Cumartesi, Aralık 26, 2015

Kainan 1890 (2015)

Sevgili arkadaşım ile kış güneşinin altında, gözlerimiz kamaşıp ellerimiz titrerken buluştuk ve sinema salonunun yolunu tuttuk. Salon, rahat deri koltuklardan oluştuğu için yayım-yayım yayılarak filmi izlemeye koyulduk.

Ertuğrul 1890, doğru geçişlerle bir Osmanlıya bir Japonyanın Oushima'sina gidip geldi. Fırkateyn sakinleri kendi örf adetlerine göre eğlenip yol alırken, balıkçı köy halkı yokluk içinde olsa da çalışmayı bildiği kadar eğlenmeyi de bildi. Ertuğrul, -büyük bir talihsizlik mi desem, o zamanın cahilliği, bilgisizliği mi desem, bazı art niyetlerin bildiği halde bilgi vermemesi mi, yoksa bazı laf dinlemez egoların ben daha iyi bilirimciliği mi; bilemedim- tam da tayfun döneminde Kobe'den yola çıkar. Haliyle batar! 69 kişi fedakar Oushima halkı tarafından kurtarılır. Veeee aradan yıllar geçer. 1985 tarihinde Saddam, yolcu uçakları dahil İran'dan havalanan uçakları bombalayacağını duyurur. Güvenlik nedeni ile Japon hükümeti kemküm ederken, diğer ülke uçakları sadece kendi yolcularını alır. Dönemin başbakanı Turgut Özal, İran'da bulunan 215 Japon'u THY uçağı ile Türkiye'ye kabul ederek, tarihe geçecek bir yardım örneği gösterir.

İzleme notlarım:
- Yüzbaşı Mustafa ile babasının arasında geçen konuşmayı sevmedim. Hadi duygusal babanın ne olursa ol geri dön demesi normal de, buna söz veren Mustafa'nın yaptığı hadsizlik bence; bir saniye sonra ne olacağından bir haber bir beşer için.
- Yüzbaşı Mustafa'nın kazan dairesindeki ukala tavırlarına ne demeli?! Durduk yere Bekir'e laf giydirmeler filan. Bence Bekir, hem yürek hem de bilek açısından Mustafa'yı tokatlar.
- Gözyaşı saklama olayı nedir cidden?' Var mı tarihimizde böyle ilginç -romantik- girişimler?!
- Geminin battığı, Japonların Türklere yardıma başladığı karelerde benim de gözyaşlarım başladı. Çok duygulandım, çok ağladım. Nişanlısını hatırlayan Haru beni mahvetti. Kadınların yardım için çırpınışları, çok güssel pek dişi Yuki'nin adamı donmaktan kurtarışı, zaten fakir olan köy halkının elinde avucunda olan herşeyi yardım için paylaşması harikaydı.
- "bizler zor durumda kalanlara yardım eden babaların çocuklarıyız, şimdi bu insanlara yardım etmessek atalarımızın yüzüne nasıl bakarız!" diyen çocuk yüzünden hıçkırıklara boğuldum.
- Denizcinin verdiği minicik tavuğu ağzına atmak yerine kardeşi ile paylaşan küçük kız beni derinden etkiledi, ki kardeşi de eline aldığını bölerek yanındaki diğer küçüğe verdi.
- Zekasından kuşku duymaya başladığım Mustafa'nın yaralı askerlere "işinizi niye doğru yapmadınız" şeklinde saldırdıktan sonra, etrafı yıkıp dökmesi beni cidden sinirlendirdi. Abi, millet sofrasındakini yemeden sizinle paylaşıyo, sen yeni ergen gibi sinir krizi geçirip onları yerlere saçıyosun.
- Haru'nun kedi gibi Mustafa'nın peşinde dolaşması pek tatlıydı.
- Merhum Turgut Özal'ın yaptığı bu çok önemli iyilikten haberim yoktu. Bravo diyorum.
- Filmin sonunda olduğu gibi Türklerin yolu yararak Japonların uçağa binmesine izin verdiğini hiç sanmıyorum. Keza yolda düşsen dönüp bakmıyor kimse.

Özetle çok ağladım, çok üzüldüm. Ama izlediğim için hiç pişman değilim çünkü çok şey öğrendim. Zamanında Japonların Bize, sonrasında Bizim Japonlara yardım etmiş olmamız çok güssel ve benim için çok önemli.. Umarım ebedi olarak dost iki ülke olarak kalırız...