Cuma, Temmuz 24, 2015

Portekiz : Lizbon ve Porto

1.gün
Güssel bir günün ortasında yola çıkıp Lizbon'a vardım. Gayet temiz metrosunu kullanarak şehrin merkezi sayılan Rossio meydanındaki otelime geldim. (ps: Kusmuk ve sidik kokulu Paris metrosu ve istasyonlarını hatırlıyorum da; ııykkk! Şimdiden Lizbon'u sevdim.) Çantamı otele bırakıp Belem'e geçtim. Burada Padrao dos Descobrimentos ve Torre de Belem'i gördüm. Ek olarak sanırım dünyanın en güssel gözlerine sahip minik bir kıza rastladım, Allah nazarlardan saklasın. İtiraf edeceğim; çaktırmadan bebişin fotoğrafını çekecektim ama olmadı :-)
Giriş için kuyruk beklesem de Torre de Belem'i sevdim. Otele dönmeden önce Portekiz'in meşhur Pasteis de Nata'larından yedim. Lezzetli, tatlı ve hamur işi. Acayip şirin ve güler yüzlü personeli olan oteldeki odamın fransız balkonundan Rossio meydanını izledim veeee uyudum:-)

2.gün
Kalkmam gereken saatte kalkamadığım için planlarımı değiştirdim ve tekrar Belem'e gittim. Bu sefer Mosteiro dos Jeronimos(The Jeronimos Monastery), Museu Nacional de Arquologia(The National Archaelogy Museum) ve Museu de Marinha(The Naval Museum) yı gezdim, Pasteis De Belem yedim. (ps: Belem daha çıtır çıtır, bu nedenle oyumu Nata'ya veriyorum:-))  Lizbon merkeze döndükten sonra Elevador de Santa Justa, Baixa, Igreja de Sao Roque, Miradouro ve Carmo gezilerimi tamamlayıp güssel bir kahve molası verdim.

3.gün
Bu gün ayrıca yazılmayı hak ediyor :-)

4.gün
Yorucu olacağı belli güne Sintra tatlılarından harika Queijadas ve pek beğenmediğim Travesseiros yiyerek başladım. Sonrasında Museu Militar, Panteao Nacional, Sao Vicente De Fora, Largo Da Graca, Castelo De Sao Jorge, Igreja De Santa Maria Maior, Casa Dos Bicos, Praça Do Comercio, Jardim Botanico, Basilica Da Estrela, Assembleia da republica, ve rastlantı sonucu Mercado Da Ribeira'yı gördüm.

Largo Da Graca harika manzarası ile beni büyüleyen yerlerden birisi oldu. Lizbon'un parkları Paris'tekiler gibi iğrenç kokulu değil, temiz diyebilirim. Bir tek içerdikleri havuzlar temiz görünmüyor. Artı olarak bir sürü büyük ve güzel ağaç var; aralarında yürümek için ideal. Mercado Da Ribeira'ya bayıldım. Tok olmasam kesin içeride bir şeyler yerdim; mesela İtalya'ya özgü dikdörtgen pizza! Sonrasında şehir değiştirip Porto'ya geçtim. Otel odam yine büyük ve güssel manzaralı. Yemek için dışarı çıktığımda İstanbul kebap diye bir yer buldum. Şimdiye kadar İstambul ve Estanbul a rastlamıştım. Bunun adı doğru diye şans verdim, sonuç: halal etten yapılmış kıymalı pidesi fena değil, ama ülkemin yemekleri ülkemde yapılınca güssel. (ps: ayrıca içim dışım kilise, haç, çan oldu bu ülkede yaws.)

5.gün
Güneşli bir günün sabahında kalkıp önce Porta sokaklarında dolaştım. Sao Bento tren istasyonunu, Igreja Dos Congregados, ve Estatua D Pedro IV'u gördüm. Sonra güssel bir tren yolculuğu ile Aveiro'ya vardım. Sırada otobüs yolculuğu vardı ve sorularıma cevap veren şoför, dünyanın en tatlı, en şeker, en güler yüzlü, en yakışıklı, ay ne desem en harika adamıydı. O güneş gibi yüzün fotoğrafını çekmek çok istedim ama utangaçım işte püf!!! Yine de uzun süredir bu kadar güssel gülen birisini görmemiştim, iyi geldi. (ps: en son Japonya'da bir kızı görmüştüm böyle güneş gibi gülümsemeli.) öhöm! Costa Nova'dayım. Sokaklarında gezdim, sahilinde yürüdüm, ünlü dondurmasından utanmadan 4 top yedim. Yoğurtlu ve karemelli olanlar bir harikaydı. Dönüş yolculuğum ise koltuk arkadaşım, harika kadın Eduarda sayesinde şen şaktak geçti. Bir de buradan teşekkürler Eduarda :-)

6.gün
Bugün Braga'daydım. Arco Da Porta Nova, Igreja Da Misericordia, Largo Do Paço, Bom Jesus, Igreja E Convento Dos Congregados, Praça Da Republica, Igreja De Santa Cruz, Igreja Do Hospital De S.Marcos, Palacio Do Raio, Jardim De Santa Barbara, ve Se De Braga'yı gördüm.

Bom Jesus'a çıkan merdivenler yeşillikler ile çevrili olduğu için bana Japonya'yı hatırlattı. Güsseldi. Bir sürü heykel ve haç görerek çıkılan kilisenin içinde ise korkunç bakışlı bir İsa heykeli var. Bu arada çevredeki heykellerin bazılarının kafasında -mesela Joseph De Arimathea- sarık olması ilgimi çekti. 

