halası "Kashiwagi, Kaede" ile birlikte yaşamaktadır. Bir gün koca bir tabut içinde minicik bir mumya gelir. Sora, başta istemese de çok kısa sürede minik ve tatlı mumyanın koruyucusu ve arkadaşı olur. Zamanla en yakın arkadaşı Tazuki, sınıf arkadaşı Asa ve okuldan arkadaşı Daichi de, doğaüstü tatlı yaratıkları ile yolları kesişir.

Minik mumya Mii-kun un hastası oldum. Cidden çok iyi kalpli, saf ve tatlı birşey. Elinden geldiğinde faydalı olabilmeye kasan minik şeyin, Sora hasta olunca kendini suya atmasına sonra Sora nın anlına serilmesine bayıldım. Sora'nın arkadaşı "Kamiya, Tazuki" acayip karizma sexy ve ses tonu harika bir karakterdi bayıldım. Seri çocukların evlat edindikleri yaratıklarla geçirdikleri günleri tatlı tatlı işliyor. İzlerken hiç sıkılmadım. Ama konusu olmayan seri aslında hiç tarzım değil. Sırf tatlış gidiyo diye izledim. Sevdim ama devamı olursa bakmam.

Tag: How to Keep a Mummy
Type: TV
Episodes: 12
Duration: 24 min.
Cast: Kamiya, Tazuki(Koumoto, Keisuke);
myanimelist.net detail



Mahoutsukai no Yome (Fall 2017)

Chise, evi terkeden babasının ardından kafayı sıyıran annesinin intihar etmesi üzerine pokerface modda kendisini yetiştirir. Umursamaz modda bir açık arttırmada satışa çıkar ve alıcısı yaratık suratlı Elias olur. Adamın niyeti kızı hem büyücü hem gelini yapmaktır. Chise, Elias sayesinde bir sürü dost edinir, birsürü macera yaşar ve yaşamdan keyif almaya, kocası olacak yaratığa aşık olmaya başlar.

_ Kendisini satmaya kalkan adamla gayet arkadaş vari takılan Chise'nin açık arttırmada ne işi olduğu hakkında hiç bir fikrim yok.
_ Youkai leri görebilen kız, zamanında insan yemiş olma ihtimali bile bulunan Elias'dan zerre korkmuyor. Teslimiyetçi yapısını sevdim ve o kadar çok şey görmüş geçirmiş ki erdemli hale gelmiş gibi düşündüm. Lakin seride kızın tramvalarından sadece youkai saldırılarından bırak babasının küçük erkek kardeşini alarak gitmesini, clumsy annenin bocalayıp kızı boğmak istemesini, kızını boğamayınca intihar etmesini izledik. Acı evet, ama yeterinde brutlal değil. Başka şeyler de olmalıydı. Seri kızın annesinden sonra başına gelen çok acı deneyimlere de dokunmalıydı. O poker face lönk diye oluşmuş olamaz.
_ Kız aynı zamanda "Sleigh Beggy". Yani anladığım kadarıyla sihir güçleri bulunan, youkai leri gören ve bünye olarak kırılgan birisi. Hatta doktorlar 3 yıl ömür biçiyorlar.
_ Kızın başına birsürü şey geldi ve açıkcası seri başından beri Elias'ı çok ilgisiz gördüm. Lafta kızı koruyor, koruyacağını söylüyor ama eyleme gelince yok, yada eylemleri çok yavaş. Ben sevdiği için aklından önce bedeni hareket edenlerin aşkına inanırım. Ek olarak Elias neden kızı gelini yapmak istiyor? Görür görmez aşık olmadı ki, zamanla sevdi!
_ Bi de ortada Cartaphilus var. Tanrı, İsa peygambere ilk taş atan adamı lanetlemiş. Adam acı çekerken basit bir çiftçi olan beyaz saçlı çocuk ona yardım etmiş. Zamanla çocukta lanetlenmiş ve sürekli acı hisseden Cartaphilus a dönüşmüş ve ölümsüz olmuş. Bu çocuk sırf eğlence olsun diye insanlara kötülük yapan biri. Seri sonunda sevgi bötürcüğüne dönüşen kızımız bu çocuğa sarılıyo ve onun yüzyıllar sonra huzurla uyuyabilmesini sağlıyo filan. Hak etmiş gibi ...
_ Bir bölümde birşeyler hisseden ama ne hissettiğini bilemeyen Elias, kızı edindiği arkadaşlarından kıskanıyor ve kıza sarılıyor. Ama kontrol edemediği için öyle sıkı sarılıyor ki kızı boğacak gibi oluyor. Evet, bazen sevgi öldürücü olabiliyor. Kontrolsüz sevgi sevgi değildir :-)

Acayip sıkılarak izlediğim bir seri oldu. İçinde aşk adına birşeyler olmasını bekledim ama nafile. Konu ilgi çekici aslında. Lakin işleniş ve karakterler berbat. 24 bölümlük seri boyunca sadece son episode de uzun boylu Elias 'ın kapıya dayanarak duyduğu sahnede wow dedim. Ellerini göğsünde birleştirerek kapıya yaslanmış uzun boylu erkek çekici oluyomuş. :-) Özetle sevmedim. Devamı olursa bakmam.

Tag: The Ancient Magus' Bride, The Magician's Bride
Type: TV
Episodes: 24
Duration: 24 min.
Cast: Ainsworth, Elias(Takeuchi, Ryouta);
myanimelist.net detail