Günün diğer yarısı Porto'daydım. Igreja E Torre Dos Clerigos, Monumento Ao Infante D.Henrique, Igreja De S.Nicolau, Palacio Da Bolsa, Igreja De S.Francisco, Ponte Luis I, Se Do Porto, Chafariz do Anjo, ve Igreja De Sto Ildefonso'yu gördüm.

Beni en çok maalesef fotoğraf çekmenin yasak olduğu Igreja De S.Francisco etkiledi. İçerisi resmen altın kusulmuş gibiydi. Her yer altın kaplama abartılı şekiller, heykeller; duvarlar bile altın kusuyordu resmen. Bir yerde de sanırım iki Osmanlı askeri(sarıklı ve pala bıyıklılardı) iki hristiyanın kafasını kesmişti. İlginç bir betimleme. Keşke fotoğrafını çekebilseydim.
Palacio Da Bolsa'nın giriş ücreti 7 euro idi (2015/07). O nedenle içine girmedim. Binanın dışıyla ilgilendim. Porto turist dostu bir şehir bence. Harita güzel, Monument'ların önünde yeterli bilgiler var. Bir tek yolları yokuş, merdivenleri dik. Yani iyi bir kondisyon gerektiriyor:-) (ps: Ponte Luis I üstündeyken çok korktum ya. Sanırım benim ciddi ciddi yükseklik korkum var :-))

7.gün
Bugünün yarısı Porto da diğer yarısı Portekiz'in beşiği sayılan Guimaraes'te geçti. Porto'da Serralves'i gezdim. İçinde çiftlik hayvanlarının, meyve bahçelerinin olduğu harika bir bahçe ve müze burası. Guimaraes 'te ise Paço Dos Duques, Castelo, Igreja De S.Miguel, ve Guimaraes sokaklarını gördüm. Dönüş yolunda güssel bir kahve ve yanında Pasteis De Nata yedim. Birbirlerine yakışıyorlar. Sonrasında dönüş yolculuğum başladı ve şuan uçak saatimi beklerken blogumu yazıyorum.

Özet olarak temiz, turist dostu, tarih dolu bir ülkede şık bir tatil geçirmiş oldum. Dünya kadar kişi ile konuştum, yardım istedim, yardım gördüm. Portekizliler bende yardımsever, sakin, hoşgörülü ve tatlı insan imajı bıraktılar. Yine de her zaman söylediğim gibi : gitmeden bilemezsin! :-)

BAZI NOTLARIMS:
- Bayramın 1.günü meydanın birinde, ciddi bir kalabalığın bayram namazı kıldığını gördüm. Hoşuma gitti :-)
- Ayağınız yaya geçidine iner inmez araçlar durup size yol veriyor. Harika.
- Kalabalık bir şehir değil, yada yollar ve kaldırımlar geniş olduğu için, insanlar tabakhaneye yetişeceğim diye size çarpmadıkları için öyle hissediyorsunuz.
- Metro istasyonları boş ve geniş. Metro ise kalabalık, demek ki durakta yolcu biriktirmeyecek kadar sık geçiyor: aferin.
- Metro ve tren içleri, istasyonları tertemiz. Tabelalar anlaşılır şekilde.
- Yiyecek içecek fiyatları bana normal geldi. Sık sık karşılaşmasanız bile çevrede hoş manavlar var.
- Cadde ve sokak isimleri anlaşılır büyüklükte ve fontta yazılmış. Tebrik ediyor, ah keşke aynı özen İstanbul'da da olsa diyorum.
- Çoğu kişi İngilizce biliyor. Soru sorduğunuzda yarım yamalak bilseler bile kaçmıyorlar, yardımcı olmaya çalışıyorlar. Güler yüzlü insanlar.
- Belem de koşan bir sürü kişi gördüm. Anlaşılan spor yapmayı seviyorlar. Diğer yandan sıkıysa sevmesinler. Lizbon'da yemek anlayışı karbonhidrat üzerine kurulu. O nedenle insanların geneli balık etliden hallice. Tabi bu kısacık şortları giymelerine engel değil. Lakin o şortlardan süzülen bacaklar ince uzun ve taş gibiyse bilin ki; o büyük ihtimalle turist.

- Lizbon kartım nedeniyle birçok yere free giriş yapabiliyorum. Ama acayip saçma bir şekilde para ödeyenlerle aynı sırada bekliyorum. Cidden çok saçma.
- Hava dehşet sıcak, biliyorum aylardan Temmuz, ama yine de hava dehşet sıcak.
- Çok fazla yokuş var, şaftım kaydı.
- Tuvaletlerin durumu vahim. ps: Japonların bal dök yala wc lerinden sonra bana hiç birşey beğendiremezsiniz zaten ;)
- Marketler var ama büyük değiller. Örneğin füme somon bulamadım.
- Tabela olayını monumentler için iyi yapmamışlar. Yazılar küçük veya hiç tabela yok. Yada İngilizce bir yazı yok. Bazen nereyi gezdiğimi anlamak için ciddi zaman harcamam veya birisine sormam gerekti.

Yazıda detaylara yer vermedim. Portekize gidecekseniz ve detay sorularınız varsa sormaktan çekinmeyin kudasai! :-)



Hiç yorum yok: